Bundan bir önceki iletiye katkı olarak
DaRkWhiTe dedi ki...
Resimdeki "Bakkalım" örneği, MİGROS'un ŞOK gibi yarattığı ve daha sonra tutmadığı için yavaş yavaş geri çektiği bir konsept.
Haklısın.
Gerçenten de öyle. Zaten ilk gördüğümde şok olmamın nedenlerinden biri de buydu. Bu denli stratejik düşünebilen bu bakkalın ellerinden öpmek istemiştim.
İçeri girmiş olsam, olayı fark ederdim herhalde. Ne yazık ki, fotoğrafı çekme anımda "alışverişten kaçınma" genim ağır bastı (hemcinslerim beni anlayacaktır
:) )
Yani aslında hipermarketlere rakip değil aksine onlardan birinin alt kolu.
Vay be! Zaten fazlasıyla pazarlama kokuyordu. Ve fazlasıyla profesyoneldi.
(
tasarım olarak: logo, altında slogan, yazı tipi vs... yi ele alalım;
Hangi bakkal, yan komşusu tabelacı Rüstem Efendi'ye bu kalitede bir eser yaptırabilir ki?
(Yanlış anlaşılmak istemem, ortalama durumlardan bahsediyorum.
Tabii ki işini çok iyi yapan tabelacılar var. Ancak iş tabelacı ile bitmiyor:
Derinlemesine düşününce bu bakkalın tabelacılık işini çok iyi yapan Rüstem Abi'sinin yanısıra
"Logo tasarımı ya da kimlik tasarımından (identity design) çok iyi anlayan" bir grafiker arkadaşa da ihtiyacı var.
Bir bakkalın bu ikisini
ikinci derece bağlantıları arasında bulması son derece zor.
)
"Bir bit yeniği var" bu işte demiştim kendi kendime. Ama bilinçaltım, bu sesi susturmuştu. Çünkü bir taraflarım "öyle görmek" istemişti.
Zaten tekrar düşününce verilen mesajda bir miktar samimiyetsizlik seziliyor:
Şöyle de denebilir, aşırı mükemmellikten dolayı hissedilen bir hoşnutsuzluk.
Çünkü
insan defoları, hataları sever.
Tam anlamıyla mükemmel bir eser zihinde uzun süre yer etmez (ki pazarlamacılar da bu gerçeği çoğu zaman kullanır:
Niye makinenin kireç oranından bahseden bilim adamının sözlerini unutuyoruz da
Bir temizlik ürününün reklamındaki ev hanımının "Eyvah! Gitti gömlek!" nidasını beynimizin içinde çınlanırcasına hatırlıyoruz?
)
Mükemmel gibi görülen bir eserde ufak bir simetriden, mükemmellikten uzaklaşma olsun (Mona Lisa'nın gülüşü mesela) çağlar boyu o eserden konuşulur.
Belki de insan, doğası gereği, kendisi gibi kusurlu olana; tornadan çıkmışçasına mükemmel olmayana daha çok ilgi gösterir.
Yoksa "Dünyayı Kurtaran Adam" nasıl gelmiş geçmiş "en kült filmler" arasında gösterilebilirdi?
Düşünürsek, bu her konuda böyle: Satın alma alışkanlıklarımızda, sosyal ilişkilerimizde, aşklarımızda...
Bir bakkal nerelere getirdi bizi bak
:)Şok indirimler konusunda haklısın, "koşullandırma"ya giriyor. Türlü yöntemi var (başka bir yazının konusu); ancak en çok kullanılanı zamanın az kaldığına dair yapılan koşullandırmalar (limited time offer).
Ki bu işi web sektörünüde en güzel
godaddy yapıyor:
Bir web adresi satın aldıktan hemen sonra godaddy'den şöyle bir e-posta gelir size:
"Bu web adresini aldıktan sonra ilk yirmi dakika içinde yapacağınız ikinci bir satınalma yüzde seksen indirimli."
Be adam! Bunu daha önce söyleseydin de ilk adresi on seneliğine alacağıma, bir seneliğine geçici bir web adresi alsaydım (önemsenmeyecek bir ücrete) diğer web adresini de on seneliğine satın alıp kâr etseydim.
DaRkWhiTe dedi ki...
"Ama elden ne gelir, devir değişti iyice. Büyük firmalar daha da büyümek için ellerinden geleni yapıyorlar, bu arada küçüklere ne olursa kimsenin umurunda değil."
Evet. Firma evlilikleri küreselleşmenin kaçınılmaz bir sonucu. Ve küreselleşme ve kapitalizm (karşıtları ne kadar tepinirse tepinsin) dünya'nın kaçınılmaz rotası. İsteseniz de, istemeseniz de bu rotanın bir parçası olmak zorundasınız.
Pazar her zaman sizden daha doğrudur. Pazarın gücü, her zaman, sizin (ya da firmanızın) gücünden çok daha fazladır. Pazar, sizi yok sayacak; sizin sağladığınız hizmet yerine başka bir hizmeti seçecek güce sahiptir. Bu yüzden, rekabette bir adım önde hareket edebilmek için seçilmesi gereken yol; bu gücü anlamak, ve daha da önemlisi bu güce teslim olmaktan geçer.
Hepsi doğru, hepsi güzel de... Olan aradaki "convenience store" tarzındaki bakkallarımıza oluyor
:) Ama ne yalan söyleyim, başlığa tekrar dönersek, ben böyle birşey "görmek istiyor"dum. Böyle bir sahne beni gururlandırırdı. Demek ki ondan onu gördüm. Demek ki bilinç altımda "bu işin altında bir iş var" kısmını sezmeme rağmen, ondan dolayı alışverişten kaçınma genlerim beni Fethipaşa Korusu'na doğru sürükledi (
haftasonları çok güzel olur).
Ah bakkalım (bakkal Osman, küçük b ile),
vah Bakkalım (Bakkal Migros, büyük B ile).
E ne demiş bir bar filozofu (yok yok, Teoman'ın şarkısıydı o...)
E ne demiş Bolaman (Karadeniz) virajında bir çay içmek için durduğunuz yerde
"Uzun Saçlı" (çok asabidir ama çayı Türkiye'de içeceğiniz en güzel çaydır):
"Gördüğün şey, görmek istediğundur."
... Bir de
"aslında kaşık yok".
İyi de, biz bu çayı kulağımızla mı karıştıracağız?
... yarın görüşmek üzere.
Etiketler: hayat, motivasyon, mutluluk
bu yazıyı sevdin mi?
hemen
una ekle!