.

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Gün 59 - Risk analizi #

Don Kişot yazıtlarının geçmişine ufak bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?

Konumuz risk analizi.

Biraz geçmişe dönersek:

  1. Öncelikle riskten korkmamayı öğrendik;

  2. etkileyici bir hikaye yazarken yapılan riski yüksek olan şeylerin genelde getirisinin de yüksek olacağını gördük;

  3. daha sonra yapılan iş ne kadar büyük olursa, içerdiği risk faktörünün de o denli yüksek olacağını gördük ve gülü sevenin dikenine de katlanması gerektiğinin farkında vardık;

  4. bazen sezgilerimize güvenmenin de önemli olduğunu gördük; düşünüyorduk, riski görüyorduk, o halde kazanıyorduk;

  5. yaratıcı projelerin risk faktörünün yüksek olduğunu söyledik ve emin misiniz, son kararınız mı? diye sorduk;

  6. ve yakın zamanda değişik proje fiyatlandırma yöntemlerinin farklı oranda risk içerebileceğine değindik.

Bu kadar çok "risk"ten bahsettiğimize göre kendi işini yapan bir girişimci için riski yönetebilmenin hayati öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün ise, projemizin ne kadar riskli olduğunu farkı parametrelere bakarak incelemeye çalışacağız:

1. Projenin süresi

Süre arttıkça genellikle risk de artar. 12 aylık bir proje, 4 aylık bir projeye göre çok daha risklidir.

Bu noktada bir ayrıntıya daha değinmek yerinde olabilir:
Aşırı uzun süren bir proje, riskin fazlalığından ziyade projenin verimsizliğine ve/ya projenin kalitesinde bir eksikliğe işaret eder. Örneğin, bir yazılım projesi üç-dört senedir geliştirilmekte ise ve halen tutarlı bir sonuca varılamamışsa (istisnalar hariç; genellikle) o proje ölü bir projedir.

2. Birlikte çalıştığınız müşteri ya da müşteri topluluklarının sayısı

Tek bir kişi ile bire bir bağlantı içinde çalışmak; teknik konsey, pazarlama kurulu, kalite kontrol birimi, müşterimizin ortakları ile harala gürele çalışmaktan çok daha az risklidir. Birlikte çalıştığının kimsenin projenin geleceği hakkında etkin derecede karar verebilecek olmasına dikkat edin.

3. Ekibinizin ve müşterinizin iş mantığı (business logic) hakkında bilgisi

Ekibinizi kısa vadede bir şekilde iş mantığı konusunda eğitebilirsiniz. Ancak müşteriniz, daha kendisinin ne istediğinden tam emin değilse (ki genelde böyle olur) projeye başlamadan önce
  • iş mantığının tüm ayrıntılarını müşterinizle konuşmanız;
  • net kararlara varmanız;
  • ve bu kararları ekibinize anlatmanız;
  • daha da önemlisi kendinizin kristal berraklığında açık ve net olarak her şeyi anladığınızdan emin olmanız
çok önemli.

Aksi takdirde projenizin geleceğini kime havale ederseniz edin, sizi kurtaramaz.

4. Müşterinizin proje gelişimine ve değerlendirme süreçlerine katkısı


Eğer müşteriniz projeyi size devrediyor, ve proje sonuna kadar pasif kalıyorsa projenin riski artıyor demektir. Aslında burada dengeyi kurabilmek önemli olan. Eğer müşteriniz her saniye sizinle proje konusunda telefon görüşmesi yaparsa belki risk azalabilir ama verilmiliğiniz düşer, sinirleriniz yıpranır (bazı müşteriler pek de can ciğer kuzu sarması olmuyorlar), konsantrasyon ve motivasyon eksikliği yaşarsınız.

Kural olarak; ihtiyaç hisettiğiniz zaman müşterinizle ayrıntıları netleştirmekten çekinmemeniz gerektiğini söyleyebiliriz. Ayrıca müşteriniz her dakika sizinle bağlantıda ise; size ve profesyonelliğinize karşı bir güven eksikliğinden şüphe edebilirsiniz. Ve ne olursa olsun, bir iş ilişkisi karşılıklı güven esasına göre kurulu değilse; o ilişkiye hiç başlanmaması daha iyidir.

5. Değişiklik istekleri

Müşteriniz proje isteklerini sık sık değiştiriyorsa projenizin riski artacak ve isteseniz de istemeseniz de projenizin bazı yerlerinde işlevsel bozukluklar / güvenlik açıkları / verimsizlikler ile karşılaşacaksınız demektir.

6. Sizin (proje yöneticisi olarak) deneyiminiz


Eğer daha önce benzeri projeler yapmışsanız, projenizin risk faktörü ve projenizi tamamlamanız için gerekli zaman göreli olarak azalacaktır.

7. Formal bir metodoloji uygulanması

Eğer projeyi geliştirirken belirli standartları takip ediyorsanız, zaman planlaması yapmışsanız, iş akış şemanız belirli ise; proje süreçlerinizi belirlemiş ve planlamışsanız. Kısacası ne kadar formal bir metodoloji takip ediyorsanız projenizin riskini o kadar azaltırsınız.

...

Evet bir proje az riskli ve aynı zamanda bol kazançlı olmayabilir. Ama getirisi yüksek olan bir projenin risk etmenlerini kontrol altına almak ve azaltmak da tamamen sizin elinizde.

Her şeyi şansa bırakmayın.

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Gün 33 - Emin misiniz? Son kararınız mı? #

Full-time işinizden, insanların sizi yönetmesinden gına geldi, kendinize yeterince güvendiğinize inanıyorsunuz ve kendi işinizi kurmayı; kendi kendinizin patronu olmayı mı planlıyorsunuz?

Tabii ki eğer inanıyorsanız, kendinizi yeterince yetkin görüyorsanız başlamamanız için hiçbir neden yok.

Yine de bu U dönüşünü yapmadan önce birkaç yanlış anlaşılmayı yeniden netleştirmek gerekebilir:

1. Artık aileme, arkadaşlarıma, yakın çevreme daha fazla zaman ayırabileceğim

Yanlış!

Ailenizle daha fazla zaman geçirmeyeceksiniz, aksine işiniz ve projeleriniz daha fazla zamanınızı alacak.

Eğer projenizin yarın bitmesi gerekiyorsa müşteriniz için bugünün kız arkadaşınızın doğum günü ya da evlilik yıldönümünüz olduğunun hiç mi hiç önemi olmayacaktır. Projenin yarın bitmesi isteniyorsa akşam için planladığınız romantik yemeği ertelemeniz ve gecenin bir yarısına kadar çalışmanız gerekecektir.

2. Artık öyle saatlerce çalışmak, mesaiye kalmak zorunda değilim

Düşünün. projenizin gecikmesinin suçunu üzerine atacağınız bir patronunuz var mı? Yok! Gecikmenin sebebi olarak göstereceğiniz bir iş arkadaşınız var mı? O da yok!

O zaman düşündüğünüzün aksine işleri zamanında yetiştirmek için çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaksınız.

Kendimden örnek verirsem:
  • Güne sabah saat sekizde başlıyorum.
  • Öğlene kadar araştırma trend takibi ve blog yazımıyla geçiyor vaktim.
  • Öğleden sonra üzerinde çalıştığım projelere yoğunlaşıyorum.
  • Mesaimin bitimi geceyarısı biri ya da ikiyi buluyor.
sizce buna "daha az çalışmak" denebilir mi?

3. Müşterilerim ve projelerim olduğu sürece düzenli bir nakit akışım da olacak

Yanlış!

Müşterilerinizden para istemek için projenin bitimini beklemek zorundasınız (benim genel çalışma prensibim: proje bedelinin 1/3 'ü projeye başlamadan avans olarak; kalanı ise proje tesliminde ödenecek şekilde)

Özellikle uzun dönemli bir proje aldıysanız üzerinize birkaç ay (proje teslimine kadar) kasanıza para girişi olmayacak demektir. Yani birlikte çalışacak müşterileri bulsanız bile sizi en az birkaç ay idare edecek nakit rezervini de biryerlerde hazır tutmanız gerekli.

Şöyle basit bir hesap yapabilirsiniz:
  • Bir ay için "sadece yaşayabilmek" adına size ne kadar para gerekiyor hesaplayın (faturalar, ev kirası, ulaşım masrafları, yemek-içmek)
  • Bu değeri üçle çarpın.
  • Elinizde herhangi bir t zamanında en az bu kadar nakitin (ya da eşdeğer miktarda fon/bono vs şeklinde maddi varlığın) bulunduğundan emin olun.
Bu da bizi şu sonuca sürükler: Maaşınızın en az üç katını biriktirmeden, kendi işinizi başlatmayın.

4. Nasıl olsa kendi işimi yapıyorum; bana sıkıcı gelen işleri yapmam, sevdiğim şeylere odaklanabilirim

Tamamen olmasa da, yanlış! Belki girişimcilik denizine doğru bir zamanda atladınız ve başlangıçta birkaç eğlenceli projeniz olacak

Ancak;
  1. Tüm eğlenceli projelerin sıkıcı kısımları bulunur. Ve asıl para kazandıran bölümler genelde bu sıkıcı kısımlardır.
  2. Elinizdeki eğlenceli projeler tükenebilir. Niye mi:

    1. Eğlenceli projeler genelde yaratıcı projelerdir.
    2. Yaratıcı projelerin risk faktörü yüksektir.
    3. İnsanların çoğu riskten kaçınır.
    4. İnsanlar risk almak yerine az ama güvenli nakit akışını tercih ederler (madde 3'ün sonucu).
    5. Az ama düzenli nakit akışı veren projeler o kadar da eğlenceli değildir.(madde 1 ve 4)
    6. Yaratıcı projeler birden ortaya çıkmaz. Üzerinde ciddi bir emek ve zaman harcamak gerekir.
    7. İnsanlar yaratıcı projeler üzerinde düşünmeyi gereksiz zaman kaybı olarak görürler (madde 4 ve 6).
QED
(
latince: quod erat demonstrandum;
türkçe: gösterilmek istenen de buydu;
türkçe(bilimsel): ispatın sonu;
türkçe(argo): aha bu da kapak olsun!
).

...

Kısacası öyle ya da böyle elinizdeki eğlenceli projeler tükenecektir. Yani bir süre sevdiğiniz birşeyler yapacak, sonra uzun bir süre o kadar da sevmediğiniz işlerle uğraşacak, sonra tekrar sevdiğiniz bir işe başlayacaksınız... Ve bu böyle gidecek. Buna hazırlıklı olun.

...

Kendi kendinizin patronu olmak bir zihin durumudur (state-of-mind). Bu işe girişmeden önce nasıl bir insan olduğunuzu; bu işe uygun olup olmadığınızı çok iyi değerlendirmeniz gerekir.

Eğer güvenli ve rahat ortamlardan hoşlanan bir insansanız, girişimcilik pek de size göre değil demektir.

Eğer
  • Dışadönükseniz,
  • inatçı iseniz,
  • yeteneğiniz varsa,
  • kendinize güveniyorsanız,
  • kendinize iyi bir sosyal ağ örmüş iseniz
muhtemelen başarılı olacaksınız demektir.

Yine de başlangıç kararını almadan önce yukarıda sıralanmış yanlış anlaşılmaları aklınızda bulundurun.

Burada deniz çok dalgalı ve başlangıçta elinizde basit bir sandal var. Sandalınızı büyütüp, geliştirip koca bir tekneye dönüştürmek de sizin elinizde; dikkatli davranmayarak onu alabora etmek de sizin elinizde.

Umarım bazı yanlış anlaşılmaları aydınlatabilmişimdir.

Tekrar sorayım: Emin misiniz? Son kararınız mı?

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Mayıs 09, 2006

Gün 26 - Web uygulamam para kazanacak mı? #

Bu yazım daha ziyade web üzerinde uygulama geliştiricilere yönelik; ancak web tabanlı bir işin yönetimine yeni yeni başlamış; masanın pazarlama/iş yönetimi tarafına daha yakın kimseler de kendileri için birşeyler bulabilirler.

Diyelim ki bir web servisi üretmeyi planlıyorsunuz. Ve yine diyelim, çağı yakalamak adına siz de web2.0 trenine katılmak, flickr, meebo, google calendar, basecamp, rallypoint vb. gibi insanların "vay bee!" diyeceği bir uygulama geliştirmek istiyorsunuz.

Eğer ısınmak için sobanızda dolar yakma lüksüne sahipseniz, ya da zevk için kod yazan bir yazılımcı iseniz (ben "gece yazılımcısı" diyeceğim.. daha uygun bir terim varsa önerilere açığım) sorun değil.
Ancak normal şartlar altında web uygulamanız için bir gelir modeli geliştirmeniz gerekli.

Bunu materyalizm olarak görmeyin. Gerçekçi olmalı ve web uygulamanızın nasıl para getireceğini detaylı olarak planlamalısınız.

Biraz daha açıklığa kavuşturmak gerekirse; eğer "eğlence olsun" diye birşeyler yapıyorsanız sorun yok. (ileride eğlence olarak yaptığınız şey google'ın ilgisini çeker de birkaç milyon dolara satın bile alınabilir -- onlarca örnek var ortalıkta)
Ancak, eğer projenize ciddi bir zaman ve emek harcamayı düşünüyorsanız, finansal bir planınız da olmalı.

Gerçekçi olmaya devam edelim.

1. İzleyici kitlenizin en fazla yüzde ikisi ücretli üye olacaktır

Aslında yurt dışında "conversion ratio" olarak bilinen bu oran yüzde üç / yüzde dört civarında. Ancak Türkiye için yüzde üç bile çok iyimser bir oran olabilir. Biz garanti olsun diye yüzde iki diyelim.

Yani iyi bir web uygulaması için; her yüz üyeden yanlızca ikisi para ödemeyi kabul edecektir.

Basit bir hesap yaparsak; diyelim insanların hayatını inanılmaz kolaylaştıracak web uygulamanızın aylık altın üyelik ücreti 10YTL. Eğer 1000 üyeniz varsa ayda 200YTL 'den fazlasını beklemeyin.

Bu da şu anlama gelir; tipik bir web servisinin gelir getirmeye başlaması için en az 20-30 bin aktif üyesinin bulunması gerekir.

Hadi senaryoyu biraz daha iyimserleştirelim: Servisinizin yan gelirleri de olsun (reklam / sponsorluk vs). Yine de en az on-onbeş bin üye elde etmeniz gerekli.

Bu noktada iki soru:

  1. Servisinizin bu kadar üyeyi toplayacak kadar ilgi çekici olduğuna inanıyor musunuz?
  2. Bu kadar üyenin oluşturacağı yüklenmeye (server-load, db bottleneck) dayanabilecek sağlam (robust) bir sistem tasarladınız mı. Kısacası uygulamanız ölçeklenebilir mi (scale-up)?
Bu soruların ikisine de cevabınız evet ise yolunuzda devam edin.
Birinden birine "belki, ama, fakat, ancak, lakin" li cevaplar veriyorsanız konu üzerinde biraz daha kafa yormalısınız demektir.

2. Nakit akışınızı önemseyin

Nakit akışı tablosu, en basit tanımıyla ileriki dönemlerdeki olası gelirinizden, yine ileriki dönemlerdeki olası harcamalarınızın çıkarılması ve bunların dönem dönem listelenmesi demektir.

Dünyanın en önemli buluşu değil (ing: it's not rocket science). Ancak önünüzü görebilmeniz için gerekli bir adım.

O kadar karmaşık uygulamalara da ihtiyacınız yok. Herşeyi basit bir excel dosyası ile bile halledebilirsiniz.

Söylemişimdir finansal işlerim için acemoney 'i kullanıyorum ben. Daha önceki organize işler iletimde işinize yarayabilecek başka araç ve sitelerden de bahsetmiştim.

3. Riski minimize edin

Demesi kolay, yapması zor :)

Riski minimize etmenin en kolay yolu, yeni web uygulamanızı bir ek iş olarak yürütmeniz.
Yani şu ana kadar neyden para kazanıyorsanız (freelance / full-time iş / kontrat bazlı çalışma vb.) o işi yapmaya devam edin. Ancak bir yandan kendinize ayırdığınız zamanlarda web projenizi geliştirin.

Kısacası kendi kendinizin müşterisi, kendi kendinizin patronu olun.

Bu şekilde, ne zaman isterseniz o zaman size para getiren asıl işinizi bırakıp projenize tam anlamıyla yönelebilirsiniz. Arada da bir miktar sizi idare edecek fon biriktirmiş olursunuz.

Zor bir iş. Motivasyon, organizasyon ve disiplin gerektiriyor. Ancak öyle ya da böyle faydasını göreceğinizden eminim.

4. Kredi kartı testi

Bu da basit ama önemli bir test.

Kullanıcılarınız (ya da müstakbel kullanıcılarınız) servisinize ücretli üye olmak için kredi kartı numaralarını bir forma girecekler mi?

  1. Kullanıcılarınızda kredi kartı bilgilerini verecek kadar güven oluşturuyor musunuz? Unutmayın kredi kartı bilgisi, ad-soyad-email bilgisinden daha hassas bir bilgidir. Kullanıcılarınız bu konuda daha fazla ince eleyip sık dokuyacaklardır.
  2. Kullanıcılarınız kredi kartı ile hizmetinizi satın almak istiyor mu? Hizmetinize gerçekten değer veriyorlar mı?
  3. Siz kullanıcılarınızın yerinde olsanız kredi kartınız ile hizmetinizi satın alır mıydınız? Size bu süreçte engel olan ne gibi bariyerler var (psikolojik, fonksiyonel, teknik)? Bu engelleri kaldırmak için neler yapabilirsiniz?

5. Araştırma

Aaah aah (derin iç çekiş). Bizim en eksik olduğumuz konu:

  • Rakiplerinizi tanıyor musunuz?
  • Sizin hizmetinize benzer hangi hizmetler var ortalıkta?
  • Sizin diğerlerinden farkınız ne ki (örn: hız, kullanım kolaylığı, rakip servislerde olmayan ve kullanıcıların gerçekten işine yarayacak bir özellik, teknik destek vb.) kullanıcılar sizin hizmetinizi diğer alternatiflere tercih etsin?

Sitenizi açtığınız zaman google'ın ya da yahoo'nun bu işi zaten "hayrına" ücretsiz olarak yaptıklarını öğrenmek mide spazmı geçirmenize neden olabilir. Aman ha!

Yarın görüşmek üzere...

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Nisan 18, 2006

Gün 17 - Akıllı, köprü ararken; deli dereyi geçmiş #

Nerden mi çıktı?

Dün bir e-posta geldi bana

"kendi girişimimi başlatmak istiyorum, sizce doğru zaman ne olmalıdır?"

diye soruyordu.

Bu e-postaya bireysel cevap vermektense aklında benzer sorular olan herkesle görüşlerimi paylaşmanın daha doğru olacağını düşündüm:

Öncelikle zaman konusunu açıklığa kavuşturayım. Kendi işinizi başlatmanız için en uygun zaman "herhangi bir zaman"dır. Yani kendinizi hazır hissediyorsanız, kendinize güveniyorsanız; başaracağınıza inanıyorsanız durmayın.

Dışsal faktörler (external forces) bir işin başarısını veya başarısızlığını sanıldığı kadar fazla etkilemez. Başarınızı etkileyen en önemli unsur sizin azminiz, istekliliğiniz, aklınızdaki fikri hayata geçirmeye duyduğunuz özlemdir. Ve hayatın pek çok alanında olduğu gibi başarılı bir iş kurmak varış noktasıyla değil, bu noktaya varmak için geçtiğiniz yol ile ilgilidir.

O nedenle siz yolunuzda yürümeye odaklanın, noktayı boşverin.


1. Sevdiğiniz işi yapmalısınız

Belki bunu daha önce beş altı kere tekrar ettim, ancak bir kez daha tekrarı hak ediyor.
Eğer kendi işinize başlamayı düşünüyorsanız bu işi kesinlikle "iş olarak" görmemeniz gerekiyor. Yeni işinizi "bir hobi gibi" algılar, bu işi yaparken zamanın nasıl geçip gittiğinin farkına varmazsanız zaten başarı yolunu yarılamışsınız demektir.
Eğer işinizi eğlenerek yapmıyorsanız, daha yolun başında iken kendinize yeni bir iş alanı bulun.

Eğer işinizi severek yapıyorsanız, emin olun işinizi yapmaktan duyduğunuz mutluluk müşterilerinizin yüzünde size duygukları güvenden dolayı oluşan bir gülümsemeye dönüşecektir.

2. Sevdiğim işi yapıyorsam zamanın ne önemi var ki?

Yani en doğru zaman herhangi bir zamandır. (bunu daha önce de demiştim sanki :) )
Düşünmeyin, ilerleyin ve derhal harekete geçin.
İlk adım ürkütücü görünebilir (gerçekten ürkütücü de :) ) Ama ilk adımı attıktan sonra eğer yeni işinizi severek yapıyorsanız mutlu olan siz olacaksınız.

Durmayın! hayallerinizin peşinden koşun!

Evet, ilk başta belki bir iki kez tökezleyebilirsiniz. Ama ileride, geriye dönüp baktığınızda bu tökezlemelerinizi eğlenceli ve heyecanlı birer anı olarak hatırlayacaksınız.

3. Yeni yürüyen her bebeğin elinden birilerinin tutması gerekir.

Destek almaktan çekinmeyin. Kendi işinize daha yeni yeni başladınız (ya da başlayacaksınız) ve dışarıda tamamen fransız olduğunuz kocaman bir dünya var. Bu dünyada kaybolmamak için sizden daha deneyimli olanların fikirlerini alın.

Destek konusunda en yakın çevrenizden başlayın. Kendi işinizi kurmak istediğinizi ailenize açın. Psikolojik ve maddi olarak ne gibi zorluklarla karşılaşabileceğinizi onlara anlatın. Birilerinin desteği olmadan (destek derken maddi desteği kastetmiyorum) ilerlemeniz, girişiminizin kendi ayakları üzerinde durabilmesi çok güç olacaktır. İnsanlardan destek ve yardım eli istemekten çekinmeyin.

4. Sevdiğiniz işi yaparsanız ödülünüz de büyük olur.

Bu yazıda "sevdiğiniz iş" konusundan kaçıncı bahsedişim bilmiyorum.

Sizi bilmem ama ben kendi işime sadece daha iyi bir finansal getiri sağlayacağı için başlamadım. Ben patronumu kovdum ve karşılığında özgürlüğümü satın aldım. Bundan daha değerli birşey olabilir mi?

Demek istediğim öyle bir iş yapıyor olmalısınız ki bu işten hiç para kazanmasanız, hatta zarar bile etseniz mutlu olabilmelisiniz. Kısacası gerçekten sevdiğiniz işi yapmalısınız.
Eğer size uygun böyle bir iş yoksa kendi işinizi kurmanıza da gerek yok bence.

5. Bir kaçış planınız olsun, ama daha da önemlisi bir iş planınız olsun.

Tamam, heyecanlısınız, bilgilisiniz ve birkaç senede beş altı zilyon dolar para kazanıp Bahama'lara tatile çıkmayı planlıyorsunuz.

Olabilir. Neden olmasın ?

Yeni işinizi seviyorsunuz, ve bu işi yıllarca yapmaya devam edebilirsiniz.

Peki ya işler beklediğiniz gibi gitmezse, ya aslında "uygun zaman" konusunda yanıldığınızı fark ederseniz.

Böyle bir durumda bir kaçış planınız olmalı. Ama her olumsuzlukta bu plana sarılmamalısınız.

Kaçış planından daha da önemlisi bir iş planınız olmalı. Yani olası bir kriz durumunda, krizi yönetmeyi; geminizi fırtınadan minimum zararla kaçırabilmeyi başarmalısınız. Eğer bu öngörüyü kazanmışsanız zaten kaçış planına da ihtiyacınız kalmaz.


Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Nisan 04, 2006

Gün 13 - Riskten korkmayın #

Risk, gerek iş hayatının gerekse sosyal hayatınızın vazgeçilmez bir parçasıdır. Ve çoğu zaman risk deyince aklımızda kötü şeyler çağrışır:
  • tehlike
  • gerginlik
  • kayıp
Ancak, riskin çoğu kişinin görmekten çekindiği bir de olumlu yönü var:
  • turnayı gözünden vurmak,
  • başlangıç harcamanızdan çok daha fazlasının size kazanç olarak geri dönmesi,
  • tanınırlığınızın ve bilinirliğinizin bir anda artması, popüler olmanız,
  • ... daha gider bu.

Tabii ki her risk eşit değildir. Daha doğrusu kontrollü risk almak ile, Nasreddin Hoca misali "ya tutarsa" deyip göle maya çalmak arasında ince nüans farkları vardır: Birincisi (kontrollü risk alabilmek) öngörü, tecrübe ve duygusal zeka gerektirir. İkincisi (göle maya çalmak) bunların hiçbirini gerektirmez.

Demek istediğim, bazı işler vardır ki bu işlere girişmek risk değil "aptallık"tır.

Mesela, yaptığınız pazar analizi sonucunda hiçbir dondurma üreticisinin "kerevizli dondurma" satmadığını fark ettiniz. Tanrım ne büyük şans! Henüz kimsenin girmediği bir pazar segmenti buldunuz! İleride bu dondurmanın karnıbaharlısını, bir de ıspanaklısını yaptınız mı paraya para demezsiniz!

Kerevizli dondurma tutar mı peki. Eeee, orası da işin risk kısmı. Riski bol olursa, getirisi de bol olur :)

Demek istediğimi anlamışsınızdır. Risk almak ya da almamak konusunda akıllıca kararlar verin.

Tabi risk almanın akıllıca olup olmadığı kerevizli dondurma örneğindeki gibi bariz bir şekilde belli olmayacaktır çoğu zaman.

O nedenle iyisi mi, biz akıllı risk nedir, onu tanımlamaya çalışalım:

Riski, risk yapan, işin tutmaması durumunda sizden birşeyler götürmesidir. Benzer şekilde eğer riske ettiğiniz iş tutarsa, birşeyler kazanırsınız.

Yine kerevizli dondurma örneğine dönersek;
Eğer bu iş tutarsa:
  • Normal dondurma tüketicilerinin bir kısmını kerevizli dondurma tüketmeye ikna etmiş olursunuz. Kerevizli dondurmadan elde edeceğiniz kâr marjı, atıyorum aynı miktarda vanilyalı dondurma satsaydınız ondan elde edeceğiniz kâr marjını pek geçmeyecek -- hatta belki bu değerin altında kalacak ve sürümden kazanmaya çalışacaksınız (kim kerevizli dondurma yer ki yaa!) Kısaca, riskimizin getirisi o kadar da fazla değil.
  • Götürüsü ise; "kerevizli dondurma" üretmek gibi dahiyane bir fikir için harcadığınız tüm ar-ge masrafını çöpe atmış olacaksınız. İleride vanilyalı dondurma üretmeye kalksanız bile kerevizli dondurma başarısızlığınızdan dolayı kimse sizden vanilyalı dondurma satın almayacak. Belki insanların alay konusu olacaksınız... vs. vs.
yani bu işin getirisi az; götürüsü ise fazla. Pek akıllıca değil.

Akıllı risk, potansiyel götürüsü az ya da sınırlı; potansiyel getirisi ise oldukça yüksek -- hatta sonsuz olarak tanımlanabilecek risktir diyebiliriz.

Birkaç akıllı risk örneği:

  • Gerçekten hoşlandığınız birine aniden çıkma teklif edersiniz:
    • Götürü: Reddedilme, kısa süreli utanç duygusu, motivasyon eksikliği.
    • Getiri: Ömür boyu mutlu bir beraberlik.
  • Patronunuzdan zam istersiniz:
    • Götürü: Size zam vermez, vermeyenin iki yüzü kara... bir daha istersiniz ilerde. En fazla bu durum işten ayrılıp kendi işinizi kurmanız yönünde sizi motive eder ;)
    • Getiri: Patronunuz bir an düşünür, sizin firmanıza ne kadar çok emeğiniz geçtiği gözlerinin önünden şerit halinde geçer. Ve yüklü bir zam alırsınız. Akşam da rakı-balık olayına girersiniz belki ;)
  • İş hayatı ile ilgili bir blog başlatırsınız:
    • Götürü: Kendiniz yazıp kendiniz okuduğunuz bir günceniz olur.
    • Getiri: Daha on iki gün olmasına, ve hemen hemen hiç tanıtım/reklam vs. yapmamış olmanıza rağmen günde en az iki yüz kişinin ziyaret ettiği ve bu oranın eksponansiyel olarak artmakta olduğunu gözlemlediğiniz bir blogunuz; söylediklerinizi dinleyen, sizi anlayan, size hak veren bir kitleniz olur.
Öngörülü Olun

Akıllı riskler almanın önemli malzemelerinden biri de öngörüdür. Risk alırken bir yıl ilerisini değil, beş yıl sonrasını düşünün.

Bu düşünce tarzının bir avantajı, olaylara daha detaylı, daha derinlemesine bakıp daha sağlıklı bir karar vermeniz olacaktır. Bir ikinci avantajı ise; uzun vadeli düşünürseniz, kısa vadede yaptığınız başarısızlık ve yanlışların motivasyonunuzu düşürmemesini sağlarsınız.

Hedefleriniz büyük olsun ve ileriye bakın!

Plato dönemleri

Riskli (ya da akıllı risk alarak geliştirilen) girişimler genelde aşağıdakine benzer bir getiri/zaman eğrisini takip ederler:



Grafiğin ortasındaki durgun dönem, plato dönemidir. Çoğu girişimci yaptıkları işin meyvesini vermediğini düşünüp bu noktada işi bırakabilir. Plato döneminin uzunluğu alınan riskin cinsine, hedef kitlenin yapısına (yeniliğe açık / kapalı, lider / takipçi, riski seven / riskten kaçan olmaları gibi) göre değişkenlik gösterebilir.

Bu dönemde ümitsizliğe kapılmamanız; bıkmadan usanmadan fikrinizi/girişiminizi desteklemeniz gerekir. Eğer pazar girişiminize gerçekten değer veriyorsa bunu plato dönemi bittikten sonra getirinizde üssel bir artış yakaladığınızı fark edeceksiniz.

Dikkat ederseniz kâr yerine, getiri kelimesini uygun gördüm. Çünkü beklediğiniz getiri ille de finansal olacak diye bir şart yok: İnternet üzerinde bilinirliğinizin artması da bir getiridir, insanların güvenini kazanmanız da bir getiridir. Getiriler finansal olmayabilirler. Hatta finansal olmayan getiriler (intangible assests) elle tutulan değerlerinizden çok daha önemli olabilirler.

Düşünün; markanızın tüm dünya'da sektörde akla gelen ilk marka olmasını mı istersiniz; yoksa bir milyon dolar nakit para mı?

Riskli bir soru mu oldu :)

Yarın görüşmek üzere; hoşçakalın.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 31, 2006

Gün 10 - Zamanlama önemlidir #

Bazen en büyük rakiplerinizden biri, pazarın kendisi olabilir. Daha doğrusu pazarın sunduğunuz ürün ya da hizmetten haberdar olmaması.

Şu anki durumumu ele alalım:

Full-time işimi bırakmak üzereyim. Ve web ortamında hizmet sunma kararı aldım.
Web ortamında dinamik, etkileşimli, ileriye yönelik (forward-compatible), yenilikçi ve güvenilir çözümler üretiyorum. Ve eğer birşey hayal edilebiliyorsa yapılamaması için hiçbir neden olmadığı inancındayım

(< - -parantez aç



Lisans döneminde çok iyi flash bilen bir arkadaşım vardı. Onca sene önce söylediklerini aynen aktarıyorum:



"Tanrı var mı yok mu bilmiyorum, ama flash ile bir tane yapabilirim."


Bir insan kendine, yaptığı işin kalitesine olan güvenini daha net nasıl ifade edebilir ki!

hamush, eğer bu yazılanları okuyorsan sana sevgi ve selamlarımı iletirim :)


parantezi kapat - - >)

Nerede kalmıştım, web üzerinde servis veriyorum. Ve sunduğum hizmet de (geçmiş tecrübe ve birikimlerime dayanarak) oldukça kaliteli.

Peki bunu şu an kim biliyor?
- Birebir görüşüp iş bağlantısı kurduğum bir grup insan.
- Kişisel çevrem, arkadaşlarım.
- Bir de an itibariyle, bu blogun 30-40 tane takipçisi (hiç duyurmamama rağmen bu sayıya ulaşmam ileride bu sayının artacağına işaret gibi görünüyor)

... hepsi bu kadar.

Bu blogdan kimsenin haberi var mı?
Hiç bir yerde buraya link vermediğime göre bu blogdan da en fazla yüz-yüz elli kişinin haberi var şu an.

Mutlaka, elimde onca imkan varken (
sitelerimin google pagerank'leri belirli bir seviyenin üzerinde iken, siteme ayda gelen tekil ziyaretçi sayısı hiç de küçümsenmeyecek bir sayı iken,
üye olduğum forum ve tartışma gruplarında nazım geçiyorken)
deli miyim de bu ortamları kendimi pazarlamak için kullanmıyorum diye düşünebilirsiniz.

Tabii ki bu mecraları kullanacağım. Ancak bu konuda doğru zamanlama yapmanın önemli olduğuna inanıyorum.

Bir eylemi tam zamanında gerçekleştirirseniz ondan verim alabilirsiniz.
Eğer yapacağınız eylemi olması gerekenden önce, ya da olması gerekenden sonra yaparsanız çabalarınız beklediğiniz faydayı sağlamaz.

Öncelikle hazırlıklarımı tamamlamalı, sonra reklamımı yapmalıyım.
Yani önce ürün ve hizmetlerimi tanıtıcı sayfalarımı hazırlamalı, fiyat politikamı belirlemeli, istenildiğinde anında sunulmak üzere detaylı teklif ve tanıtım dokümanları hazırlamalıyım ki
yaptığım reklam ve tanıtımı destekleyebileyim.

İlk etki her zaman önemlidir.

Web ortamında durum çok daha acımasız ne yazık ki. Bir internet kullanıcısının herhangi bir sayfayla ortalama ilgilenme süresi sekiz saniye civarındadır. Yani siz ilk sekiz saniyede kullanıcıya vermeniz gereken mesajı veremeyip, onda gereken güveni oluşturamadıysanız, kullanıcı bir daha sayfanıza dönüp bakmaz.

O ilk anda kişiyi kaliteniz konusunda ikna edemezseniz, kaybetmişsiniz demektir.

Yarın görüşmek üzere;
Hoşçakalın.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 24, 2006

Gün 2 - Dışarı çık, kapıyı kilitle, anahtarı denize at... #

Buraya kadar bu blogu sabırla takip edenler, bu kadar istekli ve heyacanlı isem kesin istifa etmiş, bu yeni dünyaya balıklama dalmışımdır diye düşünüyor olabilirler.

Maalesef hayır. Henüz bu konudan yöneticime bahsetmedim. Nedeni ise basit: son bir haftada onlarca bağlantı kurmama rağmen henüz hiçbir bağlantım bir projeye dönüşmedi.

Aslında tersi de olmadı. Yani kimse "biz sana X gün sonra döneriz ok?" diyerekten başından savmaya da çalışmadı.

Özetle, olumlu yönde ilerleyen ancak henüz net bir sonuca eremediğim bir buket görüşme var elimde.

O nedenle

  1. Bu belirsizlik ortamı yüzünden ileri adım atmakta zorlanıyorum.
  2. Halen kendime "acaba bu yaptığım şey doğru mu" diye soruyorum.
  3. Atılacağım bu yeni dünyada, şu anda olduğumdan daha mutlu olup olmayacağımı tartıyorum. Ne demişler:

    eğer bir işi gerçekten severek yapıyorsanız, iş yapmıyorsunuz demektir.

    Şüphesiz benim bu macerada severek yapacağım tonla gizem var. Keşfetmeyi, riski, misterleri severim.

    Ama yazık ki sonumun hedehödö maymunlarının doğal ortamında izleyip kafasına hindistan cevizi yedikten sonra baygın düşüp hastaneye kaldırılan cocostar muhabirininkine dönmesinden korkuyorum :)

    Hatta korkuyorum az kalır, tırsıyorum :)
Bunlardan hiçbiri değilse bile, şu anda çalışmakta olduğum firmaya karşı son görev ve sorumluluklarım var: elimde kalan işleri bitirmek, bildiğim önemli şeyleri, üzerinde çalışmış olduğum görevlere dair bilgileri başkalarına öğretmek ve delege etmek gibi.

Bir an durup düşünüp, beni yolumdan geri dönmeye cezbeden yukardaki faktörlerin varlığını farkedince şu kararı aldım: Eğer başarmak istiyorsam, önümdeki doğrudan ya da dolaylı tüm engelleri kaldırmalıyım.

Ve ben de küçük çaplı bir e-mail marketing kampanyası başlattım:

Uzak ya da yakın, az tanıdığım ya da çok tanıdığım herkese ayrı ayrı, böylesi bir olaya giriştiğimi e-posta yoluyla söyledim. İşimden çok sıkıldığımı, artık ölsem de geri dönmeyeceğimi, yepyeni bir hayata başladığımı anlattım ve bana şans dilemelerini söyledim.
Böylelikle, şu an geri adım atarsam, attığım bu adımın en azından yüzlerce kişinin önünde bu geri adımı atmam anlamına gelmesini sağladım.
Yani şirkete geri dönmemi sağlayacak birinci kapıyı kapattım, kitledim ve anahtarını denize attım.

Bu yaptığım işlemi burada açıkça ifade ederek, (site istatistiklerinden gözlediğim kadarıyla) bu blogun varolan şu anki takipçilerine karşı da durumumu deklere etmiş oldum. Yani bir kapıyı daha caart diye kapattım, kitledim ve anahtarını denize attım.

Yarın departman müdürümle görüşerek bu ayın sonunda işten ayrılacağımı ve bu konuda kesin kararlı olduğumu net bir şekilde ifade edeceğim (üçüncü ve son kapıyı da kapatacağım yani)

Böylece

  1. Oluşturduğum pseudo-problemin, kendi içerisinde bir fırsat (opportunity) doğurmasını sağlayacağım. Biraz açarsam, kaçış yollarımı kapatarak kendimi gerekirse kızılcık sopası yardımı ile doğru olduğuna inandığım yola itmiş olacağım.
  2. En azından özgürlüğümü kazanacağım. Daha güzel birşey olabilir mi!? Beyaz yakalı/kravatlı bir 9-5 kölesi olmayacağım. Gerekirse gece ikiye üçe kadar çalışacak, ama sadece kendim için çalışacak, kendi zamanımın efendisi olacağım.
  3. Yepyeni bir başlangıç yapmış olacağım. Durumdan üzülmem, endişelenmem ya da paniklememe gerek kalmayacak, çünkü olayların çoğu zaten benim kontrolümde gerçekleşecek.
  4. Zor bir durum, yani bir "yeldeğirmeni" ile karşılaştığım zaman kendime tekrar her problemin içinde gizli bir avantaj yattığnı hatırlatacak, paniğe kapılmak yerine sakin olup bu avantajı keşfetmeye çalışacağım.
  5. Beni olumsuz yönde motive eden herkesi (en azından şu birkaç hafta) hayatımdan uzak tutacağım.
  6. Bu işin öyle atla deve olmadığını, yapılabileceğini telkin edeceğim kendi kendime.
    Dürüst olmak gerekirse, ortalıkta kalitesi düşük, baştan savma işlerle tonla para kazanan onlarca kişi varken ben neden başarılı olmayayım ki?!
  7. Her sabah, hedefimin başarmak olduğunu hayal ederek uyanacak; her akşam yatarken, hedeflerime sonuna kadar eriştiğim zaman nasıl bir ortam ve ruh halinde olacağımı düşüneceğim.

Sonuçta, yaşamak istediğim hayatı yaşıyor, sevdiğim şeyleri yapıyor olacağım.
Daha da güzeli, sevdiğim işi yaparak hayatımı kazanıyor olacağım.
Bundan daha güzel ne olabilir ki!

Yarın görüşmek üzere;

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor