.

Perşembe, Ekim 26, 2006

Gün 80 - Heyecanı ve istekliliği taklit edemezsiniz #

Heyecan ve isteklilik; kolay kolay taklit edemeyeceğiniz iki şey.

Ürün veya hizmetinize, kısacası yaptığınız işe ya da sunduğunuz servise büyük bir heyecanla bağlı değilseniz bunu isteseniz de istemeseniz de karşı taraf fark edecektir.

"E bunu herkes biliyor, ne var ki?" diyor olabilirsiniz. Peki bu durumun kurduğunuz iş ilişkileri ve ortaklıklar için de aynen geçerli olduğunun farkında mısınız?

Alanının en iyisi olan, size mükemmel bir çözüm sunabilecek ancak sizin ne ile uğraştığınız, bakış açınız ve vizyonunuz konusunda en ufak bir fikri dahi olmayan bir guru ile iş ilişkisi / ortaklık kurmaktansa sizinle aynı heyecanı paylaşan / sizi bir adım öteye götürmeyi amaçlayan ortalama bir kimse ile çalışmak çok daha yararlı olacaktır.

Tabii ki her iki dünyanın en iyisini bulursanız çok daha iyi. Ancak, unutmayın ki, istisnalar hariç , istediğiniz her şeye aynı anda sahip olamazsınız. Bir şeyi elde etmeniz, başka bir şeyden fedakarlık göstermenizle olur :)

Bu yüzden sizinle aynı istekliliği, aynı öngörüyü ve aynı bakış açısını paylaşan birisini bulmaya bakın:
  • Öyle birisini bulun ki, tek başına bıraktığınızda bile yaptığı işin ivmesinde bir değişiklik olmasın;

  • Öyle birisini bulun ki, konuya sizin görmediğiniz farklı açılardan bakabilsin;

  • Öyle birisini bulun ki, söylediklerinizi birebir uygulamak yerine gerektiği yerde insiyatif kullanmayı bilebilsin;

  • Öyle birisini bulun ki, "X işi ne oldu?" sorusunu sorma ihtiyacı hissettirmesin size;

  • Öyle birisini bulun ki, büyük şirketinin kurumsallık ve hantallığından bunalmış, yepyeni ve taze bir ortamın arayışı içinde olsun;

  • Öyle birisini bulun ki, kafasında birkaç tane milyon dolarlık fikri olsun;

  • Öyle birisini bulun ki, sizin nefret ettiklerinizden o da nefret etsin;

  • Öyle birisini bulun ki, sizinle aynı değerleri paylaşsın;

  • Öyle birisini bulun ki, treninize gözünü karartarak atlamaktan çekinmesin; riskten korkmasın;

  • Öyle birisini bulun ki,

...

Tabii, bu arada, aynayı kendinize de çevirmeyi unutmayın:
Siz de "öyle birisi" olmaya var gücünüzle gayret edin.
Emin olun çabalarınızın karşılığını er ya da geç alırsınız.
... Görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Ekim 20, 2006

Gün 79 - Boşverin Rekabeti #

Rekabeti önemsemeyin derken, rekabeti tamamen göz ardı edin demiyorum. Ancak rakiplerinizi yakın markaja almaktan çok daha önemli bir şey var. Ne mi?





Tabii ki kullanıcılarınız!

Piyasada kimsenin istemeyeceği; kimsenin aklından bile geçmeyen özelliklere sahip yüzlerce ürün var.

  • Ürünümüz 7 faktöre karşı korumakla beraber, size çok daha renkli bir sosyal yaşam olanağı da sağlıyor.
  • Ayrıca duvarınıza uzmanlarımız tarafından yarım metre çapında bir oluk açıyoruz. Buradan düzenli olarak para akacak.
  • Ve son olarak ürünümüz karşı cinsin sizden etkilenmesine; gözünü sizden alamamasına yardımcı oluyor.

Neden ürünümüze onlarca ek özellik eklemeye ihtiyaç duyarız? Düşünelim bir:

1. Rakiplerimizle olan "hangimiz daha iyi" yarışı
Sunduğumuz özellikler bakımından rakiplerimizin gerisinde kalmaktan korkuyor olabiliriz.

2. Körü körüne takip
"Eğer pazar lideri bir özellik ekliyorsa, bu özellik mutlaka kullanıcıların ihtiyaç duyduğu ve istediği bir özelliktir" yanlış inanışı.

3. Kullanıcıların elinde alışveriş listesi ile gezdiğini düşünmek
Kullanıcılarımızın uzunca bir listeye bakarak ürün tercihi yaptıklarını düşünürüz. Ne kadar çok özellik sunarsak, bu listeyi de o kadar çok kapsayabiliriz.

4. Takıntılı olmamız
Yeni özellik ekleme takıntımız olabilir. Hem üründen bir şeyler çıkarmak mantık dışı ve saçma değil mi?

5. Yeni olan her şey gereklidir inancı.
Test edilmemiş yeni özellikler halihazırda düzgün çalışan eski özelliklerden daha iyi çalışır.
Ya da biz öyle düşünürüz.


Bir an için rakiplerinizi ve rekabeti tamamen yok saydığınızı düşünün. Belki de rekabet bu kadar zihnimizi kurcalaması gereken bir şey değildir.
Düşündünüz mü aslında piyasada birbirine benzeyen yüzlerce ürünün var olması bu "en fazla özellik bende olmalı" yarışından kaynaklanıyor.

Siz benzer olmak mı yoksa farklılaşmak mı istersiniz?

Rakiplerimizde olan "bende de var" özellikleri listesini oluştururken farkında olmadan kullanıcılarımızı ürünümüzden uzaklaştırıyoruz.

Nasıl mı?





Belki tüm ilgimizi kullanıcılarımız üzerinde yoğunlaştırırsak yaratıcılık yeteneğimizi de daha iyi kullanabiliriz. Başkalarının ortaya attıkları şeylere körü körüne bağlanmaktan kurtulmuş oluruz. Sizce böylelikle zamanımızı daha verimli harcamış olmaz mıyız?

Eğer tek "rekabet avantajı"nız rakipleriniz ne yapıyorsa aynısını yapıp özellik yelpazenizi geliştirmekten ibaretse farkında olmadan kullanıcılarınızı üzüyorsunuz demektir.

Bir düşünün; hemen hemen her zaman, ne kadar rekabet etmeye çalışırsanız o kadar rekabet gücünüz kaybediyor ve o kadar rakiplerinizin gerisinde kalıyorsunuz.

Bırakın rekabeti! Yaratıcı olun.

...

Her ne kadar rekabeti önemsememeye çalışsak da; çoğu zaman "bu özellik bende de var" yarışının içine girmeye mecbur hissediyoruz kendimizi. Bu yarışa girmemek, ya da bu yarışı kazasız belasız atlatmak için sizin ne gibi önerileriniz var?

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Temmuz 21, 2006

Gün 72 - İş hayatında mutluluk #

Eğer kurumsal bir ortamdaysınız "mutluluk" kelimesi en az kullanılan kelimelerden biridir. Onun yerine "iş güvencesi", "çalışanın tatmin olması", "verimlilik", "olumlu performans" gibi terimler tercih edilir.

Bu terimleri kullanmayı tercih etmiyorum. Çünkü hepsinin içi boş ve sıkıcılar.

Şu iki cümleyi karşılaştırın
"Arkadaşlar, haydi hep birlikte tatmin olacağımız ve performansımızı üst seviyede tutacağımız bir iş ortamı hazırlayalım."
"Arkadaşlar, iş hayatımızda mutlu olmak için neler gerektiğini konuşalım."


Hangisi daha az yapmacık ve daha samimi geliyor size? Bence de :)

İş hayatında mutluluk neden önemlidir?


Düşünün bir kere; hayatınızın en büyük kısmı işte geçiyor. Eve iş getirdiğinizi; mesaiye kaldığınızı; tatile çıkmaya zaman bulamadığınızı vs. de hesaba katarsak bu oran çok daha artıyor. İş hayatınız ailenize, arkadaşlarınıza ve hobilerinize ayırdığınız zamanın toplamından kat kat daha fazla zamanınızı alıyor.

Soichiro Honda, Honda'nın kurucusu (sürpriz!) şöyle diyor:
Her çalışan kendisi için çalışmalıdır. İnsanlar kendilerini firma için feda etmemelidirler. Çalışanlarımız işlerine kendilerini mutlu etmek için geliyorlar.
Ayrıca yapılan araştırmalar gösteriyor ki mutlu insanlar, işinde mutsuz olan insanlardan çok daha başarılı oluyorlar. Aslında düşününce hak vermemek elde değil. Mutlu iseniz; iyimsersinizdir, rahat iletişim kurarsınız; sorunları çözme ve arabuluculuk yeteneğinize güvenilebilir; dikkatinizi daha kolay toplayabilirsiniz; motivasyonunuzu ve enerjinizi kaybetmezsiniz -- hepsi başarılı bir iş hayatı için vazgeçilmez özellikler.

Başarılı bir iş hayatı için daha başka neler gerekebilir?
  • Yaratıcılık,
  • Güven,
  • Üretkenlik,
  • Güdülenmek,
  • Kalite,
  • Müşteri hizmetleri,
  • Hızlı değişim,
  • İnsiyatif,
  • Motivasyon,
  • Enerji,
  • Kararlılık,
  • İletişim,
  • Fiyat verimliliği,
  • Berrak düşünce,
  • Satışlar,
  • Strateji,
  • Cesaret,
  • Müşteri ilişkileri,
  • Liderlik,
  • Düşük fiyatlar,
  • Yeni fikirler,
  • Çatışmalara çözüm,
  • iyi iletişim,
  • iyi iş ilişkileri,
  • mizah duygusu,
  • hep bir adım daha ileri gitmek için istek,
  • fikirler
  • ...
Tanıdık geliyor mu?

Listeye sabaha kadar bir şeyler eklesek, yine eklemeye devam edebiliriz. Sizlerin de ekleyeceği şeyler varsa bu listeyi güncelleyebilirim.

Öncelikle kendinize bir sorun; bu maddeleri size ne sağlayabilir?

Makinalar ve robotlar mı? Hayır.

İş akış şemaları, iş kuralları mı? Hayır.

Yeni bir IT alt yapısı mı? Hayır.

Sorunun cevabı açık. Tüm bu özellikleri ancak ve ancak "insanlar" sağlayabilir. Makinalar, iş kuralları ve IT alt yapısı yardımcı olabilir ama salt kaynak olamaz.

Peki sadece "insanlar" mıdır bunu sağlayan? Hayır; bunu "mutlu insanlar" sağlar.

Niye mi?
  • Yüksek verimlilik - Mutlu insanlar daha iyi sonuçlara erişirler.
  • Kalite - Mutlu insanlar kaliteye önem verirler.
  • İsteklilik - Mutlu insanlar işe gitmeyi dört gözle beklerler (evet var böyleleri)
  • Yüksek satışlar - Mutsuz bir satış ekibiniz olacağına gidin kendiniz kapı kapı dolaşın daha iyi.
  • Müşteri memnuniyeti - Mutlu çalışanların mutlulukları müşteri ilişkilerine de yansır.
  • Yaratıcılık - Mutlu insanlar (evet) daha yaratıcıdır. Çünkü mutlu insanlar biraz da çocukturlar.
  • Uyum - (tahmin edin) Mutlu insanlar değişken durumlara daha kolay uyum sağlarlar.
  • Kârlılık -

    Bu maddeyi bu aralar yapılan bir cember.net tartışmasında hemen hemen bütün yorumlarda kârlılığın başarının temeli olduğu sonucuna varıldığı için eklemek istedim.

    Yukarıdaki tüm nedenlerden dolayı mutlu çalışanlar firma kârlılığını arttırırlar.

Zaten bu nedenle mutlu firmalar, mutsuz rakiplerinin açık ara önünde olurlar her zaman.

Kısaca kârlılık ile iş hayatında mutluluk doğru orantılıdır diyebiliriz.

İyi de ben iş hayatımda mutlu olmayı bir türlü beceremiyorum!

Peki gerçekten denediniz mi?

1. Olumlu olun

İşiniz ne kadar ciddi ve kritik olursa olsun, olaylara olumlu yaklaşmanın yararını inkâr edemezsiniz. Lider ruhlu kişiler içlerinde bulundukları ortam ne olursa olsun olumlu davranmayı bilirler; çevrelerindeki insanlardan da aynısını beklerler. Bu da mutlu bir atmosfer oluşturmaya yardımcı olur.

2. Öğrenin; araştırın

İşinizi ne kadar severseniz sevin; aynı görevleri günlerce, haftalarca, aylarca, yıllarca... yapınca bir noktadan sonra ister istemez sıkılırsınız. Yeni şeyler öğrenin; araştırın ve kendinizi sürekli geliştirin.

3. Düşüncelerinizi başkalarıyla paylaşın

Düşüncelerinizi paylaştıkça ve karşınızdakilerin düşüncelerinize değer verdiğini fark edeceksiniz. Ayrıca düşünce paylaşımı, yeni ve farklı düşüncelerin harmanlanmasına yol açar.
Kendi adıma, yeni bir şey keşfedince çocuk gibi mutlu olurum. Keşfetmenin; günlük ve sıkıcı görünen sorunlara bile farklı farklı çözümler üretmenin iş hayatınızı renklendireceği gerçeğini unutmayın.

4. Uzun vadeli düşünün

Şimdinin sıkıcılığına değil, geleceğe odaklanın. Bundan bir hafta, bir ay, bir yıl, beş yıl, on yıl sonra neler yapmak istediğinizi aklınızda bulundurun. Böyle düşünürseniz; bundan önceki üç maddeyi de ister istemez uygulamak zorunda kalırsınız :) Çünkü olumlu olmadan, araştırmadan ve düşüncelerinizi paylaşmadan geleceğinizi planlayamazsınız. Önermenin tersi de doğrudur: Geleceğinizi planlamak için olumlu olmalı, araştırmalı, ve sürekli paylaşım içerisinde olmalısınız.

5. Şimdi başlayın

Ertelemeyin; yarın değil; şimdi başlayın. İyi bildiğiniz ve yapabileceğiniz bir şeylerle başlayın.

İsterseniz size birkaç başlangıç önerisi:
  • İnsanları takdir edin: Karşınızdakini takdir etmeniz, onu mutlu eder. Siz de farkında olmasanız da karşınızdakinin mutluluğunu paylaşır ve mutlu olursunuz.

  • İnsanları dinleyin: Nefesinizi tutun, içinde bulunduğunuz kriz nedeniyle oluşmak üzere olan panik atağınızın geçmesini bekleyin ve karşınızdakini dinleyin. İnanın sinirlenip kendi kendinizi yemenizden çok daha iyi gelecektir.

  • Etkileyici bir hikâye yazın.

... Görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Temmuz 19, 2006

Gün 71 - İşinizde mutlu olmak ve zengin olmak mı istiyorsunuz? #


İşinizde mutlu olmak ve zengin olmak mı istiyorsunuz?

Öncelikle kendi işiniz başlatın tabii ki :)
Ama başlatmadan önce son kararınızın bu olup olmadığını tekrar bir gözden geçirin. Kendi işinizi kurmak size göre mi bir daha gözden geçirin.
Sonra bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. Çünkü yazımız işinde mutlu olarak zengin olmayı (en azından kendi hedefledikleri nakit akışına ulaşmayı) amaçlayan kişilere yönelik.

Neden Mutlu olmak?

Çünkü mutlu olmanın karşılığını her zaman alırsınız. Yapılan araştırmalar mutlu çalışanlara sahip firmaların pazar ortamında daha az mutlu rakiplerinden çok daha başarılı olduklarını gösteriyor.

Kısacası iş hayatındaki mutluluğunuz başarınız ile doğru orantılı. O nedenle işinizi "mutlu bir iş" haline getirmek "başarılı bir girişimci" olabilmeniz için şart.

Peki nedir iş hayatında mutluluk?

İşin temelinden başlıyalım. İş hayatında mutluluğu tanımlamak o kadar da zor değil. Aslında tanımlamaya bile gerek yok. İş yaparken kendinizi mutlu hissediyorsanız; iş yaparken aslında iş yapmıyor gibi iseniz; işinizde mutlusunuz demektir.

Yani işinde mutlu birisi;
  • Yaptığı işten zevk alır,

  • Güzel ve kaliteli iş çıkarır ve bundan gurur duyar,

  • İyi insanlarla çalışır,

  • Yaptığı şeyin önemli olduğunu bilir,

  • Ortaya çıkardığı eser takdir edilir,

  • Yaptığı işi angarya olarak değil; severek yapar,

  • Kendi kendini motive edebilir; enerji doludur,

  • İşini tamamlayıp sunduğunda müşterilerinin şaşkınlıktan ağızları açık kalır.
Bu maddelerden ne kadar fazlası sizi yansıtıyorsa; iş hayatınızda o kadar mutlusunuz demektir.

İş hayatında mutluluk;
  • Sonsuza kadar sürmez

    Her zaman sıkıcı (ama mutlaka yapılması gereken) işler olacaktır. İşinizde mutlu olmak her saniye ağzınız kulaklarınızda sırıtarak gezmeniz anlamına gelmez. Ama en azından mutlu olduğunuz zamanların sıkıntılı olduğunuz zamanlara oranını (SNR) arttırabilirsiniz.

  • Eğlenip oyunlar oynamak değildir

    Eğlence ve oyunlar da sizi mutlu eder tabii ki. Ama mutlu bir iş adamı yaptığı işten mutlu olur. İş dışı etkinliklerden değil; işle ilgili yaptıklarınızdan mutlu olmak önemli olan (eğer bir oyun programcısıysanız o ayrı tabii ki :) ).

  • Hiperaktif olmak değildir

    Her saniye iş arkadaşlarınızı kucaklamak, mutluluğunuzu onlarla paylaşmak ve (biraz) normal dışı görünmek zorunda değilsiniz. Tamamen sessiz, sakin ve aynı zamanda mutlu olabilmeniz de mümkün.

  • İnsanların seçimine bağlıdır

    Kimseyi mutlu olması için zorlayamazsınız. Herkesin mutlu olacağı sanal bir ortam yaratırsanız sizinle beraber çalışanlar bu sahte atmosfere isyan edecektir. Böylece istemeden daha fazla mutsuz iş arkadaşı/müşteri sahibi olursunuz.

  • Herkes için farklıdır

    Mutluluk, insanların seçimine bağlı olduğu gibi herkesin iş hayatında mutlu olmak kavramından anladığı şey de farklı farklıdır. Hepimiz farklıyız ve birimizi mutlu eden bir olay/durum başkasını çok kötü hissettirebilir. Örneğin ben yağmurlu hafif sisli ve biraz soğuk havalara bayılırım (gerçekten). Bu hava başka birisi için tam anlamıyla bir can sıkıntısı kaynağı olabilir.

  • Uzun vadelidir

    İş hayatında mutluluk burada ve şu an olacak; carpé diem tarzı bir mutluluk değildir. İş hayatında mululuk genele yayılmıştır; uzun vadelidir. İş hayatında mutluluk, bugün, yarın, işinizi ya da iş kararlarınızı değiştirdikten sonra; bundan on yıl sonra; yani zamandan bağımsız olarak mutlu olabilmektir.
...

Bir sonraki iletimde de "iş hayatında mutluluk" konumuza devam edeceğim.

... Görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Haziran 11, 2006

Gün 47 - Gördüğün şey, "görmek istediğin"dir. #

Bundan bir önceki iletiye katkı olarak DaRkWhiTe dedi ki...

Resimdeki "Bakkalım" örneği, MİGROS'un ŞOK gibi yarattığı ve daha sonra tutmadığı için yavaş yavaş geri çektiği bir konsept.

Haklısın. Gerçenten de öyle. Zaten ilk gördüğümde şok olmamın nedenlerinden biri de buydu. Bu denli stratejik düşünebilen bu bakkalın ellerinden öpmek istemiştim.

İçeri girmiş olsam, olayı fark ederdim herhalde. Ne yazık ki, fotoğrafı çekme anımda "alışverişten kaçınma" genim ağır bastı (hemcinslerim beni anlayacaktır :) )

Yani aslında hipermarketlere rakip değil aksine onlardan birinin alt kolu.

Vay be! Zaten fazlasıyla pazarlama kokuyordu. Ve fazlasıyla profesyoneldi.
(
tasarım olarak: logo, altında slogan, yazı tipi vs... yi ele alalım;

Hangi bakkal, yan komşusu tabelacı Rüstem Efendi'ye bu kalitede bir eser yaptırabilir ki?
(Yanlış anlaşılmak istemem, ortalama durumlardan bahsediyorum.
Tabii ki işini çok iyi yapan tabelacılar var. Ancak iş tabelacı ile bitmiyor:

Derinlemesine düşününce bu bakkalın tabelacılık işini çok iyi yapan Rüstem Abi'sinin yanısıra
"Logo tasarımı ya da kimlik tasarımından (identity design) çok iyi anlayan" bir grafiker arkadaşa da ihtiyacı var.

Bir bakkalın bu ikisini ikinci derece bağlantıları arasında bulması son derece zor.
)

"Bir bit yeniği var" bu işte demiştim kendi kendime. Ama bilinçaltım, bu sesi susturmuştu. Çünkü bir taraflarım "öyle görmek" istemişti.

Zaten tekrar düşününce verilen mesajda bir miktar samimiyetsizlik seziliyor:
Şöyle de denebilir, aşırı mükemmellikten dolayı hissedilen bir hoşnutsuzluk.

Çünkü insan defoları, hataları sever.
Tam anlamıyla mükemmel bir eser zihinde uzun süre yer etmez (ki pazarlamacılar da bu gerçeği çoğu zaman kullanır:
Niye makinenin kireç oranından bahseden bilim adamının sözlerini unutuyoruz da
Bir temizlik ürününün reklamındaki ev hanımının "Eyvah! Gitti gömlek!" nidasını beynimizin içinde çınlanırcasına hatırlıyoruz?
)

Mükemmel gibi görülen bir eserde ufak bir simetriden, mükemmellikten uzaklaşma olsun (Mona Lisa'nın gülüşü mesela) çağlar boyu o eserden konuşulur.

Belki de insan, doğası gereği, kendisi gibi kusurlu olana; tornadan çıkmışçasına mükemmel olmayana daha çok ilgi gösterir.

Yoksa "Dünyayı Kurtaran Adam" nasıl gelmiş geçmiş "en kült filmler" arasında gösterilebilirdi?

Düşünürsek, bu her konuda böyle: Satın alma alışkanlıklarımızda, sosyal ilişkilerimizde, aşklarımızda...

Bir bakkal nerelere getirdi bizi bak :)

Şok indirimler konusunda haklısın, "koşullandırma"ya giriyor. Türlü yöntemi var (başka bir yazının konusu); ancak en çok kullanılanı zamanın az kaldığına dair yapılan koşullandırmalar (limited time offer).

Ki bu işi web sektörünüde en güzel godaddy yapıyor:

Bir web adresi satın aldıktan hemen sonra godaddy'den şöyle bir e-posta gelir size:
"Bu web adresini aldıktan sonra ilk yirmi dakika içinde yapacağınız ikinci bir satınalma yüzde seksen indirimli."

Be adam! Bunu daha önce söyleseydin de ilk adresi on seneliğine alacağıma, bir seneliğine geçici bir web adresi alsaydım (önemsenmeyecek bir ücrete) diğer web adresini de on seneliğine satın alıp kâr etseydim.

DaRkWhiTe dedi ki...
"Ama elden ne gelir, devir değişti iyice. Büyük firmalar daha da büyümek için ellerinden geleni yapıyorlar, bu arada küçüklere ne olursa kimsenin umurunda değil."

Evet. Firma evlilikleri küreselleşmenin kaçınılmaz bir sonucu. Ve küreselleşme ve kapitalizm (karşıtları ne kadar tepinirse tepinsin) dünya'nın kaçınılmaz rotası. İsteseniz de, istemeseniz de bu rotanın bir parçası olmak zorundasınız.

Pazar her zaman sizden daha doğrudur. Pazarın gücü, her zaman, sizin (ya da firmanızın) gücünden çok daha fazladır. Pazar, sizi yok sayacak; sizin sağladığınız hizmet yerine başka bir hizmeti seçecek güce sahiptir. Bu yüzden, rekabette bir adım önde hareket edebilmek için seçilmesi gereken yol; bu gücü anlamak, ve daha da önemlisi bu güce teslim olmaktan geçer.

Hepsi doğru, hepsi güzel de... Olan aradaki "convenience store" tarzındaki bakkallarımıza oluyor :)

Ama ne yalan söyleyim, başlığa tekrar dönersek, ben böyle birşey "görmek istiyor"dum. Böyle bir sahne beni gururlandırırdı. Demek ki ondan onu gördüm. Demek ki bilinç altımda "bu işin altında bir iş var" kısmını sezmeme rağmen, ondan dolayı alışverişten kaçınma genlerim beni Fethipaşa Korusu'na doğru sürükledi (haftasonları çok güzel olur).

Ah bakkalım (bakkal Osman, küçük b ile),
vah Bakkalım (Bakkal Migros, büyük B ile).

E ne demiş bir bar filozofu (yok yok, Teoman'ın şarkısıydı o...)

E ne demiş Bolaman (Karadeniz) virajında bir çay içmek için durduğunuz yerde "Uzun Saçlı" (çok asabidir ama çayı Türkiye'de içeceğiniz en güzel çaydır):

"Gördüğün şey, görmek istediğundur."

... Bir de "aslında kaşık yok".
İyi de, biz bu çayı kulağımızla mı karıştıracağız?

... yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Haziran 07, 2006

Gün 43 - Konsantrasyon ve Motivasyon #

Daha önceki bir iletide, iş yaşamımızı düzenlemek, kendi kendimizi organize etmek için bir takım araçlardan bahsetmiştik. Bu yazıda konuyu biraz daha açmayı ve organizasyon'dan konsantrasyona doğru kaydırmayı düşünüyorum.

Full-time işimden ayrılıp kendi işime başladığımda kaçınılmaz bir şekilde kimlik arayışına girdim. Ve kendimi, kendime yeniden tanımladım. Artık uğraşmak gereken şeyler o denli fazlalaşmıştı ki, tüm bu süreçte boğulmamak için kendi kendimi mümkün olan en iyi şekilde organize etmenin kaçınılmaz olduğunu fark ettim.

Şu an çok daha verimli ve etkin bir çalışma hayatım olduğunu düşünüyorum. Gelmiş geçmiş en iyi iş akışı yönetimini başardığımı söylemiyorum. Ancak kullandığım araçlar, masaüstü düzenim ve bilgisayarımdaki yeni dosyalama yöntemim sayesinde yeterince verimli olduğumu düşünüyorum.

Tüm bu düzenli olma çabalarından sonra farkettim ki, motivasyon olmadıktan sonra istediğiniz kadar organize olun hiçbir işe yaramayacak.

Her zaman karşınızda eğlenceli işler/projeler çıkmayabilir. Bazı projeleriniz o kadar zevkli olabilir ki sabahlara kadar uyumadan üzerinde çalışabilirsiniz. Bazıları da öyle sıkıcı olabilir ki geceleri uykunuz kaçabilir. İki durumda da adam gibi uyku uyuyamayacağınızı söyleyebiliriz :)

Bir başka ayrıntı da, sanılanın aksine, sabahtan akşama kadar bilgisayar başında oturmak daha çabuk ve daha verimli iş yapmanızı sağlamaz. Kendinizi önünüzdeki 21'' monitör, çift çekirdekli işlemci, süper hızlı internet bağlantısı ve dudak uçuklatacak bir ekran kartından mürekkep bir teknoloji harikasının 60cm uzağında hapsolmuş buluyorsanız (ki bu yazıyı okuyorsanız böyle bir durumda olma olasığınız var) farkında olmadan motivasyonunuzun da yavaş yavaş kayetmeye başlıyor olabilirsiniz.

Motivasyonunuzu kaybetmemeniz için (zaten çoğunu bildiğiniz) ufak ayrıntılara dikkat etmelisiniz:

1. Hareket edin

Egzersiz yapın, yürüyüş yapın. Sevdiğiniz bir spor varsa onu yapın (her gün düzenli olarak koşun, bisiklet sürün). Kendi işinizin sizi hareketsizleştirmesine izin vermeyin.

2. Organize olun

Organize olmamak da motivasyonu olumsuz etkiler. Niye mi? Organize değilseniz onlarca iş üzerinize üzerinize gelir; iş yükünüz artar. Projeleri zamanında yetiştirememe olasılığınız da artar. Sabahlara kadar çalışırsınız, yorulur ve gerilirsiniz. Üzerinizdeki zaman kısıtlaması, organizasyon eksikliğinizden dolayı neyi nereye koyduğunuzu/kaydettiğinizi bulamamak, ve aşırı yorgunluğunuz zaten var olan stres miktarınızı kat kat arttırır.

Organize olamazsanız bir noktadan sonra konsantrasyon ve motivasyon güçlüğü çekersiniz. Konsantre olamazsanız, organize olma yeteneğinizi giderek kaybedersiniz. Bir kısır döngü...
Bu döngüyü olumluya çevirmek de sizin elinizde:
  • Organize olmak için motive olun.
  • Motive olmak için organize olun.
3. Hedeflerinizi belirleyin

Günlük, haftalık, aylık ve daha uzun vadeli hedefleriniz olsun. Ve bunlara uymaya çalışın. Eğer bir hedefinizi kaçırırsanız, bunun nedenlerini inceleyin ve kendinize yeni bir hedef koyun.

En ufak şey için bile bir liste yapın. Ve her başardığınız işi bu listede işaretleyin. Göreceksiniz ki ne kadar ufak olursa olsun bir şeyleri başardığınızı fark etmek, bir anda sizi öyle bir motive edecek ki kendinizi Göklerin Fatihi Gordon sanacaksınız.

4. [X kişisi / eylemi / faaliyeti] için zaman ayırın

Aynı zamanda kendinizi ödüllendirmeyi unutmayın. Eğer hedeflerinize düzenli olarak ulaşıyorsanız, projeleriniz yolunda gidiyorsa, en azından yaşayacak kadar para kazanıyorsanız; bir miktar zaman ayırın ve bunu ne için istiyorsanız o yönde harcayın: Sinemaya gidin, alışveriş yapın, sevdiğiniz insanla ufak bir tatile çıkın, Garfield gibi kıvrılın bir köşeye uyuyun... Kısaca, sizi mutlu edecek ne ise onu yapın. Mutluluk motivasyonun en önemli yakıtıdır.

5. Daima meşgul olun

Müşterilerinizden iş gelmemesi yapacak işiniz olmadığı anlamına gelmez. Siz bir iş geliştiriyorsunuz ve her an yapacak bir şeyleriniz olacaktır. Web sitenizi yeniden düzenleyin; nasıl kendinizi daha iyi pazarlayacağınız konusunda beyin fırtınaları yapın; eksik olan özelliklerinizin üzerine gidin; profesyonel hayatınızda işe yarayacak yeni birşeyler öğrenin.

Gerçeği söylememi istiyorsanız, işiniz hiç bitmeyecektir. O nedenle "Nasıl olsa önümüzdeki hafta tamamen boşum, şu Morrowind'de bir iki seviye daha atlayayım" deyip kendinizi bilgisayar oyunlarına vermeyin.

6. Bazen işinizden uzaklaşmak gerekebilir

Çalıştığım projenin belirli bir noktasında çözüm üretemeyecek derecede sıkıştığımda bilgisayarımdan mümkün olduğunca uzağa giderek zihnimi (en azından bilinçli yarısını) konudan uzaklaştırırım. Sahilde bir gezinti hiç fena olmuyor böyle durumlarda mesela. Çünkü bilirim ki, beynimin arka planında bir şeyler bu problemi çözmek için harıl harıl yaratıcı çözümler oluşturmaya çalışıyorlar. Onları kendi haline bırakmak her zaman en iyisidir.
Çoğu zaman, yürüyüş sonrası masama döndüğümde problemin çözümü de kafamda hazırdır.

...

Bu arada bir ara sizlere "Vogon bürokrasisi"nden de bahsedeceğim, ancak şu an bir takım bürokratik işlemlerim sonuçlanmadığı için yorum yapmaktan kaçınıyorum.

"They (the Vogons) wouldn't even lift a finger to save their own grandmothers from the Ravenous Bugblatter Beast of Traal without orders signed in triplicate, sent in, sent back, queried, lost, found, subjected to public enquiry, lost again, and finally buried in soft peat for three months and recycled as firelighters."
(Otostopçu'nun Galaksi Rehberi'nden -- kusura bakmayın Türkçe'ye çeviremedim)

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Mart 27, 2006

Gün 5 - Teşekkürler... Büyüyorum sizinle. #

Siz değerli dostlarımın desteği olmasaydı, böyle bir işe girişmeye ya cesaret edemez, ya da yarı yoldan dönerdim.

Ne demiş Yoda


Do, or do not. There's no 'try'.


Yani birşeyi ya yaparsın, ya da yapmazsın. 'denemek' diye birşey yoktur.

Bugünkü blog yazımı tamamen sizlerden gelen yorumlara ayırma kararı aldım.

Özel e-postama gelen yorumlardan bir kısmını burada paylaşacağım. Hepinizden ayrı ayrı izin alamadığım için de yorumları isim belirtmeksizin ekliyorum aşağıya.
Tekrar bana destek olan herkese ayrı ayrı teşekkür ederim.

... vee yorumlar:

Volkan'cım gerçekten ayrılmana çok üzülüyorum bir yandan ama İnşallah herşey dilediğin gibi olur. Bu içindeki coşkunun hiç bir zaman kaybolmaması için uğraş. Sen çok daha büyük ve güzel şeyler başarabilirsin inan buna bütün kalbimle inanıyorum... Bana bak sakın beni unutma gidince...



Hayırlı olsun. (gerçi tam anlamış değilim, benimkisi bir olsa olsa çıkarımı. ama olsun. her hal ve durumda hayırlıda hayır vardır).


Selamlar Volkan,
Well done for having the courage to quit a steady paycheck for
something much more fun but much more risky :) Hope it all works out
for you.


Ben EE'95 mezunuyum. Yazdıkların çok güzel gerçekten, belki de herkes yazar bu tip yazıları ama önemli olan uygulama. Sanırım girişimciliğin çok başlarındasın, sana başarılar diliyorum.


Gerçi pek çoğumuz ben de dahil sizin sorduğunuz soruları kendimize sorduğumuzda doğru dürüst cevap veremeyeceğiz. Ancak bazen şartlardan bazen de cesaretsizlikten alınmayan kararlardan birini almışsınız, kutlarım.


Freelance çalışarakta düzenli almakta olduğun maaşı çok kısa zamanda geçeceğine inanıyorum, her tarakta bezin var. Bence çok daha verimli yaratıcı ve tatminkar bir çalışma ortamı yaratırsın kendine.


Yarın yeni bir konuda görüşmek üzere;
Hoşçakalın!

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Mart 25, 2006

Gün 3 - Dinlenmek de Önemli #

Henüz resmen işimden ayrılmadım, bir yandan devir teslim işleriyle uğraşıp diğer taraftan iş takibi, kart basımı, marka tescili vs. peşinden koşturmak insanı yoruyor ve sinirlerini gerebiliyor.

Bu koşuşturmacada verdiğim kısa aralarda dinlenebilmek için kendime birkaç taktik geliştirdim:

  1. Oturduğum sandalyede (ya da çok yorgunsan yatağa uzanıp) gözlerimi kapatıyorum.
  2. Derin nefes alıp vermeye çalışıyorum ve bu arada zihnimi serbest bırakıp nerelere giderse onu düşünüyorum (yorgun olunca o kadar karışıyor ki düşünceler, siz bile anlayamıyorsunuz akışını -- dolu bir pili deşarj etmek gibi)
  3. Bu işlemi gün içinde boş bulunduğum zamanlarda 5-10 dakika süreyle tekrarlıyorum.

Basit şeyler gibi. Ama pratiğe dökünce, gerçekten de odaklanmanızı sağlamak ve verimliliğinizi arttırmak konusunda oldukça yararlı oluyor.

full-time işimi tamamen bırakınca da (yöneticimle yaptğım konuşmamıza göre en geç Nisan ortası) bu dinlenme ve gevşeme takvimime günde yarım saat yürüyüş de ekleyeceğim.

Bazılarına bu işler "boş ve gereksiz işler" olarak görünebilir, ancak işinizde başarılı olmak, performansınızı arttırmak için (full-time, freelance farketmez) kesinlikle gerekli şeyler bunlar.

Bu dinlenme tekniklerini alışlanlık haline getirdikten sonra yapılacak bir diğer önemli şey ise ara sıra (haftada bir belki) detaylı olarak kendinizi dinlemeniz olmalı:

Ben bu işi şöyle yapmayı düşünüyorum: Evime yakın sakin, kendimi izole edebileceğim bir park var. (ev değil de parkı seçip ortam değiştirmek istememin nedeni, beni şu anki durumumla ilişkilendiren şeylerden -- bilgisayarım, telefonum, gelen iş teklifleri vs -- uzaklaşıp kendime tamamen dışarıdan bakabilmek için)

... Ne diyordum, parka gidip, severek yaptığım şeylerin bir listesini çıkartacağım:

  1. ilgi alanlarım
  2. hobilerim
  3. arzu ve isteklerim

Böyle birşeyi detaylandırmak en azından bir iki saatimi alacağı için bunu her gün yapılan bir ritüel haline getirip monotonlaştırmak, verimini azaltmak istemiyorum.

Listeye biraz daha eklenti

  1. İdeal iş ve kariyer beklentim ne?
  2. Geçmişte neleri zevkle yaptım?
  3. Hatta abartıp biraz, çocukken neleri yapmaktan hoşlanırdım?
  4. ... aklıma ne gelirse ekleyeceğim bir liste yani.

Liste tamamlandıktan sonra üzerinden bir kez daha geçeceğim. Bu "severek yaptığım" işlerden hangilerinden finansal kazanç elde edebilirim? Daha önce de söylemiştim: insan sevdiği işi yapıyorsa, iş yapmıyor demektir.

Yani önemli olan sevdiğiniz işle ilgili bir niş (niche) keşfetmek ve o nişi doldurup sevdiğiniz işin kralı olmaktır. Sevdiğiniz işi yapıyorsanız er ya da o işten kazançlı çıkarsınız.

... unutturmayın, ileride bu niş kavramını biraz açayım.

şimdilik bu kadar. Bir sonraki gün görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 24, 2006

Gün 2 - Dışarı çık, kapıyı kilitle, anahtarı denize at... #

Buraya kadar bu blogu sabırla takip edenler, bu kadar istekli ve heyacanlı isem kesin istifa etmiş, bu yeni dünyaya balıklama dalmışımdır diye düşünüyor olabilirler.

Maalesef hayır. Henüz bu konudan yöneticime bahsetmedim. Nedeni ise basit: son bir haftada onlarca bağlantı kurmama rağmen henüz hiçbir bağlantım bir projeye dönüşmedi.

Aslında tersi de olmadı. Yani kimse "biz sana X gün sonra döneriz ok?" diyerekten başından savmaya da çalışmadı.

Özetle, olumlu yönde ilerleyen ancak henüz net bir sonuca eremediğim bir buket görüşme var elimde.

O nedenle

  1. Bu belirsizlik ortamı yüzünden ileri adım atmakta zorlanıyorum.
  2. Halen kendime "acaba bu yaptığım şey doğru mu" diye soruyorum.
  3. Atılacağım bu yeni dünyada, şu anda olduğumdan daha mutlu olup olmayacağımı tartıyorum. Ne demişler:

    eğer bir işi gerçekten severek yapıyorsanız, iş yapmıyorsunuz demektir.

    Şüphesiz benim bu macerada severek yapacağım tonla gizem var. Keşfetmeyi, riski, misterleri severim.

    Ama yazık ki sonumun hedehödö maymunlarının doğal ortamında izleyip kafasına hindistan cevizi yedikten sonra baygın düşüp hastaneye kaldırılan cocostar muhabirininkine dönmesinden korkuyorum :)

    Hatta korkuyorum az kalır, tırsıyorum :)
Bunlardan hiçbiri değilse bile, şu anda çalışmakta olduğum firmaya karşı son görev ve sorumluluklarım var: elimde kalan işleri bitirmek, bildiğim önemli şeyleri, üzerinde çalışmış olduğum görevlere dair bilgileri başkalarına öğretmek ve delege etmek gibi.

Bir an durup düşünüp, beni yolumdan geri dönmeye cezbeden yukardaki faktörlerin varlığını farkedince şu kararı aldım: Eğer başarmak istiyorsam, önümdeki doğrudan ya da dolaylı tüm engelleri kaldırmalıyım.

Ve ben de küçük çaplı bir e-mail marketing kampanyası başlattım:

Uzak ya da yakın, az tanıdığım ya da çok tanıdığım herkese ayrı ayrı, böylesi bir olaya giriştiğimi e-posta yoluyla söyledim. İşimden çok sıkıldığımı, artık ölsem de geri dönmeyeceğimi, yepyeni bir hayata başladığımı anlattım ve bana şans dilemelerini söyledim.
Böylelikle, şu an geri adım atarsam, attığım bu adımın en azından yüzlerce kişinin önünde bu geri adımı atmam anlamına gelmesini sağladım.
Yani şirkete geri dönmemi sağlayacak birinci kapıyı kapattım, kitledim ve anahtarını denize attım.

Bu yaptığım işlemi burada açıkça ifade ederek, (site istatistiklerinden gözlediğim kadarıyla) bu blogun varolan şu anki takipçilerine karşı da durumumu deklere etmiş oldum. Yani bir kapıyı daha caart diye kapattım, kitledim ve anahtarını denize attım.

Yarın departman müdürümle görüşerek bu ayın sonunda işten ayrılacağımı ve bu konuda kesin kararlı olduğumu net bir şekilde ifade edeceğim (üçüncü ve son kapıyı da kapatacağım yani)

Böylece

  1. Oluşturduğum pseudo-problemin, kendi içerisinde bir fırsat (opportunity) doğurmasını sağlayacağım. Biraz açarsam, kaçış yollarımı kapatarak kendimi gerekirse kızılcık sopası yardımı ile doğru olduğuna inandığım yola itmiş olacağım.
  2. En azından özgürlüğümü kazanacağım. Daha güzel birşey olabilir mi!? Beyaz yakalı/kravatlı bir 9-5 kölesi olmayacağım. Gerekirse gece ikiye üçe kadar çalışacak, ama sadece kendim için çalışacak, kendi zamanımın efendisi olacağım.
  3. Yepyeni bir başlangıç yapmış olacağım. Durumdan üzülmem, endişelenmem ya da paniklememe gerek kalmayacak, çünkü olayların çoğu zaten benim kontrolümde gerçekleşecek.
  4. Zor bir durum, yani bir "yeldeğirmeni" ile karşılaştığım zaman kendime tekrar her problemin içinde gizli bir avantaj yattığnı hatırlatacak, paniğe kapılmak yerine sakin olup bu avantajı keşfetmeye çalışacağım.
  5. Beni olumsuz yönde motive eden herkesi (en azından şu birkaç hafta) hayatımdan uzak tutacağım.
  6. Bu işin öyle atla deve olmadığını, yapılabileceğini telkin edeceğim kendi kendime.
    Dürüst olmak gerekirse, ortalıkta kalitesi düşük, baştan savma işlerle tonla para kazanan onlarca kişi varken ben neden başarılı olmayayım ki?!
  7. Her sabah, hedefimin başarmak olduğunu hayal ederek uyanacak; her akşam yatarken, hedeflerime sonuna kadar eriştiğim zaman nasıl bir ortam ve ruh halinde olacağımı düşüneceğim.

Sonuçta, yaşamak istediğim hayatı yaşıyor, sevdiğim şeyleri yapıyor olacağım.
Daha da güzeli, sevdiğim işi yaparak hayatımı kazanıyor olacağım.
Bundan daha güzel ne olabilir ki!

Yarın görüşmek üzere;

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor