.

Çarşamba, Kasım 29, 2006

linkibol Blog Araçları #

Blogunuzu daha çok kişinin okumasını; blog iletilerinizi daha çok kişinin
  • keşfetmesini,
  • saklamasını,
  • ve paylaşmasını
mı istiyorsunuz?

O zaman linkibol blog araçları tam size göre.

... Görüşmek üzere.

Etiketler: , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Kasım 24, 2006

Gün 84 - Bebek Adımları #

cember.net bilişim forumunda yakın zamanda Türkiye'de Bilişimin nereye gittiği konusunda doyurucu bir tartışma yaşandı.

cember.net üyelerinden Vedat Taylan'a göre:
webmasterlık başka bir şey; proje geliştirmek yönetmek onu ilerletmek başka şeylerdir bunun anlaşılmasında fayda var. Projeleri ekipler yapar. Takım çalışması olmadan başarı kazanılmaz bunu tekrar edip bir daha söylemek istemiyorum. Yıllık 100 usd ye hosting alıp buraya bir site kurup o siteyi milyon dolarlık bir yapı haline getirme fantazilerini bir kenarı bırakın. Arkadaşlar bu şekilde hayal kırıklıklarına uğrar gereksiz fantazilerle zaman geçirirsiniz...
Kısmen katılıyorum. Kısmense katılmıyorum.

Niye mi?

Param Yok, Fikrim Çok

Çoğu başlangıç girişiminin (startup) temel amacı; yatırımcılardan başlangıç maliyetlerini karşılayacak finansman bulmaktır.

Ancak birilerinin size finansman sağlaması pek çok sonucu da beraberinde getirir:
  • Beklentiler yükselir;

  • Yatırımcıların çoğu paralarını (neredeyse hemen ve faiziyle beraber) geri isterler.
İşin garip tarafı finansman arayışı, sanılanın aksine çoğu zaman kaliteli bir ürün ortaya çıkarmanızı engeller. Çünkü ürününüzü kullanıcıya nasıl yararlı hale getireceğinize odaklanmak yerine borç aldığınız girişim sermayesini (venture capital) en kısa zamanda nasıl geri ödeyebileceğinize odaklanırsınız.

Bu da;
  • Ürününüze yeni özellikler eklemek yerine; reklam ve pazarlama faaliyetlerine ağırlık vermenize;

  • Ürününüzdeki sorunlara (bug) köklü çözümler üretmek yerine günü kurtaracak yamalar üretmenize;

  • Kaliteye değil, hızlı çözümlere önem vermenize; göz boyamaya çalışmanıza
neden olacaktır.

Azim ve İstekliliğe Fiyat Etiketi Eklenemez

Diyelim ki bir web uygulaması geliştiriyorsunuz. Neye ihtiyacınız var:
  • Donanım: Donanım bu aralar geçmişe göre hayli ucuz.
  • Yazılım: Ortalıkta tonla özgür kaynaklı bedava yazılım var.
  • Bant Genişliği: Eğer youtubue türevi bir ürününüz yoksa kaliteli bir kiralık sunucu (dedicated server) hizmeti işinizi rahatlıkla çözer.
Neden milyon dolarlık projenize harıl harıl finansman aramak yerine öncelikle elinizde olanlarla yetinmeye çalışmıyorsunuz?

Böylelikle kendinizi zorlayacak ve gerçekten gerekli olan en az kaynakla çözüm üretmeye çalışacaksınız.



Yine kendimden örnek verirsem; linkibol'u rahatlıkla birkaç bin dolarlık bir Oracle DBMS üzerine de inşa edebilirdik.

Ama veri yönetim mimarisi için neyi tercih ettik?

Doğru tahmin: mySQL.

Niye? Bedava olmasına rağmen yeterince güvenilir bir veritabanı olduğu için.

Tabii ki bu seçim pek çok sonucu da beraberinde getirdi:

En basitinden, daha dikkatli olmamız gerekiyordu: Oracle'da düşünmeden yazacağımız bir sorguyu (çünkü ne yazarsanız yazın en iyi şekilde optimize edecektir) MySQL için kılı kırk yararak tekrar tekrar tasarladık.

Önünüzdeki her Türlü Engel Yaratıcılığınızı Körükler

İnanıyorum ki eğer elimizde yeterince başlangıç sermayesi olsaydı şu an linkibol için ürettiğimiz yaratıcı çözümlerin belki yarısını bile düşünmemiş olacaktık.

En azı düşünün:

On kişilik bir ekip mi gerekli size?
Peki bu iş iki kişiyle çıkar mı?
Neden olmasın?

300 bin dolar senelik bütçeye mi ihtiyacınız var?
Gel şunu 2 bin dolar yapalım.
Olur, neden olmasın?
(not: verdiğim rakamların linkibol ile herhangi bir bağlantısı yok)
Ya proje üzerinde tam zamanlı uğraşmaya vaktin olmayacaksa?
Gün içinde yapacak başka işlerin varsa?
Ona da peki. Hem benim adım Batman, linkibol benim gece işim ;)

Sınır mı? O da ne?

Önünüze gelen engeller sizi sınırlamaz. Aksine bu engelleri doğru kullanmayı bilirseniz fikrinizi çok farklı açılardan şekillendirmenize yardımcı olur.

Ürettiğiniz ürün, yaratıcı fikriniz, kafanızdaki insanların yaşam tarzını değiştirecek projeniz her ne olursa olsun; bilin ki meyvelerini toplamanız için uzun bir süre geçmesi gerekir. Kimse bir gecede popüler olamaz. O nedenle kullanıcılarınızın/müşterilerinizin ve sizin uzun bir süre kullanabileceği kaliteli bir eser çıkarmaya bakın.

Ve gerisini boşverin.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Gün 83 - Entropi her zaman kazanır. #

Termodinamik okuyanlar bilir:
Evrende maksimum düzensizlik ve minimum enerjiye olan eğilim birbirini zıt yönde destekler.
Yani siz bir sistemi ne kadar düzenlemeye çalışırsanız; sistem en az sizin çabanız kadar (ve muhtemelen çok daha fazla) düzensizliğini arttıracaktır.

Bu durum fizikte, ısı dinamiğinde, akışkanların davranışlarında böyle olduğu gibi güncel hayatınızda; projelerinizde; sosyal çevrenizde; uluslar arası ilişkilerde; dinde, politikada ve işinizde de aynen geçerlidir.

Siz ne kadar "düzenli" olmaya çalışırsanız çalışın; bir yerleri ne kadar derleyip toplamaya gayret ederseniz edin; farkında olmadan bambaşka bir yerde çok daha yoğun bir düzensizlik oluşturacaksınız.

Diyelim bir proje üzerinde çalışıyorsunuz. Projenin gelişimi esnasında yapılacaklar listenizin devamlı olarak şişkinleştiğini; önemli kilometre taşlarını ertelediğinizi; yani sürekli vites küçülttüğünüzü fark edeceksiniz.

Örneğin, diyelim birkaç hafta içinde altı aydır geliştirip durduğumuz ürünümüzü hizmete açıyoruz. Yani önümüzde önemli bir kilometretaşı (deadline) var.

Ancak kimse bu kilometre taşının farkında değil:

Bakıyoruz ki ortalıkta lanse edilmeye hazır olgun bir ürünümüz yok. Neyseki kalite kontrol ve testten sorumlu ekip arkadaşlarımız işlerini iyi yapmışlar ve yüzlerce yapılacak işimiz (ya da yazılım projeleri için: megabaytlar dolusu bir bug veritabanımız) var.

Kötü haber ise; ekibinizde kimse bu bug (hata) veritabanına aylardır elini bile sürmemiş. Ve siz birkaç gün içerisinde ürününüzü lanse etmekten bahsediyorsunuz.

Girişimci (ve yönetici) olarak bir karar almanız gerekirse
Gerekirse sabah akşam çalışılacak; ama bu veri tabanındaki tüm hataları ayıklamış olacağız!
diyerek bir savaş açabilirsiniz.

Ancak altı aylık birikmiş bir hata yığınını elinizde bir tabur yazılımcı olsa yine de birkaç haftada ayıklayamazsınız. Ve işin ilginci siz bu hataları ayıkladıkça sağdan soldan yeni yeni hatalar mantar gibi türeyecektir (tecrübeyle sabit).

Yani kazanan her zaman entropi olacaktır.

Tüm bug'lara teker teker savaş açmak mı?
Tamam, açalım. Elimizde kayıtlı 352 bug var. Bir o kadar da kayıt dışı olanı var bu böcüklerin.

Diyelim ki mucizevi bir şekilde her hatayı ortalama 15 dakikada çözdük. Tam tamına 88 adam x saatlik bir iş gücü demektir bu!

Ve hiçbir hata 15 dakikada ayıklanamaz.

Tüm bunların yanısıra, yöneteceğiniz insanlar, yapacağınız diğer işler varsa ve son birkaç haftasonunuzu tam kapasite bu hata ayıklama savaşına verdiyseniz ve yine de pek bir değişiklik yoksa; bir şeylerin yanlış gittiğini fark edeceksiniz.

Yazılım hataları işin sadece bir yüzü. Bir de bu hata ve değişikliklerin yansımaları var:
  • Pazarlama dokümanlarınız güncelliğini kaybetmiş; güncellemeniz gerekli.

  • Kullanıcı arayüzünüz değişmiş; bu değişikliğin yardım sayfalarına, sık sorulan sorulara; ürün tanıtımına ve diğer pazarlama materyaline yansıtılması gerekli.

  • Test senaryolarınız tarih öncesinden kalma. Güncellenmeleri ve lansman öncesi yeniden test yapılması gerekli.
Ve elinizde tek güvenilir kaynağınız: "hata veritabanı"nız.

Fakat; 352 bug ve 88 adam*saatlik iş mi? Durun bir dakika. Daha lanse edecek bir ürünüm var benim!

...

Böylesi bir felaket senaryosu karşısında soruna analitik olarak yaklaşmazsanız dağ gibi büyüyen sorunlarla (ve yanında yoğun bir karın ağrısıyla; reflü'ydü değil mi şu yönetici hastalığı?) baş başa bulursunuz kendinizi.

Öyleyse bir süreliğine katı ve kuralcı yönetici kimliğimizi bir kenarı bırakalım ve farklı bir şapka takalım:

352 x (15 dakika) = "imkânsız"

Bu (hayli makul ve iyimser) tahmin bile korku ve endişeden insanın kanını dondurmaya yetiyor.

Bir kez bu korkuyu üzerinden attı mı, mantıklı düşünebiliyor insan:

Peki o zaman ne yapmalı?

Benim önerim: Hemen başlayın!
Fakat, daha test etmediğim yüzlerce senaryo var.
Boşverin. Genel bir test yapın. Hemen şimdi. Ve başlayın.
Dur, dur, dur... Dinle. Ürün detayları dosyası (spec) henüz tamamlanmış değil. Hem yarın sabah dokuzda....
Sus! Sessiz... Otuz sayfa da yazsan bir paragraf da yazsan nasıl olsa senden başkası okumayacak. O zaman özet bir paragraf yaz ve hemen başla!

...

Bir yapılacaklar listeniz olabilir. Sizce bu listedeki maddeler "bir gün elbet" yapılacağı için mi ordalar?

Kesinlikle hayır!

Yapılacaklar listeniz sizin aslında "erteleme" listenizdir. Yapacağınız işi yapılacaklar listenize koyup, kendinize içinizden geldiğince erteleme hakkını veriyorsunuz.

Eğer varsa böyle bir listeniz bir göz gezdirin bakalım:
  • Kaç tane maddeyi ne zaman eklediğinizi bile unuttunuz?

  • Kaç tane maddenin nasıl yapılacağı konusunda en ufak bir fikriniz bile yok?

  • Kaç maddenin aslında yapılıp yapılmadığını bile bilmiyorsunuz?
Başlamadığınız sürece hiçbir şey olmaz.

...

Önce imkansızlıkları inceleyelim. Bu yazıya konu olabilecek iki tür imkansızlık var:
  • Ya yapacağınız işin boyutu öylesine büyüktür ki fazla bir zihinsel efor gerektirmese bile verilen zamanda yapılamsı olanaksızdır.

  • Ya da yapacağınız iş karmaşıktır; yoğun bir analiz gerektirir ve verilen zamanda yapılması imkansızdır.
Yapmanız gereken iş, sıkıcı ve çok da olsa beyninizi parçalayacak kadar zor da olsa yapmanız gereken tek bir şey var:

Başlamak!

Bu mudur yani? Bu kadarcık mı önerin?

Evet, budur. Başlayın. Ertelemeyin, beklemeyin, bahane üretmeyin, hemen ve şimdi başlayın.

İkna olmadınız mı?

Şu yapılacaklar listenize bir daha dönün.
  • Kaç tane "acil" ve "son derece önemli" olarak işaretlediğiniz görev üç aydır orada?

  • Peki altı aylık acil ve önemli görevler?

  • Ya bir yıldır orada duranlar?
Can sıkıcı değil mi?
İyi de başlasam bile nasıl bitireceğim ki...
Kendinizi eleştirmeyin.

Listenin en tepesindeki hatayı okumakla başlayın. Geride kaç tane hata kaldığını düşünmeyin bile. Ve bu hatayı düzeltmekle başlayın işe.

Bakın ilerler gibi oldunuz. Bir iki hata daha ayıklayın. Sanki biraz ivme kazandınız değil mi?

Ve bu durum kendinize olan güveninizi tazeledi:
İlerleme + İvme = Güven

Arada farklı şeyler de yapın


İster bitmez bir can sıkıcı işler listeniz olsun; isterse beyninizin fosfor ve oksijen gereksinimini üçe katlayan karmaşık bir problem; zihninizin tıkandığı, yaptığınız işin gerçekten size olanaksız geleceği anlar olacaktır.

O zaman; başka bir işle uğraşın.

Kendi alanımdan örnek verirsem:

Veritabanı kodlarken kritik bir noktada kitlendiniz ve nereye gideceğinizi kestiremiyor musunuz? O zaman kullanıcı arayüzü ile uğraşın.

Kullanıcının arayüzle en kolay nasıl etkileşeceğini bulmakta sorun mu yaşıyorsunuz? O zaman yarım bıraktığınız "arama motoru" özelliğinin nasıl daha hızlı ve verimli çalışacağını bulmaya çalışın.

Kod yazmaktan ve tasarım yapmaktan sıkıldınız mı? O zaman pazarlama planlarını güncelleyin; yardım dosyalarını elden geçirin.

Öncelikle takıldığınız/sıkıldığınız noktada odağınızı değiştirmek beyninize oynaması için yepyeni bir oyuncak vermek demektir. Ve beyin yeni zorluklara / yeni haberlere / yeni eğlencelere; kısacası yeni her türlü bilgiye bayılır.

Daha da önemlisi; siz uğraştığınız zorlu problemi bir kenarı bıraktığınızı düşünseniz de beyniniz arka planda bu olanaksız sorunu çözmek için çabalar durur. Onun için çoğu zaman ilham uyurken, duş alırken, gezinirken... yani beklenmedik anlarda insanın karşısına çıkar.

Beyniniz üzerinde çalıştığınız sorunun ne kadar önemli olduğunu bilir ve bir çözüm bulana kadar bu sorunun üzerinde çalışmaya devam eder. Ve gereken çözümü bulur da. Siz kapasitenize ve gücünüze inanın yeter.

Entropi her zaman kazanır.

Hayatı bazen kendimi ve yaşayışımı parça parça düzenlemek için kurulmuş bir "yapılacak işler" dizisi olarak görüyorum.

Bütüne bakıldığında, fark edilecek olan, bu görevler dizisinin yapılması olanaksız ve çok yoğun çaba gerektirecek olmasıdır.

İşin gerçeği; dünya takip edebileceğinizden çok daha hızlı bir ivme ile değişiyor.
Bu değişime iki farklı açıdan bakabilirsiniz:

  1. Dünyamı kontrol edebileceğime ve imkansız gibi görülen binlerce/milyonlarca görevin hepsine aynı anda agresif bir savaş açıp, bu savaşı kazanabileceğime ve yaptığım değişikliklerin beklenmedik olumsuz hiç bir sonuca neden olmayacağına inanıyorum. Haydi bakalım, göreyim kendimi!

  2. Dünyayı kontrol etmek diye bir şey yok. Aslında kontrol edilecek bir şey de yok. Her şey sürekli bir akışkanlık içerisinde. Bu akışkanlığın bir parçası olacak; yani entropinin sürekli kendimi değiştirmesine izin vereceğim. Biliyorum ki entropi her zaman kazanır. Değişimi yönlendirdiğimi hissetmek ise bana ivme kazandıracak ve güven verecektir.

Seçim sizin.

Ama bence "hemen başlayın".

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor