.

Cuma, Temmuz 21, 2006

Gün 72 - İş hayatında mutluluk #

Eğer kurumsal bir ortamdaysınız "mutluluk" kelimesi en az kullanılan kelimelerden biridir. Onun yerine "iş güvencesi", "çalışanın tatmin olması", "verimlilik", "olumlu performans" gibi terimler tercih edilir.

Bu terimleri kullanmayı tercih etmiyorum. Çünkü hepsinin içi boş ve sıkıcılar.

Şu iki cümleyi karşılaştırın
"Arkadaşlar, haydi hep birlikte tatmin olacağımız ve performansımızı üst seviyede tutacağımız bir iş ortamı hazırlayalım."
"Arkadaşlar, iş hayatımızda mutlu olmak için neler gerektiğini konuşalım."


Hangisi daha az yapmacık ve daha samimi geliyor size? Bence de :)

İş hayatında mutluluk neden önemlidir?


Düşünün bir kere; hayatınızın en büyük kısmı işte geçiyor. Eve iş getirdiğinizi; mesaiye kaldığınızı; tatile çıkmaya zaman bulamadığınızı vs. de hesaba katarsak bu oran çok daha artıyor. İş hayatınız ailenize, arkadaşlarınıza ve hobilerinize ayırdığınız zamanın toplamından kat kat daha fazla zamanınızı alıyor.

Soichiro Honda, Honda'nın kurucusu (sürpriz!) şöyle diyor:
Her çalışan kendisi için çalışmalıdır. İnsanlar kendilerini firma için feda etmemelidirler. Çalışanlarımız işlerine kendilerini mutlu etmek için geliyorlar.
Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki mutlu insanlar, işinde mutsuz olan insanlardan çok daha başarılı oluyorlar. Aslında düşününce hak vermemek elde değil. Mutlu iseniz; iyimsersinizdir, rahat iletişim kurarsınız; sorunları çözme ve arabuluculuk yeteneğinize güvenilebilir; dikkatinizi daha kolay toplayabilirsiniz; motivasyonunuzu ve enerjinizi kaybetmezsiniz -- hepsi başarılı bir iş hayatı için vazgeçilmez özellikler.

Başarılı bir iş hayatı için daha başka neler gerekebilir?
  • Yaratıcılık,
  • Güven,
  • Üretkenlik,
  • Güdülenmek,
  • Kalite,
  • Müşteri hizmetleri,
  • Hızlı değişim,
  • İnsiyatif,
  • Motivasyon,
  • Enerji,
  • Kararlılık,
  • İletişim,
  • Fiyat verimliliği,
  • Berrak düşünce,
  • Satışlar,
  • Strateji,
  • Cesaret,
  • Müşteri ilişkileri,
  • Liderlik,
  • Düşük fiyatlar,
  • Yeni fikirler,
  • Çatışmalara çözüm,
  • iyi iletişim,
  • iyi iş ilişkileri,
  • mizah duygusu,
  • hep bir adım daha ileri gitmek için istek,
  • fikirler
  • ...
Tanıdık geliyor mu?

Listeye sabaha kadar bir şeyler eklesek, yine eklemeye devam edebiliriz. Sizlerin de ekleyeceği şeyler varsa bu listeyi güncelleyebilirim.

Öncelikle kendinize bir sorun; bu maddeleri size ne sağlayabilir?

Makinalar ve robotlar mı? Hayır.

İş akış şemaları, iş kuralları mı? Hayır.

Yeni bir IT alt yapısı mı? Hayır.

Sorunun cevabı açık. Tüm bu özellikleri ancak ve ancak "insanlar" sağlayabilir. Makinalar, iş kuralları ve IT alt yapısı yardımcı olabilir ama salt kaynak olamaz.

Peki sadece "insanlar" mıdır bunu sağlayan? Hayır; bunu "mutlu insanlar" sağlar.

Niye mi?
  • Yüksek verimlilik - Mutlu insanlar daha iyi sonuçlara erişirler.
  • Kalite - Mutlu insanlar kaliteye önem verirler.
  • İsteklilik - Mutlu insanlar işe gitmeyi dört gözle beklerler (evet var böyleleri)
  • Yüksek satışlar - Mutsuz bir satış ekibiniz olacağına gidin kendiniz kapı kapı dolaşın daha iyi.
  • Müşteri memnuniyeti - Mutlu çalışanların mutlulukları müşteri ilişkilerine de yansır.
  • Yaratıcılık - Mutlu insanlar (evet) daha yaratıcıdır. Çünkü mutlu insanlar biraz da çocukturlar.
  • Uyum - (tahmin edin) Mutlu insanlar değişken durumlara daha kolay uyum sağlarlar.
  • Kârlılık -

    Bu maddeyi bu aralar yapılan bir cember.net tartışmasında hemen hemen bütün yorumlarda kârlılığın başarının temeli olduğu sonucuna varıldığı için eklemek istedim.

    Yukarıdaki tüm nedenlerden dolayı mutlu çalışanlar firma kârlılığını arttırırlar.

Zaten bu nedenle mutlu firmalar, mutsuz rakiplerinin açık ara önünde olurlar her zaman.

Kısaca kârlılık ile iş hayatında mutluluk doğru orantılıdır diyebiliriz.

İyi de ben iş hayatımda mutlu olmayı bir türlü beceremiyorum!

Peki gerçekten denediniz mi?

1. Olumlu olun

İşiniz ne kadar ciddi ve kritik olursa olsun, olaylara olumlu yaklaşmanın yararını inkâr edemezsiniz. Lider ruhlu kişiler içlerinde bulundukları ortam ne olursa olsun olumlu davranmayı bilirler; çevrelerindeki insanlardan da aynısını beklerler. Bu da mutlu bir atmosfer oluşturmaya yardımcı olur.

2. Öğrenin; araştırın

İşinizi ne kadar severseniz sevin; aynı görevleri günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca... yapınca bir noktadan sonra ister istemez sıkılırsınız. Yeni şeyler öğrenin; araştırın ve kendinizi sürekli geliştirin.

3. Düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın

Düşüncelerinizi paylaştıkça ve karşınızdakilerin düşüncelerinize değer verdiğini fark edeceksiniz. Ayrıca düşünce paylaşımı, yeni ve farklı düşüncelerin harmanlanmasına yol açar.
Kendi adıma, yeni bir şey keşfedince çocuk gibi mutlu olurum. Keşfetmenin; günlük ve sıkıcı görünen sorunlara bile farklı farklı çözümler üretmenin iş hayatınızı renklendireceği gerçeğini unutmayın.

4. Uzun vadeli düşünün

Şimdinin sıkıcılığına değil, geleceğe odaklanın. Bundan bir hafta, bir ay, bir yıl, beş yıl, on yıl sonra neler yapmak istediğinizi aklınızda bulundurun. Böyle düşünürseniz; bundan önceki üç maddeyi de ister istemez uygulamak zorunda kalırsınız :) Çünkü olumlu olmadan, araştırmadan ve düşüncelerinizi paylaşmadan geleceğinizi planlayamazsınız. Önermenin tersi de doğrudur: Geleceğinizi planlamak için olumlu olmalı, araştırmalı, ve sürekli paylaşım içerisinde olmalısınız.

5. Şimdi başlayın

Ertelemeyin; yarın değil; şimdi başlayın. İyi bildiğiniz ve yapabileceğiniz bir şeylerle başlayın.

İsterseniz size birkaç başlangıç önerisi:
  • İnsanları takdir edin: Karşınızdakini takdir etmeniz, onu mutlu eder. Siz de farkında olmasanız da karşınızdakinin mutluluğunu paylaşır ve mutlu olursunuz.

  • İnsanları dinleyin: Nefesinizi tutun, içinde bulunduğunuz kriz nedeniyle oluşmak üzere olan panik atağınızın geçmesini bekleyin ve karşınızdakini dinleyin. İnanın sinirlenip kendi kendinizi yemenizden çok daha iyi gelecektir.

  • Etkileyici bir hikâye yazın.

... Görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Temmuz 19, 2006

Gün 71 - İşinizde mutlu olmak ve zengin olmak mı istiyorsunuz? #


İşinizde mutlu olmak ve zengin olmak mı istiyorsunuz?

Öncelikle kendi işiniz başlatın tabii ki :)
Ama başlatmadan önce son kararınızın bu olup olmadığını tekrar bir gözden geçirin. Kendi işinizi kurmak size göre mi bir daha gözden geçirin.
Sonra bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. Çünkü yazımız işinde mutlu olarak zengin olmayı (en azından kendi hedefledikleri nakit akışına ulaşmayı) amaçlayan kişilere yönelik.

Neden Mutlu olmak?

Çünkü mutlu olmanın karşılığını her zaman alırsınız. Yapılan araştırmalar mutlu çalışanlara sahip firmaların pazar ortamında daha az mutlu rakiplerinden çok daha başarılı olduklarını gösteriyor.

Kısacası iş hayatındaki mutluluğunuz başarınız ile doğru orantılı. O nedenle işinizi "mutlu bir iş" haline getirmek "başarılı bir girişimci" olabilmeniz için şart.

Peki nedir iş hayatında mutluluk?

İşin temelinden başlıyalım. İş hayatında mutluluğu tanımlamak o kadar da zor değil. Aslında tanımlamaya bile gerek yok. İş yaparken kendinizi mutlu hissediyorsanız; iş yaparken aslında iş yapmıyor gibi iseniz; işinizde mutlusunuz demektir.

Yani işinde mutlu birisi;
  • Yaptığı işten zevk alır,

  • Güzel ve kaliteli iş çıkarır ve bundan gurur duyar,

  • İyi insanlarla çalışır,

  • Yaptığı şeyin önemli olduğunu bilir,

  • Ortaya çıkardığı eser takdir edilir,

  • Yaptığı işi angarya olarak değil; severek yapar,

  • Kendi kendini motive edebilir; enerji doludur,

  • İşini tamamlayıp sunduğunda müşterilerinin şaşkınlıktan ağızları açık kalır.
Bu maddelerden ne kadar fazlası sizi yansıtıyorsa; iş hayatınızda o kadar mutlusunuz demektir.

İş hayatında mutluluk;
  • Sonsuza kadar sürmez

    Her zaman sıkıcı (ama mutlaka yapılması gereken) işler olacaktır. İşinizde mutlu olmak her saniye ağzınız kulaklarınızda sırıtarak gezmeniz anlamına gelmez. Ama en azından mutlu olduğunuz zamanların sıkıntılı olduğunuz zamanlara oranını (SNR) arttırabilirsiniz.

  • Eğlenip oyunlar oynamak değildir

    Eğlence ve oyunlar da sizi mutlu eder tabii ki. Ama mutlu bir iş adamı yaptığı işten mutlu olur. İş dışı etkinliklerden değil; işle ilgili yaptıklarınızdan mutlu olmak önemli olan (eğer bir oyun programcısıysanız o ayrı tabii ki :) ).

  • Hiperaktif olmak değildir

    Her saniye iş arkadaşlarınızı kucaklamak, mutluluğunuzu onlarla paylaşmak ve (biraz) normal dışı görünmek zorunda değilsiniz. Tamamen sessiz, sakin ve aynı zamanda mutlu olabilmeniz de mümkün.

  • İnsanların seçimine bağlıdır

    Kimseyi mutlu olması için zorlayamazsınız. Herkesin mutlu olacağı sanal bir ortam yaratırsanız sizinle beraber çalışanlar bu sahte atmosfere isyan edecektir. Böylece istemeden daha fazla mutsuz iş arkadaşı/müşteri sahibi olursunuz.

  • Herkes için farklıdır

    Mutluluk, insanların seçimine bağlı olduğu gibi herkesin iş hayatında mutlu olmak kavramından anladığı şey de farklı farklıdır. Hepimiz farklıyız ve birimizi mutlu eden bir olay/durum başkasını çok kötü hissettirebilir. Örneğin ben yağmurlu hafif sisli ve biraz soğuk havalara bayılırım (gerçekten). Bu hava başka birisi için tam anlamıyla bir can sıkıntısı kaynağı olabilir.

  • Uzun vadelidir

    İş hayatında mutluluk burada ve şu an olacak; carpé diem tarzı bir mutluluk değildir. İş hayatında mululuk genele yayılmıştır; uzun vadelidir. İş hayatında mutluluk, bugün, yarın, işinizi ya da iş kararlarınızı değiştirdikten sonra; bundan on yıl sonra; yani zamandan bağımsız olarak mutlu olabilmektir.
...

Bir sonraki iletimde de "iş hayatında mutluluk" konumuza devam edeceğim.

... Görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Haziran 19, 2006

Gün 53 - Mutlu bir iş hayatı için birkaç kural #

Buyrun sizlere işinizi daha verimli yapabilmeniz, hayata daha farklı gözlerle bakabilmeniz için on kural. Gerçi bunların hepsini biliyoruz ama önemli olan işleri bir adım daha ileri götürebilmek, ya da en azından bir yerlerden başlayabilmek:
  1. İlk ve en önemli kural; mutluk ile parayı birbirine eşit tutmayın.

  2. Düzenli egzersiz yapın (en azından düzenli yürüyüş yapın).

  3. Yakın arkadaşlıklarınız için zaman ve emek harcayın.

  4. Arada bir her şeyi bırakıp hayatınızdaki iyi şeyleri düşünün (eğer 'hayatımın iyi bir yönü yok ki' diyorsanız, bir daha düşünün. Halen düşünüyor ve hayatınızda iyi bir yön bulamıyorsanız profesyonel bir destek alın. Çünkü en çalkantılı hayat hikayelerinin bile insanı mutlu edecek, dolu dolu, yaşamaya değer, "oh be" dedirten kesitleri vardır).

  5. Yeteneklerizle örtüşen bir iş yapın. Yaptığınız işi sevin. Sevdiğiniz işi yapın.

  6. Vücudunuza ihiyacı kadar uyku uyuma hakkı tanıyın (İş hayatı, hele ki kendi işinizin başında iseniz, sizi günde üç saat uyuyan bir zombiye çevirebilir, buna izin vermeyin).

  7. Mutluluğu kelebek kovalar gibi kovalamayın. Tam şu anın tadını çıkarın. Tam şu anın farkında olun.

  8. Hayatınızın dizginlerini elinizden kaçırmayın. Kendiniz için ulaşabileceğiniz kısa, orta ve uzun vadeli hedefler belirleyin.

  9. Hayata (ya da size) karşı daima kötümser olan, her konunun olumsuz yanlarını öne çıkaran, mutsuz olmanız için yüzlerce neden sayabilecek kişilerden mümkünse uzak olun; mümkün değilse fazla yakın olmayın.

  10. Daha az televizyon izleyin.

Şimdi gidip 6. maddenin icabına bakayım.

Diğer maddelere yarın el atarım artık :)

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Haziran 17, 2006

Gün 52 - Hayatın defoları #

Nihil est ab omni parte beatum.

Türkçesi; "O kadar kusur kadı kızında bile olur".

Kusurlar insanları güzelleştirir.

Çocuksu davranışlar sevenleri birbirine yaklaştırır. Değişken ruh halleri çoğu zaman insana baş döndürücü deneyimler yaşatır. Normalde şikayet edeceğiniz, katlanamayacağınız onca davranış bazı ruhlarda size tatlı bir sürpriz gibi görünür.

Doğa kusurlarımıza bakmaz. Tanrı kusurlarımıza bakmaz. Bizi olduğumuz gibi, biz olduğumuz için, kabul eder.

İnsan ancak bir diğerinin kusuruna değer verdiği ölçüde insandır. Birbirimizin kusurlarına bakar; zamanla o kusurları sevmeye başlarız.

Öyle ki; (tırnak içinde) "mükemmel" olmaya çalışanlar biraz ürkütücü, biraz yabancı, biraz da yapmacık görünürler nedense.

Kusurlarımız bizi daha çok insan, daha çok sevgili, daha çok arkadaş kılabilmek için vardırlar. Kusurlarımızla başlıyoruz birbirimizi sevmeye. Yoksa Orhan Baba "hatamla sev beni" der miydi hiç?

...

Nazi toplama kamplarına bakın. Mükemmeliyet için adanmış birer mabettiler zamanında. İnsanı insan kılan kusurlara tahammül edemeyenlerin, saf kusursuz insana erişme budalası bir akımın tüm dünyaya yaymaya çalıştığı bir tapınak. Mükemmelliğin, elitliğin, kusursuzluğun, saflığın saplantı derecesinde önemli olduğuna inananlar acaba aynayı kendilerine çevirmeyi düşünmüş müdürler hiç?

Herşeyin mükemmel olması gerektiğine inanan birisi, kendi özünü incelememiştir. kendisinin "bile" mükemmel olmadığının bilincine varacak yüreğe sahip değildir. Ve hayat, kendisini yürekten anlamayanları "hayat bilgisi" dersinden sınıfta bırakır.

"Matematik kusursuzdur" diyenler halt etmiş!
Pi sayısının neresi düzenlidir? Ya da hayatın içinden bir dizi olan Fibonacci dizisi:

1, 1, 2, 3, 5, 8, 13, 21, 34, 55, 89, 144, ...

Geometrik olarak konumlarsak, dışa doğru genişleyen bir sarmal (altın sarmal) elde edersiniz. Dikkat edin; nokta değil, çember değil, küre değil, sarmal!

[gereksiz-bilgi]
bazı felsefi akımlarda çember (küre) Tanrı'yı temsil eder. Nokta ise aslında (infinitesimal) bir küre olduğu için insan'dır. Bu analojiyi kullanarak insan ile Tanrı'nın birbirinin yansıması olduğu sonucuna varılmaya çalışılır.
[/gereksiz-bilgi]

Doğanın en mükemmel dizisinin, doğaya has bir ironi ile, olabilecek en düzensiz dizi olduğu matematiksel bir gerçektir
(
ispatın detaylarını bulamayacağım şimdi ama meraklıları için thegoldenmean.com bir başlangıç noktası olabilir
).

...

Sevmediğim bir huyum var. Arada sırada ayrıntılara kafayı takarım. Çevremin, insanların, canlıların, her gün kahvaltımı paylaştığım tek gözlü kedinin... tüm ayrıntılarını incelerim. Ayrıntılara baktıça etrafımdaki her şeyin ne kadar mükemmel derecede kusurlu olduğunu görürüm. Ve gördüğüm her aksama, her kusur için şükrederim.

Bence hayat böyledir işte. Ve saf insan "kusurludur".

Kimse kusura bakmasın.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Haziran 13, 2006

Gün 49 - Gerginlik #

Eğer kendi işinizi takip etmekle; kendi işinizi yürütmekle uğraşıyorsanız inanın gerginlik (stress) seviyeniz midenize bıçak saplanıyor hissini yaşatacak yoğunlukta olabilir.

Düşünce, bu gerginliğin nedenlerinin en başında "zaman" ve zamanın bir türlü hiçbir şeye yetmemesi geliyor.

Şunu fark ettim; kendi işimi başlatalı beri (tamam ilk birkaç hafta hariç) o kadar da gerginlik hissetmiyorum. Bu belki biraz kendi kendimi organize etmemle ilgili. Fakat organizasyondan daha da önemlisi, kendimi duygusal olarak motive etmemle (tabiri caizse kendi kendimi gaza getirmemle) ilgili bir şey.

İnanmayacaksınız ama çoğu zaman yaptığım işten büyük bir haz alıyorum. Belki de gerginliğe (strese yani) karşı bir bağışıklık sistemi geliştirdim: Mutlu olunca ve bir şekilde kendi içsel durumunuzu kontrol altında tutunca gerçekten strese karşı bağışıklık kazandığınızı fark ediyorsunuz.

Ne demişti uzun saçlı:

"gördüğün şey görmek istediğundur."

Belki de ben görmek istediğim şeyi, yaşamak istediğim hayatı yaşıyorum. Ve ondan dolayı gerginliğe karşı bağışıklığım var.

Ne düşünüyorsanız "O"sunuzdur

Çok değer verdiğim bir arkadaşım var (ortaokuldan beri arkadaşlığımız sürer). Ne zaman yanında olsam, hayatının ne kadar kötü olduğundan; ülkenin en iyi üniversitelerinden birinden mezun olduğu halde halen adam gibi iş bulamadığından (ki yurt dışında çalışıyor ve aylık kazancı da pek küçümsenecek gibi değil), neden adam gibi bir kız arkadaş bulamadığından... tepesindeki bulutlardan bahseder durur.

Sizce bu insan stresi yenebilir mi. Ya da farklı bir açıdan bakalım: Bu kişi için herşeyin günlük güneşlik olduğu bir dünya var mıdır?

İnsan zihni o kadar güçlü bir araçtır ki insan düşünce yapısını değiştirir değiştirmez bu düşünce yapısı yaşayışına, hareketlerine, ilişkilerine, hayata bakışına yansır.

Nereye varmak istediğimi anlıyor musunuz? Ne düşünüyorsanız o'sunuzdur.

Bazı arkadaşlarım "Keşke senin kadar 'gamsız' olabilseydim" derler.
Tabii ki gamsız değilim. Ben de, her insan gibi, üzülüyor, geriliyor, sinirleniyor, bazen küplere biniyorum. Önemli olan gamsız olmak değil, içinde bulunduğunuz duygusal durumu (emotional state) şekillendirebilmeniz.

Gerginliğin önüne mi geçmek istiyorsunuz? Kendinizle konuşun, kendinizi dinleyin, kendinizi tanıyın. Korkmayın, kimse size "deli" demez.

Zaman bir yanılsama mı?


Einstein'ın zamanın bir yanılsama olduğuna dair verdiği ünlü örneği hatırlamayanınız yoktur:

"Sevdiğiniz insanın yanında iki saat iki saniye gibi geçer. Sıcak bir soba borusunu tutuyorsanız iki saniye iki saat gibi gelir."

Eğer zaman gerçekten yanılsama ise varolan gelmiş geçmiş en güçlü yanılsamadır. Bu yanılsamayı lehinize kullanın.

Rahatlayın...


Bir şey rica edeceğim sizden. İki ayrı kağıt alın (boş, temiz, beyaz).

Birincisin ortasına "gerginlik" (stress) yazın, ve bu kelimenin etrafına "gerginlik" düşüncesinin çağrıştırdığı bütün kelime ve kavramları çember şeklinde ekleyin (kısacası bir zihin haritası yapın.

Daha gerginlik kağıdını ters çevirip masanın üzerine koyun. Diğer kağıdı elinize alın ve tam ortasına "gevşemek" yazın. Ve aynı işlemleri "gevşemek" kelimesi için de tekrarlayın.

...

Gergin bir ortamda, gerginliği yok etmenin tek ve etkin yolu nedir? Rahatlamak.
Eğer öyle olmasaydı "gerginlik" ve "rahatlamak, gevşemek" kavramları birbirine tamamen zıt kutuplarda çağrışımlar üretmenize neden olmazdı.

Hayatınıza ve duygularınıza yön verin. Yoksa zaten birbirine girmiş, hızlı, anlamsız, gerici ve sıkıcı hayat akışınız duygularınızı kontrol edecektir.

Yaşadığınız anın keyfine varın (carpé diem).

Gerçekten.

Eğer şu anda iseniz önümüzdeki hafta Cuma günü proje tesliminiz (deadline) aslında yok demektir. Eğer hep şu anda iseniz, yarın da, ertesi gün de, bundan on sene sonrası da en az bu an olduğu kadar anlamlı ve güzeldir.


Şimdi gidip anı yaşamakta acele eden (ve acıkan) ev ahalisi için alışveriş yapacağım :)
... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Haziran 11, 2006

Gün 47 - Gördüğün şey, "görmek istediğin"dir. #

Bundan bir önceki iletiye katkı olarak DaRkWhiTe dedi ki...

Resimdeki "Bakkalım" örneği, MİGROS'un ŞOK gibi yarattığı ve daha sonra tutmadığı için yavaş yavaş geri çektiği bir konsept.

Haklısın. Gerçenten de öyle. Zaten ilk gördüğümde şok olmamın nedenlerinden biri de buydu. Bu denli stratejik düşünebilen bu bakkalın ellerinden öpmek istemiştim.

İçeri girmiş olsam, olayı fark ederdim herhalde. Ne yazık ki, fotoğrafı çekme anımda "alışverişten kaçınma" genim ağır bastı (hemcinslerim beni anlayacaktır :) )

Yani aslında hipermarketlere rakip değil aksine onlardan birinin alt kolu.

Vay be! Zaten fazlasıyla pazarlama kokuyordu. Ve fazlasıyla profesyoneldi.
(
tasarım olarak: logo, altında slogan, yazı tipi vs... yi ele alalım;

Hangi bakkal, yan komşusu tabelacı Rüstem Efendi'ye bu kalitede bir eser yaptırabilir ki?
(Yanlış anlaşılmak istemem, ortalama durumlardan bahsediyorum.
Tabii ki işini çok iyi yapan tabelacılar var. Ancak iş tabelacı ile bitmiyor:

Derinlemesine düşününce bu bakkalın tabelacılık işini çok iyi yapan Rüstem Abi'sinin yanısıra
"Logo tasarımı ya da kimlik tasarımından (identity design) çok iyi anlayan" bir grafiker arkadaşa da ihtiyacı var.

Bir bakkalın bu ikisini ikinci derece bağlantıları arasında bulması son derece zor.
)

"Bir bit yeniği var" bu işte demiştim kendi kendime. Ama bilinçaltım, bu sesi susturmuştu. Çünkü bir taraflarım "öyle görmek" istemişti.

Zaten tekrar düşününce verilen mesajda bir miktar samimiyetsizlik seziliyor:
Şöyle de denebilir, aşırı mükemmellikten dolayı hissedilen bir hoşnutsuzluk.

Çünkü insan defoları, hataları sever.
Tam anlamıyla mükemmel bir eser zihinde uzun süre yer etmez (ki pazarlamacılar da bu gerçeği çoğu zaman kullanır:
Niye makinenin kireç oranından bahseden bilim adamının sözlerini unutuyoruz da
Bir temizlik ürününün reklamındaki ev hanımının "Eyvah! Gitti gömlek!" nidasını beynimizin içinde çınlanırcasına hatırlıyoruz?
)

Mükemmel gibi görülen bir eserde ufak bir simetriden, mükemmellikten uzaklaşma olsun (Mona Lisa'nın gülüşü mesela) çağlar boyu o eserden konuşulur.

Belki de insan, doğası gereği, kendisi gibi kusurlu olana; tornadan çıkmışçasına mükemmel olmayana daha çok ilgi gösterir.

Yoksa "Dünyayı Kurtaran Adam" nasıl gelmiş geçmiş "en kült filmler" arasında gösterilebilirdi?

Düşünürsek, bu her konuda böyle: Satın alma alışkanlıklarımızda, sosyal ilişkilerimizde, aşklarımızda...

Bir bakkal nerelere getirdi bizi bak :)

Şok indirimler konusunda haklısın, "koşullandırma"ya giriyor. Türlü yöntemi var (başka bir yazının konusu); ancak en çok kullanılanı zamanın az kaldığına dair yapılan koşullandırmalar (limited time offer).

Ki bu işi web sektörünüde en güzel godaddy yapıyor:

Bir web adresi satın aldıktan hemen sonra godaddy'den şöyle bir e-posta gelir size:
"Bu web adresini aldıktan sonra ilk yirmi dakika içinde yapacağınız ikinci bir satınalma yüzde seksen indirimli."

Be adam! Bunu daha önce söyleseydin de ilk adresi on seneliğine alacağıma, bir seneliğine geçici bir web adresi alsaydım (önemsenmeyecek bir ücrete) diğer web adresini de on seneliğine satın alıp kâr etseydim.

DaRkWhiTe dedi ki...
"Ama elden ne gelir, devir değişti iyice. Büyük firmalar daha da büyümek için ellerinden geleni yapıyorlar, bu arada küçüklere ne olursa kimsenin umurunda değil."

Evet. Firma evlilikleri küreselleşmenin kaçınılmaz bir sonucu. Ve küreselleşme ve kapitalizm (karşıtları ne kadar tepinirse tepinsin) dünya'nın kaçınılmaz rotası. İsteseniz de, istemeseniz de bu rotanın bir parçası olmak zorundasınız.

Pazar her zaman sizden daha doğrudur. Pazarın gücü, her zaman, sizin (ya da firmanızın) gücünden çok daha fazladır. Pazar, sizi yok sayacak; sizin sağladığınız hizmet yerine başka bir hizmeti seçecek güce sahiptir. Bu yüzden, rekabette bir adım önde hareket edebilmek için seçilmesi gereken yol; bu gücü anlamak, ve daha da önemlisi bu güce teslim olmaktan geçer.

Hepsi doğru, hepsi güzel de... Olan aradaki "convenience store" tarzındaki bakkallarımıza oluyor :)

Ama ne yalan söyleyim, başlığa tekrar dönersek, ben böyle birşey "görmek istiyor"dum. Böyle bir sahne beni gururlandırırdı. Demek ki ondan onu gördüm. Demek ki bilinç altımda "bu işin altında bir iş var" kısmını sezmeme rağmen, ondan dolayı alışverişten kaçınma genlerim beni Fethipaşa Korusu'na doğru sürükledi (haftasonları çok güzel olur).

Ah bakkalım (bakkal Osman, küçük b ile),
vah Bakkalım (Bakkal Migros, büyük B ile).

E ne demiş bir bar filozofu (yok yok, Teoman'ın şarkısıydı o...)

E ne demiş Bolaman (Karadeniz) virajında bir çay içmek için durduğunuz yerde "Uzun Saçlı" (çok asabidir ama çayı Türkiye'de içeceğiniz en güzel çaydır):

"Gördüğün şey, görmek istediğundur."

... Bir de "aslında kaşık yok".
İyi de, biz bu çayı kulağımızla mı karıştıracağız?

... yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Mayıs 17, 2006

Gün 32 - Düşünüyorum, o halde kazanıyorum #

Arkadaşlarım hâlâ bana soruyorlar:
"Rahatlıkla her ay xxxx YTL paranın cebinde olduğuna emin olduğun bir iş bulabilecekken, niye kendini riske atıyorsun?"
Ben de onlara bu bloga bir göz atmalarını öneriyorum :)
Uzaktan çoğu insana delilik gibi göründüğü için (olmadığını kim söylemiş) kendi işinizi başlatmak, kendi girişiminizin sahibi olmanın neden bu kadar çekici olduğunu biraz daha açmak yararlı olabilir:

4. Sıkılıyorsanız, yanlış işi yapıyorsunuz demektir


Ya da eğer sevdiğiniz işi yapıyorsanız, iş yapmıyorsunuz demektir.

Belki yeni serüveninizde yorulacaksınız. Ama kesinlikle eğleneceksiniz. Zaten eğer kendi işinizi yaparken eğlenmiyorsanız yanlış işi yapıyorsunuzdur.

Yeni fırsatlarla karşılaşacak, ve bu fırsatları yakalamak için her gün yeni birşeyler öğrenecek, daima ileriye bakacaksınız. Bundan daha güzel, daha eğlenceli ne olabilir?

Daha fazla macera ve heyecanı bulacağınız fazla yer yok. Bu macera ve heyacanın karşılığını daha iyi alacağınız bir yer de yok: Kimse Afrika'da kaplanlarla safari yaptığınız için "aferin evlat" deyip onbin dolarlık bir çek vermez. Ancak eğer gerçekten orijinal şeyler üretiyorsanız bu onbin dolardan çok daha fazlasını birkaç ay, hatta bazen birkaç saat içerisinde kazanabilirsiniz.

Herşey finansal getiri için mi, tabii ki değil, ama o kısmı başka bir yazının konusu.

Tabi eğer sizin için macera ve risk masa başında oturup patrondan gizli gizli solitaire, mayın tarlası vb. oynamaksa, emin olun bu blog size hiç mi hiç anlamlı gelmeyecektir.

3. Simcity oynamaktan çok daha eğlenceli

Bilgisayar oyunu sevenler civilization, simcity, age of empires, monopoly, capitalism plus türevi oyunları bilirler. Herşeye sıfırdan başlarsınız ve oyunun sonunda inanılmaz noktalara gelirsiniz.

İşte kendi girişiminizi başlatmak bu yaklaşımı alıp, gerçek hayatta kullanmak için bir fırsat sunuyor insana.

Kullandığınız kavramların birebir aynısını gerçek hayatta da uygulayabildikten sonra niye sanal bir firma kurasınız ki?

Evet, hayatı oyun olarak görmek biraz delice olabilir ama çoook eğlenceli.

Bir de diğer tarafına bakın: Hayatı insanın "çaresiz oyuncu" olduğu bir tiyatro sahnesi olarak görmek daha mı iyi?

İnsanı ümitleri, istekleri ve hedefleri ayakta tutar. Bunları kaybetmeyiniz.

2. Düşünüyorum, o halde kazanıyorum

Kendi işinizi ayakta tutmak zor olabilir. Yine gerçekçi olacağım ve çoğu pazarlama kitabında yazan "... ama ödülünüz çok büyük olacaktır" laf salatasını yapmayacağım.

Kendi işinizi ayakta tutmanız size ancak şöyle böyle bir hayat standardı sunar. İşin ödül kısmı ise zekânızı kullanmaktan geçer:

  • Akıllıca hareket eder
  • Kaliteli fikirler üretir
  • Bu fikirleri işleyecek iş gücünü sağlar (ya outsource eder, ya da kendiniz bizzat işin içinde olur)
  • Ve bunları yaratıcılığınızla birleştirirseniz
işte o zaman ödülünüz büyük olur.

Tam tersini alalım: Hiç işe yaramayan bir fikir ürettiniz. O zaman hiçbirşey kazanmazsınız.

Eğer kendi işiniz olmasaydı, yani bir yerlerde 8-5 maaşlı çalışıyor olsaydınız ürettiğiniz kötü fikirlerin cezasını bu kadar acımasız çekmeyecektiniz. Ancak ürettiğiniz güzel fikirlerden de (müdürünüzün ağzından zorla çıkan bir "aferin"den başka) hiçbir şey kazanmayacaktınız.

Bir de işin olumlu tarafına bakın: İstediğiniz kadar fikir üretmekte özgürsünüz. Ürettiğiniz tüm fikirler kötü olacak diye bir şart yok ya. Hem niye düşer insan? Tekrar ayağa kalkmayı öğrenebilmek için.

1. İş güvenliğine yeni bir bakış

Full time işinizden atılma, yerinize başka birinin alınması gibi kaygılar yaşayanların sayısı hiç de az değil.

Bilin bakalım kendi işinizden sizi kim çıkartabilir? Evet kendiniz! Yani başarınızın ya da başarısızlığınızın tek sorumlusu sizsiniz. Niye geleceğinizi, işe devam etme/etmeme kararınızı, "acaba terfi alır mıyım?" beklentilerinizi hayatında birinci önceliği siz olmayan bir yöneticinin elinde tutasınız?

Kendi işinizi yapıyorsanız, birinci öncelikte siz olacağınız için kendiniz için en iyi kararı da siz alacaksınız. Kendi girişiminizi başlatmanız, geleceğinizi ve hedeflerinizi birinci dereceden sorumlu birinin (sizin) kontrolüne verir.

Şans faktörünü unutun. Evet şans diye bir şey var. Zaten strateji kavramı da bunun için var. Olumlu olayları lehinize yönlendirecek ve olumsuzluklardan gelecek zararı en aza indirgeyecek bir stratejiniz olsun ve bildiğiniz yolda ilerleyin.

... yarın görüşmek üzere;

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor