.

Pazartesi, Aralık 04, 2006

Bahane üretmek kolay... #

Hele ki programcıysanız bahane üretmek çok daha kolay:
  • "Hımm, cidden ilginç!"

  • "Daha önce hiç böyle yapmamıştı ama!?"

  • "Abi valla dün çalışıyordu!"

  • "Nasıl olabilir ki?"

  • "Kesin donanımsal bir sorundur."

  • "Sistemi çökertmek için ne yaptın seni yine? Kesin yanlış bir şeyler yazmışsındır."

  • "Verilerde sorun var, yoksa benim program fıstık gibi çalışıyor."

  • "O modüle haftalardır dokunmuyorum ki ben."

  • "Versiyon güncellemeyi denedin mi?"

  • "... Bence rastlantısal. İşi oluruna bırakalım."

  • "Her şeyi de test edemem ki canım!"

  • "Bunun nedeni/sonucu/kaynağı/... bu olmamalı."

  • "Abicim çalışıyor, ama henüz test etmedik, ondandır."

  • "Kesin birisi benim kodumu değiştirmiş!"

  • "Sisteminizde bir virüs olmasın?"

  • "Çalışmıyor olabilir ama güzel yapmışım programı di mi abi? Abi ?!! Ne vardı bu kadar kızacak şimdi."

  • "Sisteminizde bu versiyonu kullanamazsınız."

  • "İyi de bunu niye böyle yapmak istiyorsunuz ki? Ne gereği var?"

  • "Program çöktüğünde neredeydiniz?"

  • ve en sık kullanılan bahane:
    "Ama benim makinamda çalışıyor!"
bahane değil; çözüm üretin ;)

Herkese mutlu hafta başlangıçları!

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Mayıs 31, 2006

Gün 38 - yalanlar serisine devam #

Hep yöneticiler yalan söylecek değil ya.

İşte proje geliştirenlerin, çözüm üretenlerden duyacağınız beylik yalanlar:

1. Birkaç güne kalmaz beta testlerini başlatacağız

E başlayacaksın da, önemli olan beta testlerine ne zaman başlanacağı değil, beta testlerinin ne zaman biteceğidir.

Artık o kadar hızlı gelişen bir teknoloji dünyasındayız ki "alfa test"lerinin "beta test" tepsisi içinde sunulması alışkanlık halini aldı.

Eskiden "beta" demek, "tüm görülür böcükleri (bugları) temizledik, üretime hazırız" demekti.

Bu aralarsa "beta", "Vallahi bize verilen süreyi epey bir aştık, artık elle tutulur bir şeyler sunmamızın zamanı geldi. Sistemimiz patlayabilir, çatlayabilir ama iyi sistemdir. Hem biz ne güne duruyoruz, düzeltiririz evvellallah" demek oluyor.

Ve bu tür betalarda en beklenmedik anlarda böyle hatalar görmek artık olmazsa olmazlardan oluyor.

2. Pazarlama hakkında hiçbirşey bilmiyorum, benim işim değil bunlar

Tabi canım, tam o aralar kar yağmıştı. Okullar tatildi.

Lisans seviyesindeki her teknik insan en azından pazarlamanın ne işe yaradığını bir yerlerde duymuştur ve en azından iki adet zorunlu iktisat dersi ve bir adet seçmeli pazarlama dersi almıştır (seçmeli pazarlama, çünkü pazarlama ortalama yükseltmek için en ideal derstir).

Aslında yukarıdaki ifadeye "kısmen yalan" demeliyiz. Çünkü cümle tam değil.

Tamamı:

"Pazarlama hakkında hiçbirşey bilmiyorum, benim işim değil bunlar. Hem yaptığım işe nazaran ne kadar zor olabilir ki bu pazarlama denilen şey... Dediğim gibi, benim işim değil bunlar, şimdi müsade ederseniz elimdeki işleri yetiştireceğim. Böyle ufak ayrıntılarla uğraştırmayın beni..."

olacaktır.

3. Kurduğumuz yapı ölçeklenebilir

Yalaaan. En azından çoğu zaman yalan :)

Ölçeklense bile nereye kadar? bin kişi, onbin kişi, bir milyon kişi...
Bir noktadan sonra tüm yapının yeniden gözden geçirilmesi kaçınılmaz olacaktır.

4. Kodumuz en son endüstri standartlarını destekliyor

Kısmen doğru, o nedenle yalan. Cümlenin tamamı:

"Kodumuz benim kabul ettiğim bütün endüstri standartlarını destekliyor."

olacaktı.

5. Süper verimli bir hata raporlama ve şikayet takip sistemimiz var

Yalan. Hiçbir şikayet takip sistemi verimli değildir. En azından şimdiye kadar görmedim.

Bir şikayet takip sisteminin en verimli olduğu an, şikayet edecek hiçbir şey bulunmadığı andır.

6. Bu sefer kesin çözdük sorunu!

En sevdiğim yalan da bu!

İşin korkunç yanı, bu yalanı söyleyen kimse söylediğinin doğru olduğuna can-ı gönülden inanmaktadır.

Ancak ne yazık ki "bu sefer"ler defalarca tekrarlanır durur...

Tabii ki "uzun vadede" kesin sorun çözülecektir. Ancak ömrümüzün vadesi bu çözümü görmeye yeter mi orası tartışılır.

...
Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Mayıs 28, 2006

Gün 37 - işte beynimin durduğu an o andır Cumhur Abi! #

Yarın, "Yönetim Muhasebesi" konulu bela bir vizem var. Tamamen buna yoğunlaşacağım. Onun için uzun uzadıya birşeyler yazacak vaktim olmayacak.

Yine de haftaya hiçbirşey yazmadan başlamaya gönlüm el vermedi. Ve işte düşünme yetinizi birkaç saniye donduracak iki enstantane:

Sahne 1:

Diyelim bir restorandasınız (şık bir balık restoranı). Yemeğinizi yiyorsunuz, eğleniyorsunuz ve gecenin sonunda masaya yüklüce bir bahşiş bırakıyorsunuz (keyfiniz yerinde, yemek de çok güzel geçti, e garsonun hizmeti de harika -- haketti o kadar bahşişi).

Ve garson "Size hizmet etmek, sizi mutlu etmek benim için en büyük bahşiş. Bu yüklü bahşişinizi kabul edemeyeceğim." diyor.

Ortalama bir insanın bu durumda tepkisi suratında donmuş bir sırıtışla öyle birkaç saniye bakakalmak olur (Engin Günaydın bu durum için "mala bağlamak" terimini kullanıyor, daha uygun bir tanım bulan varsa onu da ekleyebiliriz).

Sahne 2:

Azı dişiniz öğle yemeğinin ortasına öyle bir ağrıdı ki, dayanamadınız, randevu falan almadan bir diş doktoruna koştunuz. Doktor da durumun aciliyetini görüp "zorlu bir ameliyat yapmamız gerekecek" dedi.

Bir iki saat içinde ameliyat olup dişinizi çektirdiniz. Ve doktor size:

"Bu ameliyat sandığımdan daha az zaman aldı ve beni düşündüğümden daha az zorladı. O nedenle sizinle ilk başta konuştuğum tedavi fiyatı üzerinden yüzde kırk indirim yapacağım."

dedi.

Birinci sahnede olmadıysa, bu sahnede aldığınız morfinin de etkisiyle kesin "mala bağlamıştınız".

...

Şimdi bu sahneleri aklınızda tutun ve
  • rüşvet almanın bürokrasinin bir parçası kadar doğal olabildiği;
  • bir işlemin rüşvetli iki saatte, rüşvetsiz iki ayda çözümlendiği
tamamen hayali bir ülke düşünün.

Yukarıdaki örnekler bu hayali ülkenin vatandaşlarının algı sınırlarını zorlayacaktır eminim.

Ama inanın bu ve benzeri durumların yaşandığı ve gayet doğal karşılandığı yerler var.

Eğer elinize hakettiğinizden fazlası geçiyorsa, adı her ne olursa olsun bunu kabul etmemek erdem değil de nedir?

Şimdi aynayı kendinize çevirin: Bu sahnelerdeki garson ya da diş hekimi siz olsaydınız ne yapardınız?

Unutmayın, aynalar yalan söylemez.

Herkese mutlu hafta başlangıçları.

Görüşmek üzere...

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mayıs 05, 2006

Gün 24 - Yalaaan, yalaan (koro halinde) #

Bugün, hemen her işletmenin vizyonunun/misyonunun bir parçası olmuş ve yine hemen her işletmede inanarak uygulanmadığı için koca bir yalan olmaktan kurtulamamış özelliklere değineceğim.

Başlamadan;
  1. Aşağıda yazılanlar kişisel görüşümdür, beni bağlar; başka kimseyi bağlamaz. Herkes kendi işletmesini / kuracağı işletmeyi alttaki kategorilerden uzak saymakta sonuna kadar özgürdür.
  2. Tüm genellemeler yanlıştır. Aşağıdaki genellemeler dahil.
Gelelim beylik yalanlarımıza:

Yalan 1: "İnsanlar kaynakları, firmamızın en önemli varlığıdır."

Eğer bir şirkette bu sözler, üst yönetim tarafından sık sık söylenilmeye başlanmışsa; yakın zamanda olası bir yönetim hiyeraşisi / maaş ve ücretlendirme sistemi vb. re-organizasyonu olacak demektir.

Yurdum şirketlerinin çoğunda en değerli varlık insan kaynakları değil; en likit maddi dönen varlık olan firmanın kasa hesabıdır. Yani firmanın marka değeri değil, muhasebe defter değeri ön plandadır.

İnsan kaynakları niye değerli değildir? Çünkü insanları tahmin edemezsiniz, ne zaman ne yapacakları belli olmaz. İnsanları mutlu etmek zordur. Ne gereği var? Hem ne demiş Napolyon...

Yalan 2: "Çok mantıklı bir karar aldık"

Külliyen yalan!

İşin felsefesine girersek, insanın mantıksız düşünmesi neredeyse olanaksızdır. Yani yaptığınız her eyleme mantıklı bir kulp bulabilirsiniz. Örnek mi? kendini pikachu (şu pokemon) sanarak uçacağına gönülden inanıp camdan atlayan çocuk kendi referans çerçevesi içerisinde oldukça mantıklı davranmıştır.

Çocuğun mantıksal çıkarımını açarsak:

- Pokemonlar uçar.
- Ben pikachu'yum.
- Pikachu bir pokemondur.
- O zaman ben de bir pokemonum.
- Ben de uçabilirim! (ve camdan atlar, şans eseri fazla zaiyat almadan kurtulur)

Yukarıdaki listede mantıksız (lise mantığından bahsediyorum) bir önerme var mı. Yok!

Şirketlerde de durum aynen böyledir. Mantıklı olduğu için yapmazsınız. Öyle olmasını istediğiniz için yapar, sonra da buna mantıklı bir minare kılıfı uydurursunuz.

Yalan 3: "Burada insanları performanslarına göre değerlendiririz."

Yalaaan, yaalaaan... (grup hepsi'nin "yalan" şarkısına benzeterek söylerseniz daha eğlenceli oluyor, hani şu dört eleman çılgınlar gibi yalan yalan diye bağırıyor ya :) )

Kimin performansı daha yüksektir? Sizin beğendiğiniz şekilde çalışanın. Çalıştığınız kimseler sizi severse terfi alırsınız. Çalıştığınız kişiler sizi sevmezse kovulursunuz. Performans sadece bu "sevgi" kavramına uyarlanmış bir kılıftır (yurdum firmalarının bir kısmından bahsediyorum, kişisel görüşüm bunlar vesaire, vesaire...)

Yalan 4: "İşimi asla kişiselleştirmem!"

Gerçek: Herşey kişiseldir. Biz insanız ve birbirimize kızabiliriz, birbirimizin iş kararları canımızı sıkabilir. Kırılabiliriz...

İş hayatında herşey kişiseldir.

Kişisel olmamak ve tırnak içinde "profesyonel" bir robot olmaya çalışmak yerine karşımızdakilerle insancıl ilişkiler içerisinde olursak kazanan biz oluruz.

Yalan 5: "Önce Müşteri gelir."

Hayır efendim, önce ben gelirim! Hiçbirşey benden önemli değildir. Canımı sıkan müşteriyi de bir yolunu bulur tekmeler giderim. Zaten müşteriden bol ne var ki! Biri gider, diğeri gelir.

Zaten ben "insana değer veren", "mantıklı kararlar alan", "performansa göre objektif değerlendirmede bulunan", "işimi kişiselleştirmeyen" bir "profesyonel" olduktan sonra müşteriler de oluk oluk akacaktır.

Müşteri mi? üüü... şu yeşile boyanmış içi para dolu çuvallar var ya, hah işte onlar müşteri!

Değil mi yoksa...

Yarın görüşmek üzere;

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor