.

Salı, Nisan 18, 2006

Gün 17 - Akıllı, köprü ararken; deli dereyi geçmiş #

Nerden mi çıktı?

Dün bir e-posta geldi bana

"kendi girişimimi başlatmak istiyorum, sizce doğru zaman ne olmalıdır?"

diye soruyordu.

Bu e-postaya bireysel cevap vermektense aklında benzer sorular olan herkesle görüşlerimi paylaşmanın daha doğru olacağını düşündüm:

Öncelikle zaman konusunu açıklığa kavuşturayım. Kendi işinizi başlatmanız için en uygun zaman "herhangi bir zaman"dır. Yani kendinizi hazır hissediyorsanız, kendinize güveniyorsanız; başaracağınıza inanıyorsanız durmayın.

Dışsal faktörler (external forces) bir işin başarısını veya başarısızlığını sanıldığı kadar fazla etkilemez. Başarınızı etkileyen en önemli unsur sizin azminiz, istekliliğiniz, aklınızdaki fikri hayata geçirmeye duyduğunuz özlemdir. Ve hayatın pek çok alanında olduğu gibi başarılı bir iş kurmak varış noktasıyla değil, bu noktaya varmak için geçtiğiniz yol ile ilgilidir.

O nedenle siz yolunuzda yürümeye odaklanın, noktayı boşverin.


1. Sevdiğiniz işi yapmalısınız

Belki bunu daha önce beş altı kere tekrar ettim, ancak bir kez daha tekrarı hak ediyor.
Eğer kendi işinize başlamayı düşünüyorsanız bu işi kesinlikle "iş olarak" görmemeniz gerekiyor. Yeni işinizi "bir hobi gibi" algılar, bu işi yaparken zamanın nasıl geçip gittiğinin farkına varmazsanız zaten başarı yolunu yarılamışsınız demektir.
Eğer işinizi eğlenerek yapmıyorsanız, daha yolun başında iken kendinize yeni bir iş alanı bulun.

Eğer işinizi severek yapıyorsanız, emin olun işinizi yapmaktan duyduğunuz mutluluk müşterilerinizin yüzünde size duygukları güvenden dolayı oluşan bir gülümsemeye dönüşecektir.

2. Sevdiğim işi yapıyorsam zamanın ne önemi var ki?

Yani en doğru zaman herhangi bir zamandır. (bunu daha önce de demiştim sanki :) )
Düşünmeyin, ilerleyin ve derhal harekete geçin.
İlk adım ürkütücü görünebilir (gerçekten ürkütücü de :) ) Ama ilk adımı attıktan sonra eğer yeni işinizi severek yapıyorsanız mutlu olan siz olacaksınız.

Durmayın! hayallerinizin peşinden koşun!

Evet, ilk başta belki bir iki kez tökezleyebilirsiniz. Ama ileride, geriye dönüp baktığınızda bu tökezlemelerinizi eğlenceli ve heyecanlı birer anı olarak hatırlayacaksınız.

3. Yeni yürüyen her bebeğin elinden birilerinin tutması gerekir.

Destek almaktan çekinmeyin. Kendi işinize daha yeni yeni başladınız (ya da başlayacaksınız) ve dışarıda tamamen fransız olduğunuz kocaman bir dünya var. Bu dünyada kaybolmamak için sizden daha deneyimli olanların fikirlerini alın.

Destek konusunda en yakın çevrenizden başlayın. Kendi işinizi kurmak istediğinizi ailenize açın. Psikolojik ve maddi olarak ne gibi zorluklarla karşılaşabileceğinizi onlara anlatın. Birilerinin desteği olmadan (destek derken maddi desteği kastetmiyorum) ilerlemeniz, girişiminizin kendi ayakları üzerinde durabilmesi çok güç olacaktır. İnsanlardan destek ve yardım eli istemekten çekinmeyin.

4. Sevdiğiniz işi yaparsanız ödülünüz de büyük olur.

Bu yazıda "sevdiğiniz iş" konusundan kaçıncı bahsedişim bilmiyorum.

Sizi bilmem ama ben kendi işime sadece daha iyi bir finansal getiri sağlayacağı için başlamadım. Ben patronumu kovdum ve karşılığında özgürlüğümü satın aldım. Bundan daha değerli birşey olabilir mi?

Demek istediğim öyle bir iş yapıyor olmalısınız ki bu işten hiç para kazanmasanız, hatta zarar bile etseniz mutlu olabilmelisiniz. Kısacası gerçekten sevdiğiniz işi yapmalısınız.
Eğer size uygun böyle bir iş yoksa kendi işinizi kurmanıza da gerek yok bence.

5. Bir kaçış planınız olsun, ama daha da önemlisi bir iş planınız olsun.

Tamam, heyecanlısınız, bilgilisiniz ve birkaç senede beş altı zilyon dolar para kazanıp Bahama'lara tatile çıkmayı planlıyorsunuz.

Olabilir. Neden olmasın ?

Yeni işinizi seviyorsunuz, ve bu işi yıllarca yapmaya devam edebilirsiniz.

Peki ya işler beklediğiniz gibi gitmezse, ya aslında "uygun zaman" konusunda yanıldığınızı fark ederseniz.

Böyle bir durumda bir kaçış planınız olmalı. Ama her olumsuzlukta bu plana sarılmamalısınız.

Kaçış planından daha da önemlisi bir iş planınız olmalı. Yani olası bir kriz durumunda, krizi yönetmeyi; geminizi fırtınadan minimum zararla kaçırabilmeyi başarmalısınız. Eğer bu öngörüyü kazanmışsanız zaten kaçış planına da ihtiyacınız kalmaz.


Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Nisan 04, 2006

Gün 13 - Riskten korkmayın #

Risk, gerek iş hayatının gerekse sosyal hayatınızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ve çoğu zaman risk deyince aklımızda kötü şeyler çağrışır:
  • tehlike
  • gerginlik
  • kayıp
Ancak, riskin çoğu kişinin görmekten çekindiği bir de olumlu yönü var:
  • turnayı gözünden vurmak,
  • başlangıç harcamanızdan çok daha fazlasının size kazanç olarak geri dönmesi,
  • tanınırlığınızın ve bilinirliğinizin bir anda artması, popüler olmanız,
  • ... daha gider bu.

Tabii ki her risk eşit değildir. Daha doğrusu kontrollü risk almak ile, Nasreddin Hoca misali "ya tutarsa" deyip göle maya çalmak arasında ince nüans farkları vardır: Birincisi (kontrollü risk alabilmek) öngörü, tecrübe ve duygusal zeka gerektirir. İkincisi (göle maya çalmak) bunların hiçbirini gerektirmez.

Demek istediğim, bazı işler vardır ki bu işlere girişmek risk değil "aptallık"tır.

Mesela, yaptığınız pazar analizi sonucunda hiçbir dondurma üreticisinin "kerevizli dondurma" satmadığını fark ettiniz. Tanrım ne büyük şans! Henüz kimsenin girmediği bir pazar segmenti buldunuz! İleride bu dondurmanın karnıbaharlısını, bir de ıspanaklısını yaptınız mı paraya para demezsiniz!

Kerevizli dondurma tutar mı peki. Eeee, orası da işin risk kısmı. Riski bol olursa, getirisi de bol olur :)

Demek istediğimi anlamışsınızdır. Risk almak ya da almamak konusunda akıllıca kararlar verin.

Tabi risk almanın akıllıca olup olmadığı kerevizli dondurma örneğindeki gibi bariz bir şekilde belli olmayacaktır çoğu zaman.

O nedenle iyisi mi, biz akıllı risk nedir, onu tanımlamaya çalışalım:

Riski, risk yapan, işin tutmaması durumunda sizden birşeyler götürmesidir. Benzer şekilde eğer riske ettiğiniz iş tutarsa, birşeyler kazanırsınız.

Yine kerevizli dondurma örneğine dönersek;
Eğer bu iş tutarsa:
  • Normal dondurma tüketicilerinin bir kısmını kerevizli dondurma tüketmeye ikna etmiş olursunuz. Kerevizli dondurmadan elde edeceğiniz kâr marjı, atıyorum aynı miktarda vanilyalı dondurma satsaydınız ondan elde edeceğiniz kâr marjını pek geçmeyecek -- hatta belki bu değerin altında kalacak ve sürümden kazanmaya çalışacaksınız (kim kerevizli dondurma yer ki yaa!) Kısaca, riskimizin getirisi o kadar da fazla değil.
  • Götürüsü ise; "kerevizli dondurma" üretmek gibi dahiyane bir fikir için harcadığınız tüm ar-ge masrafını çöpe atmış olacaksınız. İleride vanilyalı dondurma üretmeye kalksanız bile kerevizli dondurma başarısızlığınızdan dolayı kimse sizden vanilyalı dondurma satın almayacak. Belki insanların alay konusu olacaksınız... vs. vs.
yani bu işin getirisi az; götürüsü ise fazla. Pek akıllıca değil.

Akıllı risk, potansiyel götürüsü az ya da sınırlı; potansiyel getirisi ise oldukça yüksek -- hatta sonsuz olarak tanımlanabilecek risktir diyebiliriz.

Birkaç akıllı risk örneği:

  • Gerçekten hoşlandığınız birine aniden çıkma teklif edersiniz:
    • Götürü: Reddedilme, kısa süreli utanç duygusu, motivasyon eksikliği.
    • Getiri: Ömür boyu mutlu bir beraberlik.
  • Patronunuzdan zam istersiniz:
    • Götürü: Size zam vermez, vermeyenin iki yüzü kara... bir daha istersiniz ilerde. En fazla bu durum işten ayrılıp kendi işinizi kurmanız yönünde sizi motive eder ;)
    • Getiri: Patronunuz bir an düşünür, sizin firmanıza ne kadar çok emeğiniz geçtiği gözlerinin önünden şerit halinde geçer. Ve yüklü bir zam alırsınız. Akşam da rakı-balık olayına girersiniz belki ;)
  • İş hayatı ile ilgili bir blog başlatırsınız:
    • Götürü: Kendiniz yazıp kendiniz okuduğunuz bir günceniz olur.
    • Getiri: Daha on iki gün olmasına, ve hemen hemen hiç tanıtım/reklam vs. yapmamış olmanıza rağmen günde en az iki yüz kişinin ziyaret ettiği ve bu oranın eksponansiyel olarak artmakta olduğunu gözlemlediğiniz bir blogunuz; söylediklerinizi dinleyen, sizi anlayan, size hak veren bir kitleniz olur.
Öngörülü Olun

Akıllı riskler almanın önemli malzemelerinden biri de öngörüdür. Risk alırken bir yıl ilerisini değil, beş yıl sonrasını düşünün.

Bu düşünce tarzının bir avantajı, olaylara daha detaylı, daha derinlemesine bakıp daha sağlıklı bir karar vermeniz olacaktır. Bir ikinci avantajı ise; uzun vadeli düşünürseniz, kısa vadede yaptığınız başarısızlık ve yanlışların motivasyonunuzu düşürmemesini sağlarsınız.

Hedefleriniz büyük olsun ve ileriye bakın!

Plato dönemleri

Riskli (ya da akıllı risk alarak geliştirilen) girişimler genelde aşağıdakine benzer bir getiri/zaman eğrisini takip ederler:



Grafiğin ortasındaki durgun dönem, plato dönemidir. Çoğu girişimci yaptıkları işin meyvesini vermediğini düşünüp bu noktada işi bırakabilir. Plato döneminin uzunluğu alınan riskin cinsine, hedef kitlenin yapısına (yeniliğe açık / kapalı, lider / takipçi, riski seven / riskten kaçan olmaları gibi) göre değişkenlik gösterebilir.

Bu dönemde ümitsizliğe kapılmamanız; bıkmadan usanmadan fikrinizi/girişiminizi desteklemeniz gerekir. Eğer pazar girişiminize gerçekten değer veriyorsa bunu plato dönemi bittikten sonra getirinizde üssel bir artış yakaladığınızı fark edeceksiniz.

Dikkat ederseniz kâr yerine, getiri kelimesini uygun gördüm. Çünkü beklediğiniz getiri ille de finansal olacak diye bir şart yok: İnternet üzerinde bilinirliğinizin artması da bir getiridir, insanların güvenini kazanmanız da bir getiridir. Getiriler finansal olmayabilirler. Hatta finansal olmayan getiriler (intangible assests) elle tutulan değerlerinizden çok daha önemli olabilirler.

Düşünün; markanızın tüm dünya'da sektörde akla gelen ilk marka olmasını mı istersiniz; yoksa bir milyon dolar nakit para mı?

Riskli bir soru mu oldu :)

Yarın görüşmek üzere; hoşçakalın.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 31, 2006

Gün 10 - Zamanlama önemlidir #

Bazen en büyük rakiplerinizden biri, pazarın kendisi olabilir. Daha doğrusu pazarın sunduğunuz ürün ya da hizmetten haberdar olmaması.

Şu anki durumumu ele alalım:

Full-time işimi bırakmak üzereyim. Ve web ortamında hizmet sunma kararı aldım.
Web ortamında dinamik, etkileşimli, ileriye yönelik (forward-compatible), yenilikçi ve güvenilir çözümler üretiyorum. Ve eğer birşey hayal edilebiliyorsa yapılamaması için hiçbir neden olmadığı inancındayım

(< - -parantez aç



Lisans döneminde çok iyi flash bilen bir arkadaşım vardı. Onca sene önce söylediklerini aynen aktarıyorum:



"Tanrı var mı yok mu bilmiyorum, ama flash ile bir tane yapabilirim."


Bir insan kendine, yaptığı işin kalitesine olan güvenini daha net nasıl ifade edebilir ki!

hamush, eğer bu yazılanları okuyorsan sana sevgi ve selamlarımı iletirim :)


parantezi kapat - - >)

Nerede kalmıştım, web üzerinde servis veriyorum. Ve sunduğum hizmet de (geçmiş tecrübe ve birikimlerime dayanarak) oldukça kaliteli.

Peki bunu şu an kim biliyor?
- Birebir görüşüp iş bağlantısı kurduğum bir grup insan.
- Kişisel çevrem, arkadaşlarım.
- Bir de an itibariyle, bu blogun 30-40 tane takipçisi (hiç duyurmamama rağmen bu sayıya ulaşmam ileride bu sayının artacağına işaret gibi görünüyor)

... hepsi bu kadar.

Bu blogdan kimsenin haberi var mı?
Hiç bir yerde buraya link vermediğime göre bu blogdan da en fazla yüz-yüz elli kişinin haberi var şu an.

Mutlaka, elimde onca imkan varken (
sitelerimin google pagerank'leri belirli bir seviyenin üzerinde iken, siteme ayda gelen tekil ziyaretçi sayısı hiç de küçümsenmeyecek bir sayı iken,
üye olduğum forum ve tartışma gruplarında nazım geçiyorken)
deli miyim de bu ortamları kendimi pazarlamak için kullanmıyorum diye düşünebilirsiniz.

Tabii ki bu mecraları kullanacağım. Ancak bu konuda doğru zamanlama yapmanın önemli olduğuna inanıyorum.

Bir eylemi tam zamanında gerçekleştirirseniz ondan verim alabilirsiniz.
Eğer yapacağınız eylemi olması gerekenden önce, ya da olması gerekenden sonra yaparsanız çabalarınız beklediğiniz faydayı sağlamaz.

Öncelikle hazırlıklarımı tamamlamalı, sonra reklamımı yapmalıyım.
Yani önce ürün ve hizmetlerimi tanıtıcı sayfalarımı hazırlamalı, fiyat politikamı belirlemeli, istenildiğinde anında sunulmak üzere detaylı teklif ve tanıtım dokümanları hazırlamalıyım ki
yaptığım reklam ve tanıtımı destekleyebileyim.

İlk etki her zaman önemlidir.

Web ortamında durum çok daha acımasız ne yazık ki. Bir internet kullanıcısının herhangi bir sayfayla ortalama ilgilenme süresi sekiz saniye civarındadır. Yani siz ilk sekiz saniyede kullanıcıya vermeniz gereken mesajı veremeyip, onda gereken güveni oluşturamadıysanız, kullanıcı bir daha sayfanıza dönüp bakmaz.

O ilk anda kişiyi kaliteniz konusunda ikna edemezseniz, kaybetmişsiniz demektir.

Yarın görüşmek üzere;
Hoşçakalın.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Perşembe, Mart 30, 2006

Gün 9 - Gelişmek ve Değişmek #

Çoğu insan değişime korkarak yaklaşır. Aslında bu korkularında bir miktar haklı olabilirler. Çünkü değişim, belirsizlik getirir. Belirsizlik ise başarısızlıkla sonuçlanabilir. Ama günümüzde değişmek değil; değişmemek, değişememek kötü sonuçlara ve başarısızlığa neden oluyor.

Bugün; kendi işini geliştirmek isteyen bir insanın sahip olması gereken özellikler üzerinde düşünmek istedim. Burada yazdığım özelliklerin hepsine sahip olduğumu iddia etmiyorum. Ancak, aşağıda yazdığım özelliklere sahip olursam, varmak istediğim noktaya çok daha hızlı ulaşacağımı biliyorum. Bu nedenle, bu özellikleri geliştirecek, kuvvetlendirecek doğrultuda kendimi geliştirmek için elimden geleni yapıyorum.

1. Kendinize güvenin.

Herşeyden önce bu geliyor. Başaracağınıza önce kendiniz inanmalısınız. İlerde öyle zamanlar gelecek ki kendinizden şüphe edeceksiniz.

Size söylenen eleştirilere kulak verin. Eleştiriler sizin en değerli varlığınızdır. Çünkü eleştiriler sizin kendinizi geliştirmenize yönelik bir araçtır. Size ya da yaptığınız işe yönelik eleştirileri dikkatle dinleyin ve ümitsizliğe kapılmadan bu eleştiriler doğrultusunda kendinizi ve işinizi yeniden değerlendirin.

Zayıf yönlerinizin farkında olun. Benzer şekilde güçlü yönlerinizin de farkında olun. Ve her zamana güçlü yönlerinizi öne çıkarın. Böylelikle ileride zayıf yönlerinizi güçlendirecek kararlılık ve cesarete de sahip olacaksınız.

Altınla kaplı bir yolda ilerlediğinizi düşünmeyin. Önünüzde tabii ki sizi tökezletecek tuğlalar, bariyerler, engeller olacak. Önemli olan bu engel ve olumsuzlukları size sunulan birer fırsat olarak değerlendirmeniz.

2. Risk Alın

Bu da çok basit görünebilir. Herkes "e tabi, risk almazsan ilerleyemezsin, olduğun yerde kalırsın" diyecektir.

Ama bunu pratiğe dökebilmek için bir önceki maddedeki kendine güven ve cesarete ihtiyacınız var.

Aslında freelance çalışmaya başlamak da kendi içinde başlı başına bir risktir. full-time işinizi bırakır bırakmaz her gün 2-3 saatlik freelance iş bulacağınız ve o günü kurtaracağınız kısa vadede gerçekleştirilmesi çok zor bir ihtimal. Freelance projelerinizden gelir elde etmeye başlamanız için çok güçlü bir ilişkiler ağı oluşturmalısınız. Bu da öyle ilk birkaç ayda olacak bir iş değil.

O nedenle full-time işlerini bırakıp kendi işini kurmak isteyen birileri varsa
  1. Elinizde kendilerini en az üç ya da dört ay idare edebilecek bir nakit rezervi bulunmalı,
  2. Çok güçlü bir iş ilişkileri ağınız olmalı,
  3. Ve hepsinden önemlisi sürekli zayıf yönleriniz (özellikle iş takibi, zaman planlaması ve iş yönetimi) hakkında kendinizi geliştirmelisiniz.
Yoksa kısa zamanda 9-6 sıkıcı işinize dönmeniz kaçınılmaz olur.

Freelance işe başlayanların çekindiği bir risk de büyük projeler almamak olabiliyor. Mesela 10 sayfalık statik bir web sitesi tasarımı ile 30.000$ 'lık kontrat bazlı bir iş birbirinden tamamen farklıdır. Daha büyük bir iş ve daha büyük bir risk alıp kendinizi geliştirmeye, büyümeye hazır mısınız?

Eğer işler beklediğiniz gibi giderse öyle bir noktaya gelebilirsiniz ki, işler yetişmeyebilir. O durumda kendinize kaliteli insanlardan bir ekip kurup, işinizi büyütme riskine girebilecek misiniz? Yoksa yine üç beş sayfalık web sitelerinin tasarımıyla günü kurtarmaya mı bakacaksınız?

3. Sizinle beraber çalışanları yönetebilmelisiniz.

Dediğim gibi er ya da geç ya projeniz genişleyecek, ya da yeteneklerinizi tamamlayan birileri ile (mesela backoffice uygulaması geliştiriyorsanız arayüz tasarımı için bir grafikerle; iş yükünüzün fazlalığından dolayı projenin bir kısmını tamamlayamıyorsanız projenin o kısmını yapacak başka bir developer ile) çalışmak zorunda kalacaksınız.

Çalıştığınız kimseye "ben elektronik ticaret için X bankasıyla entegre edebileceğim bir alışveriş sepeti istiyorum" dediğinizde karşınızdaki bunu şıp diye anlayıp veritabanı şemasından arayüz tasarımına, arka plan kodlamasından performans optimizasyonuna kadar herşeyi ince ince düşünüp işi zamanında bitireceğini düşünüyorsanız, bir daha düşünün :)

Çalıştığınız kişinin yaptığı işte çok iyi olması, ya da sizin en iyi arkadaşınız olması onu rahatlıkla yönetebileceğiniz, kafanızdan geçenleri ona birebir aktarabileceğiniz anlamına gelmez.
Anlatabilmiş olsanız bile bu kişinin sizin söylediklerinizi kelimesi kelimesine takip edeceğinden emin olamazsınız.

Gerek iş takibi, iş analizi, gerekse zaman planlaması bakımından çalıştığınız kimseleri yönetebilmeniz gerekli: İşi doğru anlayıp anlamadığını, yapması gerekenleri sizin beklediğiniz şekilde devam ettirip ettirmediğini anlamak için belirli kilometre taşları (milestone) koyup, bu hedeflere varınca beraber bir durum değerlendirmesi yapmanız yararlı olabilir.

İnsanları yönetmek, kolay değil ve zamanla kazanılabilecek bir yetenek. Ancak bu yetenek kendi işini yapan birisinin olmazsa olmazlarından.

4. Müşterilerinizi yönetebilmelisiniz.


Müşterilerinizin beklentilerini projenin başında size detaylı bir şekilde anlatacaklarını, herşey tamamen netleştikten sonra işe başlayacağınızı düşünüyorsanız; yine bir daha düşünün.

Hiçbir müşteri uzmanlık alanınız konusunda sizin kadar detay bilemez. Zaten bilmesi de beklenemez. Müşterinin söylediklerinden, ne istediğini anlayabilmeli önceki deneyimlerinize ve endüstride yapılan uygulamalara dair gözlemlerinize dayanarak müşterinizi yönlendirmeli, onu
aslında ne istediği konusunda eğitebilmeli, ikna edebilmelisiniz.

Müşteri her zaman haklı değildir. Siz bir uzmansınız. Ve uzmanlığınızın gereği olarak yenilikçi ve güvenilir çözümler üretmelisiniz. Uzmanlık söyleneni mod-a-mod yapmak değil, söylenenleri yorumlayıp müşterinizin beklentilerini aşan bir çözüm ortaya sunmaktır.

Müşterinizi yönetmek tamamen karşılıklı bir ilişki sürecidir. Müşterinizi yeşil bir dolar çuvalı olarak değil, beraber iş yapacağınız bir partner olarak görün. Eğer müşterinizin işlerini geliştirir, hayatını kolaylaştırırsanız ileride daha farklı işler için birlikte çalışmaya devam edersiniz.

Aksi takdirde çalışacak insan bulmakta zorlanabilirsiniz.

5. Kendinizi pazarlayabilmelisiniz.

Bunu iki aşamada ele alacağım:

Öncelikle internet üzerinde varlığınızı güçlendirmelisiniz. İnternet sitenizin arama motorlarındaki sıralaması, tanınırlığı, bilinirliği ne kadar artarsa değeriniz de o kadar artar. Bunu başarmak için ise ortaya faydalı birşeyler koymalısınız. Kimse sadece servis ve hizmetlerinizi listelediğiniz bir giriş sayfasını düzenli olarak ziyaret etmek istemez.
Ortaya yararlı bir şeyler koymalı, insanların faydalanabileceği eserler sunmalısınız ki internet üzerinde değeriniz artsın.
Bildiğiniz, uzman olduğunuz konularda makale yazmaya ne dersiniz mesela?
Ya da uzmanlık alanınızla ilgili tartışma gruplarında faydalı yorumlarda bulunmaya?

Günümüzde internet artık öyle bir ortam ki paylaşımda bulumnadıkça var olmanıza olanak yok.
Artık kimse "cicili bicili" web sitelerine önem vermiyor o kadar. Kısacası değer katmalısınız ki değerlenesiniz.

Konunun diğer ucu ise kişisel pazarlamadan geçiyor. Ürünlerinizi ve hizmetlerinizi hangi fiyattan sunduğunuzu; eğer rakiplerinizden fiyat farkınız varsa bunun nedenini ifade edebilmelisiniz.

Kişisel pazarlama, rekabet avantajı sağlamak için kendinizi olmanız gerekenin daha altında bir fiyat diliminde göstermeniz değildir.

Bence kişisel pazarlama: "Yaptığınız işleri ve bu işleri neden şu anki fiyatınızdan yaptığınızı karşınızdakine sağlam temellerle anlatarak etkileyici bir sunum yapabilmek"tir.
Bu da tabii ki zamanla kazanılacak ve geliştirilebilecek bir özellik. Ancak olmazsa olmazlardan biri.

6. Kendinizi geliştirmelisiniz.

Özellikle bilişim alanında çalışıyorsanız, teknolojinin ne kadar hızlı geliştiğinin farkındasınızdır. Bu hızlı gelişimi takip etmeli, bu gelişime ve değişime ayak uydurmalısınız.

Eğer kullanmaya başlamadıysanız bir RSS okuyucusu kullanmaya başlamanızı öneririm. Bu konuda sharpreader oldukça iyi ve ücretsiz bir prugram. RSS takip ederek en azından dünyadaki gelişmelerden geri kalmamış olursunuz.

Gününüzün belirli bir kısmını kendinizi geliştirmek için kullanın. Hatta kısa vadede finansal getirisi olmasa bile kendinizi geliştireceğinize inandığınız bir projeye başlayın. Kısacası kendi kendinizin müşterisi olun.

...Bugünlük bu kadar.
Umarım, yararlı olabilmişimdir.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor