.

Pazar, Eylül 24, 2006

Gün 77 - Kalite Yaratmak İçin 7 Adım #

Kaliteli bir ürün ortaya çıkarma ve gerçekten değer üretebilmek için neler yapmanız gerekir?

Öncelikle gelişime ve değişime kendinizi hazırlamalısınız ve riskten korkmamayı; proaktif olmayı öğrenmelisiniz.

Peki nedir değer?

Eğer bir hikaye ya da oyun yazıyorsanız, değer yarattığınız eserden beklentinize göre değişir. Bu kitabın pek çok kopyasının satılmasını istiyorsanız, sizin için değer; satacağınız kitabın popülerliğidir -- ya da en azından etkilemek istediğiniz kesim (segment) tarafından kabul görmesidir.

Dünya çapında kabul görecek bir eser ortaya çıkaracaksanız sizin için değer birilerini tatmin etmektir diyebiliriz. Fakat, bu "birileri"nin sizin değerinizi sizden birkaç nesil sonra anlayacak meraklı araştırmacılar olmasını istemiyorsanız; sadece yaratıcı olmanız yeterli olmaz.

Yaratıcı olmanın yanısıra; doğru zamanda; doğru adımları; doğru sıra ile atmalı ve yaratıcılığı nefes almak kadar yaşamınızla ilişik hale getirmelisiniz.

Kaliteli ve değer katan bir şeyler üretmek için:

1. Öncelikle Beyninizin Değerini Arttırın.


Değerli bir şeyler üretebilmek için yaratıcılık ile beslenmiş bir beyniniz olmalı. Herkesin her konuda fikri olamaz; ve bazı insanlar bazı konularda daha yaratıcı olabilirler. Önemli olan hangi konularda yaratıcı yönlerinizin var olduğun keşfetmenizdir. Öncelikle yaratıcı olduğunuz alanları netleştirmelisiniz ki; düşüncelerinizi bu konular etrafında geliştirebilin.

2. Beyninizi Değer Üretecek Yönde Hazırlayın

Tüm fikirler, düşünceler, ilhamlar, buluşlar ve diğerleri beyninizde rastgele ortaya çıkıyor gibi görünür. Bu yazının sözcükleri, şu an yazdığım cümlenin kelimeleri hop diye aklıma geliveriyor.

Peki niye benim aklıma geliyor da, başkalarının aklına değil?

Değerli (ya da değersiz) düşüncelerin insanların aklına birden bire gelmesinin temel nedeni daha önceden yapılan alt yapı faaliyetlerinde yatar. Kendimi örneklemeye devam edersem; daha önce iş yönetimi / girişimcilik / yaratıcılık / biyoloji / psikoloji / mizah / finans ... gibi pek çok konuda okuduğum onlarca yazıdan arta kalan düşünce kırıntılarının harmanlanması sonucu aklıma şu an yazdıklarım geliveriyor.

Sanıldığının aksine ilham perisi öyle çat kapı gelmez; beyninizi pek çok farklı kaynaktan pek çok farklı düşünce ile beslemeniz sonucu görünüverir size. İşin ilginci, beyninizi beslediğiniz kaynaklar ne kadar çeşitli ise farklı kavramlar arasında sıradışı bağlantılar kurmanız da o kadar olası bir hal alır (ki buna kısaca "yaratıcılık" diyoruz).

Şöyle örneklendirelim:
Diyelim ki tüm dünyaca sevilen bir oyun var. Fakat bir grup insan kendi aralarında bu oyunu oynarken hiç mi hiç zevk almıyorlar. Çünkü oyuna başlarken belirli bir hamle / haraket ile başlıyorlar (onlar için en doğal ve tek başlangıç yöntemi bu). Ve bu hamleden sonra tüm oyun tam anlamıyla bir can sıkıntısına dönüşüyor (Sırf bu yüzden satrancın en sevmediğim bölümü ilk 10-15 hamlesi şu ya da bu şekilde sabit olan açılış kısmı ritüelleridir :) ).
Halbuki dünyanın geri kalanı her başladıklarında bu oyunu farklı bir şekilde oynuyor ve yukarıdaki sıkıcı kombinezonla neredeyse hiç karşılaşmadıkları için bu oyundan müthiş zevk alıyorlar.

Bu durumu grup düşüncesi kavramı ile açıklayabiliriz. Grup düşüncesi bir gruba ait üyelerin aynı şeyleri aynı yönde düşünmeleri ve bu nedenle kendi referans çerçeveleri dışndaki çözümleri göremediklerinden dolayı çözümü apaçık ortada olan bir sorunu çözümleyememeleri olarak açıklanabilir.

Benzer şekilde bazen düşüncelerimiz de tek bir nokta etrafında gruplanabilir ve alternatif çıkışları; farklı başlangıçları; farklı birleşimleri göremeyebiliriz. Bu özelliğimizi kırmak için her türlü fikre açık olmalı; sabit fikirlilikten ve dogmalardan uzak durmalı; kendi dünya görüşümüz dahil her şeyi her an yeniden yorumlamalı ve sorgulamalıyız.

Bu, herkesin yapabileceği bir şey değildir. Ama elimizden geldiğince böyle olmaya çalışmalıyız.

Böyle yaparsak sürekli değişen dinamik fikirlerle dolu, hayalci, aktif bir beynimiz olur. Böyle bir beyinden de yaratıcı fikirler er ya da geç ortaya çıkacaktır.

3. Fikirlerinizi Düzenleyin ve Eleyin

Bu denli aktif bir düşünce yapısına sahip olduğunuzda; kafanızda kuyrukları birbirine dolanmayan milyonlarca tilki olacak demektir. Fakat unutmamanız gereken her fikrin değerli olmadığıdır. Değerli fikirleri, sıradan fikirlerden ayırd etmeyi öğrenmeniz gerekir. Peki nasıl?

Benim oldukça basit bir kuralım var bu iş için:
Eğer elinizdeki fikir onlarca yeni fikir öne sürmenize neden oluyorsa bu fikrin temeli sağlam demektir. O zaman bu fikir üzerinde çalışmaya, dikkatinizi bu fikre yoğunlaştırmaya değer.
Kanıtlanamayan ya da test edilemeyen fikirler ise genelde değerli fikirler değildir.

Değer katan yaratıcı bir fikir sürekli yeni fikirler doğurur. Değer katan fikirler zihninizi daha çok meşgul eder. Düzenli olarak gereksiz/değer üretmeyecek fikirlerimizi ayıklamalıyız ki değer katabilecek yeni fikirler için yer açılsın.

4. Fikirlerinizi Zorlayın

İnsanın kendi fikirlerinden etkilenmesi, bu fikirlerin peşine takılıp sürüklenmesi çok kolaydır.

Fakat belki de fikirlerimiz o kadar orijinal değildir; ancak biz farkında değilizdir bu durumun.

Fikirlerinizi karşınıza alın ve onlara her doğrultudan saldırın. Açıklarını bulmaya, onları çürütmeye çalışın.

Diyelim bir yazarsınız; yazdığınız konu ile ilgili diğer eserleri de okuyun. Daha da önemlisi kendi düşünce tarzınızla örtüşmeyen yayınları okuyun; okuduklarınızı ciddiye alın ve düşüncenizi ya da eserinizi bu karşıt düşüncelere karşı savunun.

5. Fikirleriniz Zamana Karşı Dayanıklı Olsun


Yaratıcı ve yenilikçi bir fikir geçen zamandan bağımsız olarak değerini kaybetmez.

Kafanızda bir şimşek çakınca bundan bir gün, bir ay, ya da bir yıl sonra bu fikir sizi hâlâ heyecanlandırabilimelidir. Bu durum fikrinizin değerli olduğunu garantilemez ancak hangi fikirlerin değersiz olduğu konusunda düşüncelerinizi şekillendirebilir.

Unutmadan; bu saydığım adımları sıra ile atmalısınız. Bundan bir önceki adımı başaramamışsanız ne kadar uğraşırsanız uğraşın bu adımdaki zamandan bağımsız değerli cin fikire ulaşamazsınız.

6. Fikirlerinizi Cilalayın

Fikirlerinizin tozlanmasına izin vermeyin. Daima üzerinde çalışın. Yeniden yazın, düzenleyin, tasnif edin, kurcalayın, farklı yönlerini inceleyin...

Bir fikri canlı tutmanın en güzel yolu bu fikri temel alan yeni fikirler üzerinde çalışmaktır. Bir süre böyle çalıştıktan sonra orijinal fikrinize geri dönün. Hâlâ sizin için anlam ve değer ifade ediyor mu?

7. Fikirlerinizi Dış Dünyaya Sunun
Güzel bir fikrin tek bir düşmanı vardır: mükemmel bir fikir.
Aslına bakarsanız fikirlerinizi düzenlemenin, üzerinde yeniden çalışmanın, geliştirmenin yani altıncı adımın sonu asla gelmez. O nedenle bir noktadan sonra elinizde güzel ve değerli bir şey oluştuysa öyle ya da böyle onu ortaya çıkarmalı; dış dünyaya sunmalısınız.
Mükemmeli yakalamak için çabalamak, bir bakıma, fikrinizi hiç hayata geçirememektir.

... Görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Mayıs 07, 2006

Gün 25 - Gülü seven dikenine katlanır #

Her gülün bir dikeni vardır:

Eğer kendi işinizi kurduysanız ve yeni yeni ayaklarınızın üzerinde durmaya çalışıyorsanız bu dikenlere daha bir dikkat etmeniz gerekir.

Yine eğer tek kişilik bir şirketseniz harcamanız gereken bu dikkat miktarı çok daha fazla olacaktır. Özgürlüğün bir bedeli vardır: artan sorumluluk.

Eğer kendi girişiminize yeni yeni başlıyorsanız, ileride başınızın ağrımaması için iş yönetimi konusunda dikkat etmeniz gereken birkaç noktaya parmak basmak isterim naçizane:

1. Kalite önemlidir, ama hız da önemlidir

Yanlış anlaşılmasın, kaliteyi hıza tercih etmekten nefret ederim. Benimle daha önceden çalışanlar çalışma yapımı, problemlere ne kadar modüler yaklaştığımı, olası en iyi çözüm için ne denli kafa patlattığımı, mükemmelliğin ayrıntıda gizli olduğuna gönülden inandığımı çok iyi bilirler.

Ancak global değişimlerin ışık hızıyla gerçekleştiği; bir trendin bir diğerini kovaladığı (özellikle web alanında) bir dünyada bazen çabuk çözümler, kaliteli çözümlerden daha değerli olabiliyor.

O kadar ince bir nokta ki, nasıl tam olarak ifade edeceğimi bilemiyorum: Bazen öyle bir zaman gelir ki kaliteyi sağlamak çok masraflı olabilir. Eğer eklediğiniz ekstra kalite çok masraflı olacaksa; bu kaliteyi ne müşteriniz (ve daha da önemlisi) ne de müşterinizin hedef kitlesi algılayamayacaksa, projenin başka bir bölümüyle ilgilenmenizin zamanı gelmiş demektir.

Bu dönüm noktası kişiden kişiye ve projeden projeye değişmekle beraber hep vardır. Mükemmellik, sonsuz zaman gerektirebilir.

Gerçekçi olun. Maksimize etmeyin, optimize edin.

2. Gecikmeli ödemeler için bir politikanız olsun.

Diyelim tüm müşterileriniz yapmaları gereken ödemeleri onbeş gün geciktirdiler. Bu ne demektir: Sizin de ödemeleriniz gecikecektir; faturalarınızı cezalı ödeyecek, kredi kartı ödemelerinize ekstradan faiz ödeyeceksiniz vb.

Müşterileriniz ödemelerinin gecikmeli yaparak borcun kaldıraç etkisinden (leverage factor of debt) ve zamanın fırsat maliyetinden (opportunity cost of time) sonuna kadar yararlanmaktadırlar.

Ve bilin bakalım kabak kimin başına patlamaktadır. Evet, sizin!

Uzun lafın kısası:
Müşterilerinizle yapacağınız sözleşmelerde gecikmeli ödemelere bir yaptırım olsun. Böylelikle:
  1. Müşterilerinizi ödemelerini daha erken yapmaları için motive etmiş olursunuz,
  2. Yukarıda sıraladığımız fazla ödemeleri (fatura faizi, kredi kartı faizi vs.) telafi etmiş olursunuz.
3. E-mailler arasında kaybolmayın.

Ben halen bu durumdan kurtulamadım. Üye olduğum listelerden, müşterilerden, ekonomi/pazarlama vb. gruplardan, kendi arkadaş çevremden, (spamleri hiç saymıyorum) günde en az iki yüz mail geliyor.

Yani tüm günümü bu mailleri okumakla geçirebilirim.

Emaillerin günümü öldürmemesi için kendime birkaç kural belirledim.
  1. İş için kullandığım mailleri düzenli olarak takip ediyorum.
  2. İş ile ilgili olmayan yazışmaları ise tanımladığım kurallar ile (gmail süzgeci, outlook filtre ve kuralları) "OKUNACAK" adı altında klasörlüyorum.
  3. Gerçekten önemli bir gerekçe olmadıkça, gün içerisinde "OKUNACAK" diye işaretlenen maillere dokunmuyorum. Bunlara gün bitiminde göz atıyorum.
  4. gmail bildiricim (gmail notifier) sağolsun yeni bir email geldiği zaman mailin başlığını anında bana duyurduğu için, eğer gerçekten ilgimi çekecek bir mail varsa "kendimi tutamayıp" akşamı beklemeden göz atabiliyorum.
Bunlar benim yöntemim. Siz de kendinize en uygun yöntemi üretebilirsiniz. Önemli olan; yazışmalarınızı yönetmeniz. Yani emailleriniz sizi yönetmesin; siz emaillerinizi yönetin.

4. Şu an yapacak zaman bulamıyorsanız, ileride hiç yapacak zaman bulamazsınız.


Bu maddeyi uzatmaya gerek yok.

Ertelemeyin! Şimdi yapın. İşleri ertelediğiniz sürece elinizde gittikçe büyüyen ve büyük ihtimalle yapılmayacak bir iş yığınınız olur.

yapamam, vaktim yok diyerek bahane değil; zamanınızı verimli kullanmak ve zaman darlığından dolayı oluşan gerilim ve krizi yönetmek için çözüm üretin.

5. Müşterilerinizle ilişkinizi sonlandırmadan önce iki kere düşünün.


Bazen müşterinizle profesyonel anlamda uyuşamayabilirsiniz. Ancak aradaki köprüleri tamamen yıkmadan önce tekrar düşünün.

Elinizdeki iş ilişkisinin değerini küçümsemeyin. Evet, ilişkiniz artık kabak tadı veriyor olabilir. Yine de son kararı vermeden önce iki kere düşünün.

İş bağlantınızı sonlandıracaksanız da profesyonel olun; durumu kişiselleştirmeyin.

İş ilişkinizi ne zaman sonlandırmanız gerektiğini bilmek önemlidir. Ama asıl önemlisi, iş ilişkinizi nasıl sonlandırmanız gerektiğidir.

6. Odaklanmak için elinizden geleni yapın.

Çalışırken konsanstrasyonunuzu dağıtacak herşeyi engelleyin: RSS besleyiciniz her saat değil, günde bir kez kendini yenilesin, e-maillerinize yarım saatte bir değil, günde iki kez bakın. IM (msn messenger, gmail talk vs.) uygulamalarını mümkün olduğunca az kullanın.

Aynı anda birçok işi yapmaya çalışmayın (multitasking). Ya da en azından aynı anda daha az (evet daha az) işi beraber götürmeye çalışın. Beyniniz bir işten başka bir işe atlarken zorlanır.

Örneğin; küçük küçük parçalara ayrılmış yirmi iş kalemini aynı anda yapmak yerine; büyük bloklar halindeki dört iş kalemini beraber götürün. Göreceksiniz ki işler çok daha çabuk ve daha az hata ile tamamlanacak.

7. Sezgilerinize güvenin.

Proje planını, iş planını, akış diyagramlarını her şeyi haftalarca düşünmüş olsanız bile, gerçek hayatta, önünüzde mutlaka belirsizlikler olacaktır. Yapılan iş ne kadar büyük ve önemli ise, işin içerdiği belirsizlik ve dolayısıyla risk faktörü de o kadar fazla olacaktır.

Elinizdeki verileri, elinizden geldiğinin en iyisini yaparak noktasına virgülüne kadar analiz edin. Projeyi kafanızda şekillendirin, modeller oluşturun. Kısacası işe başlamadan önce işi tüm varlığıyla yaşayın/hissedin.

Kısacası, mantıklı olabildiğiniz kadar mantıklı davranın. Arada kalan boşluklara ise sezgilerinizi yerleştirin.

Örneğin A projesi harika bir proje gibi görünüyor: her şey çok iyi planlanmış, kısa vadede çok büyük kazançlar elde edeceksiniz. Ama A projesinde kelimelere dökemediğiniz, anlatamadığınız bir şey var; sizi rahatsız ediyor.
Sezgilerinizi dinleyin ve projeye başlamayın.

Ya da B projesi dışarıdan bakınca tam bir fiyasko (ingilizlerin deyimi ile: a total f*ck up) gibi görünüyor. Ancak yine B projesine sizi çeken bir şey var. Sanki bir şeyler sizi zorla bu işe doğru yönlendiriyor. Bu işin biraz sancılı olsa bile ileride çok tutacağını seziyorsunuz.
Yine sezgilerinize kulak verin.

Analitik düşüncenizin ve mantığınızın yeterli olmadığı o noktada sezgilerinizi dinleyin. Çoğunlukla olumlu ve güzel sonuçlar aldığınızı göreceksiniz.

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor