.

Cuma, Haziran 09, 2006

Gün 45 - Tam iki dakika #

Yoğun olarak bir şeyleri yetiştirmeye çalıştığımdan, bugün pek bir şeyler yazabileceğimi düşünmüyordum.

Ama sonra, ayıracak iki dakikam olduğuna karar verdim. Ne de olsa sizlerle "iki dakika yönetimi" konusunda konuşmamıştım hiç. Ve bunları yazarken zaman geriye doğru sayıyor (kalan 1 dk 20 sn)

Bu aralar "2 dakika yöntemi" konusunda kendimi eğitmeye çalışıyorum.

Olayın mantığı:

Eğer bir işi yapmanız iki dakikadan az sürecekse, beklemeden o işi yapın. Çünkü bu işi takip etmeniz için gereken zaman bile
(
ajandaya not almak, önceliklendirmek, yapılacaklar listesini düzenlemek, zamanı geldiği zaman işin ayrıntılarını (aradan zaman geçtiği için) tekrar hatırlamaya çalışmak, işi tamamladıktan sonra bu işi yapılacaklar listenizden silerek üzerine bir çizik atmak
)
iki dakikadan çok daha fazla olacaktır.(kalan: 0 dk 30 sn)

Ben deniyorum; odaklanma ve verimliliğimin epey bir arttığını fark ettim.

Son 30 saniyemde de, zaman tutarken kullandığım aşağıdaki aracı iliştireyim:


(not: uygulama ".net framework" gerektiriyor, ve tabii ki Windows, birincisi ücretsiz edinilebilir; ikincisi çoğumuzda var zaten :) )

Sürem doldu!

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Mayıs 24, 2006

Gün 35 - Toplantılar... toplantılar... toplantılar. #

Başlamadan önce ufak bir not:

Bu blogun düzenli takipçileri farketmişlerdir; bazı yazılara birer birer artan bir gün numarası veriyorum (gün33, gün34, gün35); bazı yazılara ise sadece konu başlığı veriyorum (tatil dönüşü, ekşi sözlük vb.)

Bu yönteme bir açıklık getirmem yararlı olacak diye düşündüm (gerçi siz de az çok tahmin ediyorsunuzdur): Gün olarak numaralandırdığım yazılar, içerik olarak önem verdiğim; kişisel gelişim ve/ya iş yönetimi ya da pazarlama açısından işe yarayabilecek yazılardan oluşuyor. Numaraların ardışık olması her gün yeni bir yazı eklediğim anlamına gelmiyor (ama genelde her gün ya da en azından iki günde bir yeni bir ileti ekliyorum). Herhangi bir numarası olmayan yazılar da bu blogun içeriği ile doğrudan ilgili olmayan yine de bilginiz olması gerektiğine inandığım haberlerden oluşuyor.

...

Bu kadar ek bilgiden sonra bakalım bugünkü yemeğimizde ne var:
Başlıktan da anlaşıldığı üzere konumuz "toplantılar". Çoğunuzun "toplantı" kelimesini duyar duymaz "sıkıntı" kelimesi ile serbest çağrışım yaptığını biliyorum.

İster kendi işinizi yapıyor olun, ister bir firmada personel olarak çalışıyor olun, ister iki arada bir konumda olun (part-time, full-time + freelance, kontrat bazlı vb.) eğer iş yapıyorsanız öyle ya da böyle birileriyle toplanacaksınız demektir.

Toplanacağınız kimse
  • Patronunuz olabilir
  • Müşteriniz olabilr (ki müşteriniz de aslında patronunuzdur bir bakıma)
  • Proje arkadaşlarınız olabilir
  • Projenizin bir kısmını outsource ettiğiniz kimseler olabilir
  • Projenizi pazarlamak istediğiniz bir firma ya da bir VC (Venture Capitalist) olabilir.
Bunların hiçbirisi toplantınıza gereken önemi vermeniz gerektiği gerçeğini değiştirmez. Daha önceden sıkıcı toplantıları eğlenceli hale getirmek konusundan bahsetmiştik :)
Şimdi biraz daha ayrıntıya girelim:

Toplantı öncesi
  • Toplantının içeriği hakkında önceden bilginiz olsun

    Ki toplantının hangi aşamasında katkıda bulunabileceğinizi bilin. Toplantının ajandasını net olarak bilirseniz, toplantı için daha rahat hazırlanırsınız. Hiçbir zaman "ben konumu biliyorum, anlatırım bir şeyler" diye yaklaşmayın olaya. Konunuza hakim olmanız, biraz da hazırlıklı olmanızdan geçer. Unutmayın, karşınızdakini etkilediğiniz oranda güven kazanırsınız.

    Birşeyleri biliyor olmanız önemli tabii ki, ama bu bilginizin karşı tarafca doğru algılanması bundan çok daha önemli.

  • Takım çantanız yanınızda olsun

    Tabii tabii. İngiliz anahtarı, levye, papağan pense bir toplantının olmazsa olmazlarıdır.
    Şaka yapıyorum. Ancak elinizde toplantıya ait bir klasörünüz olması gerekli. Bu klasörde, kendi notlarınız, makale referansları, gerekli sunumlar, pazar araştırmaları, rakamlar, çizgiler gerekli ne varsa önceden bulundurun. Unutmadan, mutlaka yanınızda bir kalem ve bir not defteri bulunsun. Kısacası hazırlıksız olmayın.
Toplantı sırasında
  • Toplantıya katılın

    "E tabi katılacağım, toplantıda değil miyim zaten" demeyin şimdi. Toplantıda bulunmak ile toplantıya katılmak arasında çok önemli bir fark var. Konuşulan konulara dikkat edin. Eğer benim gibi iseniz toplantıda kendinizi hayallere dalmış ve konudan kopmuş bulabilirsiniz. Bu durumdan olabildiğince kaçının. Konuşulan konu sizi doğrudan ilgilendirmese bile dikkatle dinleyin. Notlar alın. Gerekli zamanlarda görüşünüzü bildirmekten çekinmeyin.

  • Kimin neyi yapacağını kesinleştirin

    Çoğu toplantıda "hede hödö modülünü başlıyoruz arkadaşlar" gibi bir karar alınır. Ama kimin neyi yapacağına karar verilmez. Ve dolayısıyla toplantı bitiminden takriben birkaç hafta sonra bir adet "kimin neyi yapacağı" toplantısı yapılır. Toplantı esnasında görev ve sorumlulukları mümkün olduğunca net bir şekilde belirleyin.

  • Kilometretaşları koyun

    Hangi işe ne zaman başlanacağı, ne zaman biteceği konusunu netleştirin. Zaman konusunda muğlak olmayın. (Bu muğlaklık konusuna Araplar çok güzel bir örnek. En favori sözleri bukra inşaallah : Yani "yarın bir ara..." :)

    Ve tahmin ettiğiniz üzere bu yarın, uzaar, uzaar, daha da uzar. Zamanın aleyhinize işlemesine izin vermeyin.
Toplantıdan sonra
  • Gevşeyin

    Cidden. En eğlenceli ve verimli toplantı da en sıkıcı ve uzun toplantı kadar yorucudur. Dinlenin, kafanızı toparlayın.

  • Ertelemeyin

    Bir saat içinde yapılabilecek tüm toplantı kararlarını hemen yapın. Eğer hemen şimdi yapmazsanız bu ufak ayrıntılar ileride size çok büyük ayak bağı olurlar.

  • Zaman planlaması yapın

    Bu konuyla ilgili ileride daha detaylı konuşulabilir. Kısaca zaman yönetimi için hangi aracı kullanıyorsanız (ms outlook, basecamp, hipcal, vb.) yapılacak işleri ve hangi işin ne zaman yapılacağını yazın.

    Ve (zor ama) mümkün olduğunca bu zaman planlamasına uyun.

    Biliyorum, kilometretaşları (deadline'lar) ertelenmek içindir :)

Not: birkaç gün şehir dışındayım. Dönünce kaldığım yerden devam ederim :)

... Görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Mayıs 07, 2006

Gün 25 - Gülü seven dikenine katlanır #

Her gülün bir dikeni vardır:

Eğer kendi işinizi kurduysanız ve yeni yeni ayaklarınızın üzerinde durmaya çalışıyorsanız bu dikenlere daha bir dikkat etmeniz gerekir.

Yine eğer tek kişilik bir şirketseniz harcamanız gereken bu dikkat miktarı çok daha fazla olacaktır. Özgürlüğün bir bedeli vardır: artan sorumluluk.

Eğer kendi girişiminize yeni yeni başlıyorsanız, ileride başınızın ağrımaması için iş yönetimi konusunda dikkat etmeniz gereken birkaç noktaya parmak basmak isterim naçizane:

1. Kalite önemlidir, ama hız da önemlidir

Yanlış anlaşılmasın, kaliteyi hıza tercih etmekten nefret ederim. Benimle daha önceden çalışanlar çalışma yapımı, problemlere ne kadar modüler yaklaştığımı, olası en iyi çözüm için ne denli kafa patlattığımı, mükemmelliğin ayrıntıda gizli olduğuna gönülden inandığımı çok iyi bilirler.

Ancak global değişimlerin ışık hızıyla gerçekleştiği; bir trendin bir diğerini kovaladığı (özellikle web alanında) bir dünyada bazen çabuk çözümler, kaliteli çözümlerden daha değerli olabiliyor.

O kadar ince bir nokta ki, nasıl tam olarak ifade edeceğimi bilemiyorum: Bazen öyle bir zaman gelir ki kaliteyi sağlamak çok masraflı olabilir. Eğer eklediğiniz ekstra kalite çok masraflı olacaksa; bu kaliteyi ne müşteriniz (ve daha da önemlisi) ne de müşterinizin hedef kitlesi algılayamayacaksa, projenin başka bir bölümüyle ilgilenmenizin zamanı gelmiş demektir.

Bu dönüm noktası kişiden kişiye ve projeden projeye değişmekle beraber hep vardır. Mükemmellik, sonsuz zaman gerektirebilir.

Gerçekçi olun. Maksimize etmeyin, optimize edin.

2. Gecikmeli ödemeler için bir politikanız olsun.

Diyelim tüm müşterileriniz yapmaları gereken ödemeleri onbeş gün geciktirdiler. Bu ne demektir: Sizin de ödemeleriniz gecikecektir; faturalarınızı cezalı ödeyecek, kredi kartı ödemelerinize ekstradan faiz ödeyeceksiniz vb.

Müşterileriniz ödemelerinin gecikmeli yaparak borcun kaldıraç etkisinden (leverage factor of debt) ve zamanın fırsat maliyetinden (opportunity cost of time) sonuna kadar yararlanmaktadırlar.

Ve bilin bakalım kabak kimin başına patlamaktadır. Evet, sizin!

Uzun lafın kısası:
Müşterilerinizle yapacağınız sözleşmelerde gecikmeli ödemelere bir yaptırım olsun. Böylelikle:
  1. Müşterilerinizi ödemelerini daha erken yapmaları için motive etmiş olursunuz,
  2. Yukarıda sıraladığımız fazla ödemeleri (fatura faizi, kredi kartı faizi vs.) telafi etmiş olursunuz.
3. E-mailler arasında kaybolmayın.

Ben halen bu durumdan kurtulamadım. Üye olduğum listelerden, müşterilerden, ekonomi/pazarlama vb. gruplardan, kendi arkadaş çevremden, (spamleri hiç saymıyorum) günde en az iki yüz mail geliyor.

Yani tüm günümü bu mailleri okumakla geçirebilirim.

Emaillerin günümü öldürmemesi için kendime birkaç kural belirledim.
  1. İş için kullandığım mailleri düzenli olarak takip ediyorum.
  2. İş ile ilgili olmayan yazışmaları ise tanımladığım kurallar ile (gmail süzgeci, outlook filtre ve kuralları) "OKUNACAK" adı altında klasörlüyorum.
  3. Gerçekten önemli bir gerekçe olmadıkça, gün içerisinde "OKUNACAK" diye işaretlenen maillere dokunmuyorum. Bunlara gün bitiminde göz atıyorum.
  4. gmail bildiricim (gmail notifier) sağolsun yeni bir email geldiği zaman mailin başlığını anında bana duyurduğu için, eğer gerçekten ilgimi çekecek bir mail varsa "kendimi tutamayıp" akşamı beklemeden göz atabiliyorum.
Bunlar benim yöntemim. Siz de kendinize en uygun yöntemi üretebilirsiniz. Önemli olan; yazışmalarınızı yönetmeniz. Yani emailleriniz sizi yönetmesin; siz emaillerinizi yönetin.

4. Şu an yapacak zaman bulamıyorsanız, ileride hiç yapacak zaman bulamazsınız.


Bu maddeyi uzatmaya gerek yok.

Ertelemeyin! Şimdi yapın. İşleri ertelediğiniz sürece elinizde gittikçe büyüyen ve büyük ihtimalle yapılmayacak bir iş yığınınız olur.

yapamam, vaktim yok diyerek bahane değil; zamanınızı verimli kullanmak ve zaman darlığından dolayı oluşan gerilim ve krizi yönetmek için çözüm üretin.

5. Müşterilerinizle ilişkinizi sonlandırmadan önce iki kere düşünün.


Bazen müşterinizle profesyonel anlamda uyuşamayabilirsiniz. Ancak aradaki köprüleri tamamen yıkmadan önce tekrar düşünün.

Elinizdeki iş ilişkisinin değerini küçümsemeyin. Evet, ilişkiniz artık kabak tadı veriyor olabilir. Yine de son kararı vermeden önce iki kere düşünün.

İş bağlantınızı sonlandıracaksanız da profesyonel olun; durumu kişiselleştirmeyin.

İş ilişkinizi ne zaman sonlandırmanız gerektiğini bilmek önemlidir. Ama asıl önemlisi, iş ilişkinizi nasıl sonlandırmanız gerektiğidir.

6. Odaklanmak için elinizden geleni yapın.

Çalışırken konsanstrasyonunuzu dağıtacak herşeyi engelleyin: RSS besleyiciniz her saat değil, günde bir kez kendini yenilesin, e-maillerinize yarım saatte bir değil, günde iki kez bakın. IM (msn messenger, gmail talk vs.) uygulamalarını mümkün olduğunca az kullanın.

Aynı anda birçok işi yapmaya çalışmayın (multitasking). Ya da en azından aynı anda daha az (evet daha az) işi beraber götürmeye çalışın. Beyniniz bir işten başka bir işe atlarken zorlanır.

Örneğin; küçük küçük parçalara ayrılmış yirmi iş kalemini aynı anda yapmak yerine; büyük bloklar halindeki dört iş kalemini beraber götürün. Göreceksiniz ki işler çok daha çabuk ve daha az hata ile tamamlanacak.

7. Sezgilerinize güvenin.

Proje planını, iş planını, akış diyagramlarını her şeyi haftalarca düşünmüş olsanız bile, gerçek hayatta, önünüzde mutlaka belirsizlikler olacaktır. Yapılan iş ne kadar büyük ve önemli ise, işin içerdiği belirsizlik ve dolayısıyla risk faktörü de o kadar fazla olacaktır.

Elinizdeki verileri, elinizden geldiğinin en iyisini yaparak noktasına virgülüne kadar analiz edin. Projeyi kafanızda şekillendirin, modeller oluşturun. Kısacası işe başlamadan önce işi tüm varlığıyla yaşayın/hissedin.

Kısacası, mantıklı olabildiğiniz kadar mantıklı davranın. Arada kalan boşluklara ise sezgilerinizi yerleştirin.

Örneğin A projesi harika bir proje gibi görünüyor: her şey çok iyi planlanmış, kısa vadede çok büyük kazançlar elde edeceksiniz. Ama A projesinde kelimelere dökemediğiniz, anlatamadığınız bir şey var; sizi rahatsız ediyor.
Sezgilerinizi dinleyin ve projeye başlamayın.

Ya da B projesi dışarıdan bakınca tam bir fiyasko (ingilizlerin deyimi ile: a total f*ck up) gibi görünüyor. Ancak yine B projesine sizi çeken bir şey var. Sanki bir şeyler sizi zorla bu işe doğru yönlendiriyor. Bu işin biraz sancılı olsa bile ileride çok tutacağını seziyorsunuz.
Yine sezgilerinize kulak verin.

Analitik düşüncenizin ve mantığınızın yeterli olmadığı o noktada sezgilerinizi dinleyin. Çoğunlukla olumlu ve güzel sonuçlar aldığınızı göreceksiniz.

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Nisan 18, 2006

Gün 17 - Akıllı, köprü ararken; deli dereyi geçmiş #

Nerden mi çıktı?

Dün bir e-posta geldi bana

"kendi girişimimi başlatmak istiyorum, sizce doğru zaman ne olmalıdır?"

diye soruyordu.

Bu e-postaya bireysel cevap vermektense aklında benzer sorular olan herkesle görüşlerimi paylaşmanın daha doğru olacağını düşündüm:

Öncelikle zaman konusunu açıklığa kavuşturayım. Kendi işinizi başlatmanız için en uygun zaman "herhangi bir zaman"dır. Yani kendinizi hazır hissediyorsanız, kendinize güveniyorsanız; başaracağınıza inanıyorsanız durmayın.

Dışsal faktörler (external forces) bir işin başarısını veya başarısızlığını sanıldığı kadar fazla etkilemez. Başarınızı etkileyen en önemli unsur sizin azminiz, istekliliğiniz, aklınızdaki fikri hayata geçirmeye duyduğunuz özlemdir. Ve hayatın pek çok alanında olduğu gibi başarılı bir iş kurmak varış noktasıyla değil, bu noktaya varmak için geçtiğiniz yol ile ilgilidir.

O nedenle siz yolunuzda yürümeye odaklanın, noktayı boşverin.


1. Sevdiğiniz işi yapmalısınız

Belki bunu daha önce beş altı kere tekrar ettim, ancak bir kez daha tekrarı hak ediyor.
Eğer kendi işinize başlamayı düşünüyorsanız bu işi kesinlikle "iş olarak" görmemeniz gerekiyor. Yeni işinizi "bir hobi gibi" algılar, bu işi yaparken zamanın nasıl geçip gittiğinin farkına varmazsanız zaten başarı yolunu yarılamışsınız demektir.
Eğer işinizi eğlenerek yapmıyorsanız, daha yolun başında iken kendinize yeni bir iş alanı bulun.

Eğer işinizi severek yapıyorsanız, emin olun işinizi yapmaktan duyduğunuz mutluluk müşterilerinizin yüzünde size duygukları güvenden dolayı oluşan bir gülümsemeye dönüşecektir.

2. Sevdiğim işi yapıyorsam zamanın ne önemi var ki?

Yani en doğru zaman herhangi bir zamandır. (bunu daha önce de demiştim sanki :) )
Düşünmeyin, ilerleyin ve derhal harekete geçin.
İlk adım ürkütücü görünebilir (gerçekten ürkütücü de :) ) Ama ilk adımı attıktan sonra eğer yeni işinizi severek yapıyorsanız mutlu olan siz olacaksınız.

Durmayın! hayallerinizin peşinden koşun!

Evet, ilk başta belki bir iki kez tökezleyebilirsiniz. Ama ileride, geriye dönüp baktığınızda bu tökezlemelerinizi eğlenceli ve heyecanlı birer anı olarak hatırlayacaksınız.

3. Yeni yürüyen her bebeğin elinden birilerinin tutması gerekir.

Destek almaktan çekinmeyin. Kendi işinize daha yeni yeni başladınız (ya da başlayacaksınız) ve dışarıda tamamen fransız olduğunuz kocaman bir dünya var. Bu dünyada kaybolmamak için sizden daha deneyimli olanların fikirlerini alın.

Destek konusunda en yakın çevrenizden başlayın. Kendi işinizi kurmak istediğinizi ailenize açın. Psikolojik ve maddi olarak ne gibi zorluklarla karşılaşabileceğinizi onlara anlatın. Birilerinin desteği olmadan (destek derken maddi desteği kastetmiyorum) ilerlemeniz, girişiminizin kendi ayakları üzerinde durabilmesi çok güç olacaktır. İnsanlardan destek ve yardım eli istemekten çekinmeyin.

4. Sevdiğiniz işi yaparsanız ödülünüz de büyük olur.

Bu yazıda "sevdiğiniz iş" konusundan kaçıncı bahsedişim bilmiyorum.

Sizi bilmem ama ben kendi işime sadece daha iyi bir finansal getiri sağlayacağı için başlamadım. Ben patronumu kovdum ve karşılığında özgürlüğümü satın aldım. Bundan daha değerli birşey olabilir mi?

Demek istediğim öyle bir iş yapıyor olmalısınız ki bu işten hiç para kazanmasanız, hatta zarar bile etseniz mutlu olabilmelisiniz. Kısacası gerçekten sevdiğiniz işi yapmalısınız.
Eğer size uygun böyle bir iş yoksa kendi işinizi kurmanıza da gerek yok bence.

5. Bir kaçış planınız olsun, ama daha da önemlisi bir iş planınız olsun.

Tamam, heyecanlısınız, bilgilisiniz ve birkaç senede beş altı zilyon dolar para kazanıp Bahama'lara tatile çıkmayı planlıyorsunuz.

Olabilir. Neden olmasın ?

Yeni işinizi seviyorsunuz, ve bu işi yıllarca yapmaya devam edebilirsiniz.

Peki ya işler beklediğiniz gibi gitmezse, ya aslında "uygun zaman" konusunda yanıldığınızı fark ederseniz.

Böyle bir durumda bir kaçış planınız olmalı. Ama her olumsuzlukta bu plana sarılmamalısınız.

Kaçış planından daha da önemlisi bir iş planınız olmalı. Yani olası bir kriz durumunda, krizi yönetmeyi; geminizi fırtınadan minimum zararla kaçırabilmeyi başarmalısınız. Eğer bu öngörüyü kazanmışsanız zaten kaçış planına da ihtiyacınız kalmaz.


Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Nisan 11, 2006

Gün 15 - Zamanın Fırsat Maliyeti #

Eğer yeni yeni işinizi kurmaya başladıysanız; yani sabit bir gelir modeliniz olmaksızın kendi ayaklarınız üzerinde durmayı daha yeni öğreniyorsanız dikkat etmeniz gereken pek çok nokta var demektir:

1. Fırsat Maliyeti

Çoğu zaman, "bir miktar daha nakit akışı" sağlamak için en önemli değerimizden, zamanımızdan fedakarlık edebiliriz. Ancak unutmamak gerekir ki, harcadığımız zamanın da bir "fırsat maliteti" (opportunity cost) var.

Şöyle örneklersek: Diyelim iki hafta sürecek ama size hiçbirşey katmayacak bir iş aldınız. İş aldığınız kişiyle gelecekte benzer bir iş yapmayacaksınız, tek seferlik bir iş yani. Uzun vadeli bir ilişki düşünülmüyor. Ve diyelim ki bu işten (atıyorum) 10K dolar kazanacaksınız.

Ancak bu işe girmeyip, bu işe harcayacağınız iki haftayı X teknolojisini öğrenmek için harcarsanız, size başka bir iş teklifi gelebilecek ve X teknolojisini bildiğiniz için teklifi kabul edebileceksiniz. Diyelim ki bu iş de 2 haftalık ve getirisi (yine atıyorum) 80K dolar.

İlk işi almış olsaydınız 4 haftada elinize 20K geçecekti (çünkü ikinci işi alamayacaktınız). İlk işi es geçip kendinizi geliştirip diğer işi aldığınızda ise 4 haftada elinize 80K geçmiş olacaktı.

İşte aradaki 60K dolarlık fark harcadığınız zamanın fırsat maliyetidir.

Zamanın sizin en değerli hazineniz olduğunu ve zamanınızın her zerresini çok iyi değerlendirmeniz gerektiğini asla unutmayın.

2. Yanlış kişilere satış yapmak

Ya da önünüze gelen herkese ürününüzü ya da hizmetinizi satmak için çabalamak.
Ürünüzü herkese tanıtmak zamanınızın fırsat maliyetini yanlış değerlendirmek demketir.

Ürününüzü ya da hizmetinizi gerçekten faydası dokunacak kimselere tanıtmalısınız.

Benzer şekilde bir kişi sizden bir hizmet isterse, eğer bu iş anlaşmasının size pozitif bir getirisi yoksa (yani 60K lık fark örneğindeki gibi bu işi almamanın fırsat maliyeti daha yüksek ise) ya da ne bileyim, iş yapacağınız kişi eli sıkı, geçinilmesi zor bir müşteri ise, sizde gereğinden fazla baskı ve stres uyandıracaksa; işi kabul etmemekte özgür olmalısınız.

Unutmayın, müşterinizi seçmek sizin en doğal hakkınız.

3. Gereğinden fazla para harcamak

Bu ay sizin için çok kârlı geçmiş olabilir ve kazancınızın bir kısmı ile kendinize yepyeni bir bilgisayar, bir dizüstü bilgisayarı, bir ev sineması almış olabilirsiniz. Ve halen kasanızda para olabilir.

Fakat bir sonraki ay durumun böyle olacağından nasıl emin olabiliyorsunuz? Elinizde en az üç-dört aylık rezerviniz yoksa ekstra harcama yapmayın. Nakit akışınızın hangi dönem ne düzeyde olacağını kimse bilemez.

4. Antlaşmalara güvenmeyin

Müşterinizle karşılıklı antlaşma imzalamış olmanız en iyi ihtimalle birbirinize karşılıklı güvenin ifadesidir. Eğer aranızda bir anlaşmazlık çıkarsa ve müşteriniz projeyi iptal etme kararı alırsa; inanın bana hakkınızı aramak için mahkemelerde geçireceğiniz zamanın fırsat maliyetini tahmin bile edemezsiniz!
(Bu tarz mahkemelerin bazen seneler sürdüğünü göz önüne alırsanız, mahkemeye harcayacağınız zamanda yeni müşteriler arayın daha iyi :) )

Yani bir anlaşmazlık olmaması için elinizden geleni yapın.
Mümkün olduğunca yasal yollarla değil, konuşarak, tartışarak çözüm üretmeye gayret edin.

5. Sezgilerinize güvenin

Hayat (özellikle iş hayatı) o kadar çok değişkenle dolu ki, çoğu zaman tam anlamıyla mantıklı kararlar verebilmek için elinizde yeterli veri olmuyor.

En başta insanlar olarak bizler "mantıklı" değiliz. Ve "mantıklı" olmayan bir toplumun içinde mantıksal sonuçlara varmak hayli zor.

İşte mantığın atının çatladığı noktalarda, aradaki boşluğu doldurmak için sezgilerimizi kullanırız.

Sezgilerin, iş hayatında karar alma süreçlerinde çok önemli yeri vardır
(bazı firmaların binlerce TL verip şirket falcıları -- evet bildiğimiz falcı! -- tuttuklarını düşünürsek :) )

Şaka bir yana, sezgilerinizi küçümsemeyin. Doğru olmasına inandığınız şey, genellikle doğru olması gereken şeydir.

6. Fazla resmi olmayın

Zaten iş hayatıdaki resmiyetten kaçmak için kendi işinizi kurmadınız mı biraz da?
Aşırı ciddi, mesafeli, resmi olmayın.
Müşterilerinize onlardan biri olarak yaklaşın. Onların dilini konuşmaya çalışın.

Öncelikle insan ilişkileri kurun; iş ilişkisi daha sonra arkasından gelir.

7. Kişiliğinizden ödün vermeyin

Yani maske takmayın:
Başkasıy "mış gibi" davranmayın.
Kim iseniz, ne iseniz, osunuz. Ne bir eksik, ne bir fazla.

Eğer robotlarla çalışmak isteyen müşterileriniz varsa, onları ayrıldığınız "kurumsal" firmaya yönlendirirsiniz :)
Siz bir insansınız ve insan olarak bir kişiliğiniz var.

(Varsa) kurumsal kimliğiniz, kendi kişiliğinizin bir yansıması olmalıdır.

Kısaca kurumsal, ciddi ve hayali bir benlik yaratmayın.
Kendiniz olun, rahat olun.
Göreceksiniz ki böylelikle kendinizi, ürünlerinizi, eserlerinizi çok daha rahat ifade edebileceksiniz.

8. Değer üretmeye odaklanın

Yaptığınızın işin amacı "para kazanmak" değil "değer üretmek"tir.

Para kazanmak amacıyla yola çıkarsanız kazancınız kısa vadeli ve az olur.
Eğer değer üretirseniz, uzun vadede çok daha fazla kazanırsınız.

İşiniz niye var? Bir değer sağlamak için.

Eğer başkalarından farklı bir şeyler sunmuyor, bir değer katmıyorsanız, piyasada yeriniz o kadar iyi olmayacak demektir.

Dünya yeni ürünler istemiyor!

Süpermarketlerin raflarına bakın: En az elli çeşit yoğurt var. Sizce müşteriler bir elli birinci yoğurdu büyük bir arzu ile bekliyorlar mıdır?

Önemli olan daha çok satmak değil, özgün bir değer üretmektir. Ancak bu şekilde gerçek başarıya ulaşabilir ve işinizi büyütebilirsiniz.

Aksi takdirde kendinize full-time bir iş aramanızı öneririm, çünkü girişimcilik pek size göre değil demektir.

Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 31, 2006

Gün 10 - Zamanlama önemlidir #

Bazen en büyük rakiplerinizden biri, pazarın kendisi olabilir. Daha doğrusu pazarın sunduğunuz ürün ya da hizmetten haberdar olmaması.

Şu anki durumumu ele alalım:

Full-time işimi bırakmak üzereyim. Ve web ortamında hizmet sunma kararı aldım.
Web ortamında dinamik, etkileşimli, ileriye yönelik (forward-compatible), yenilikçi ve güvenilir çözümler üretiyorum. Ve eğer birşey hayal edilebiliyorsa yapılamaması için hiçbir neden olmadığı inancındayım

(< - -parantez aç



Lisans döneminde çok iyi flash bilen bir arkadaşım vardı. Onca sene önce söylediklerini aynen aktarıyorum:



"Tanrı var mı yok mu bilmiyorum, ama flash ile bir tane yapabilirim."


Bir insan kendine, yaptığı işin kalitesine olan güvenini daha net nasıl ifade edebilir ki!

hamush, eğer bu yazılanları okuyorsan sana sevgi ve selamlarımı iletirim :)


parantezi kapat - - >)

Nerede kalmıştım, web üzerinde servis veriyorum. Ve sunduğum hizmet de (geçmiş tecrübe ve birikimlerime dayanarak) oldukça kaliteli.

Peki bunu şu an kim biliyor?
- Birebir görüşüp iş bağlantısı kurduğum bir grup insan.
- Kişisel çevrem, arkadaşlarım.
- Bir de an itibariyle, bu blogun 30-40 tane takipçisi (hiç duyurmamama rağmen bu sayıya ulaşmam ileride bu sayının artacağına işaret gibi görünüyor)

... hepsi bu kadar.

Bu blogdan kimsenin haberi var mı?
Hiç bir yerde buraya link vermediğime göre bu blogdan da en fazla yüz-yüz elli kişinin haberi var şu an.

Mutlaka, elimde onca imkan varken (
sitelerimin google pagerank'leri belirli bir seviyenin üzerinde iken, siteme ayda gelen tekil ziyaretçi sayısı hiç de küçümsenmeyecek bir sayı iken,
üye olduğum forum ve tartışma gruplarında nazım geçiyorken)
deli miyim de bu ortamları kendimi pazarlamak için kullanmıyorum diye düşünebilirsiniz.

Tabii ki bu mecraları kullanacağım. Ancak bu konuda doğru zamanlama yapmanın önemli olduğuna inanıyorum.

Bir eylemi tam zamanında gerçekleştirirseniz ondan verim alabilirsiniz.
Eğer yapacağınız eylemi olması gerekenden önce, ya da olması gerekenden sonra yaparsanız çabalarınız beklediğiniz faydayı sağlamaz.

Öncelikle hazırlıklarımı tamamlamalı, sonra reklamımı yapmalıyım.
Yani önce ürün ve hizmetlerimi tanıtıcı sayfalarımı hazırlamalı, fiyat politikamı belirlemeli, istenildiğinde anında sunulmak üzere detaylı teklif ve tanıtım dokümanları hazırlamalıyım ki
yaptığım reklam ve tanıtımı destekleyebileyim.

İlk etki her zaman önemlidir.

Web ortamında durum çok daha acımasız ne yazık ki. Bir internet kullanıcısının herhangi bir sayfayla ortalama ilgilenme süresi sekiz saniye civarındadır. Yani siz ilk sekiz saniyede kullanıcıya vermeniz gereken mesajı veremeyip, onda gereken güveni oluşturamadıysanız, kullanıcı bir daha sayfanıza dönüp bakmaz.

O ilk anda kişiyi kaliteniz konusunda ikna edemezseniz, kaybetmişsiniz demektir.

Yarın görüşmek üzere;
Hoşçakalın.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor