.

Çarşamba, Aralık 06, 2006

Gün 85 - Önce Siz Ürününüzün Tadına Bakın #

Ayraç kavramına farklı bir yaklaşım yazıma, ilgili cember.net forumundan
Tam aradığım şey :) En kısa sürede aktif olarak kullanmaya başlayacağım ;)
şeklinde bir cevap gelince sevindim :)

Demek ki ürünümüzü doğru yönde şekillendiriyoruz.

Neden böyle düşündüğüme gelmeden önce birkaç soru sormak istiyorum:
  • Yahoo çalışanları e-posta servisi olarak ne kullanıyordur sizce?

    Evet, yahoo! mail.

  • Peki ya google çalışanları birbirlerine hangi platform üzerinden e-posta gönderiyorlardır?

    Doğru cevap: Gmail.
Peki siz kendi ürününüzü hangi sıklıkta kullanıyorsunuz?

linkibol'u hayata geçirmeden önce (stealth-mode / private alpha aşaması) ürünümüzü "kullanıcıların hayatını nasıl kolaylaştırırız" diye tasarlıyorduk.

herkese açılıp, beta'ya geçtikten sonra ise; ürünümüzü yönlendiren, belki de verdiğimiz en önemli kararlardan birisi:
Eğer biz bu uygulamayı kullanamazsak; başkalarından da kullanmasını bekleyemeyiz.
düşüncesi oldu.

Böylelikle linkibol'u gündelik hayatımızda kullanmaya başladık.

Kullandığımız her gün de; nelerin geliştirilmesi gerektiğinin daha çok bilincinde olmaya başladık.

Kendi ürünümüzü kullanma kararı almadan önce işler hayli kolaydı:
  • Görsel tasarımı hazırla;

  • Görsel tasarımı uygulamaya çevir.

  • Kapıyı kapat, çık ve herşeyin mükemmel çalışacağını ümid et.
Ama Artık İşler Farklılaştı

linkibol'u tabii ki kullanıcıları ve üyeleri için tasarladık ve o yönde geliştirmeye devam ediyoruz.

Fakat şu an çok daha hızlı gelişmek, yeni yeni işlevler eklemek için can atıyoruz. Çünkü sistemi biz de aktif olarak kullanıyoruz ve bir an önce daha da ileriye gitmesini; kendi hayatımızı daha da kolaylaştırmasını istiyoruz.

Belki biraz bencilce bir motivasyon faktörü, fakat bizim için işe yaradı ;)

Kendi sitenizi düşünün, ya da kendi blogunuzu:
  • Blogunuzu yeni iletiler göndermek, ve belki birkaç yoruma cevap vermek dışında kullanıyor musunuz?

  • Çalışmalarınızda, ürünlerinizde hayatınızı kolaylaştırıcı yeni fonksiyonlar keşfetmeye çalışıyor musunuz?

  • Kısacası, gerçekten kendi ürününüzün tadına baktınız mı?
Bir deneyin. Bakalım ürününüzün tadını beğenecek misiniz?

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Kasım 24, 2006

Gün 84 - Bebek Adımları #

cember.net bilişim forumunda yakın zamanda Türkiye'de Bilişimin nereye gittiği konusunda doyurucu bir tartışma yaşandı.

cember.net üyelerinden Vedat Taylan'a göre:
webmasterlık başka bir şey; proje geliştirmek yönetmek onu ilerletmek başka şeylerdir bunun anlaşılmasında fayda var. Projeleri ekipler yapar. Takım çalışması olmadan başarı kazanılmaz bunu tekrar edip bir daha söylemek istemiyorum. Yıllık 100 usd ye hosting alıp buraya bir site kurup o siteyi milyon dolarlık bir yapı haline getirme fantazilerini bir kenarı bırakın. Arkadaşlar bu şekilde hayal kırıklıklarına uğrar gereksiz fantazilerle zaman geçirirsiniz...
Kısmen katılıyorum. Kısmense katılmıyorum.

Niye mi?

Param Yok, Fikrim Çok

Çoğu başlangıç girişiminin (startup) temel amacı; yatırımcılardan başlangıç maliyetlerini karşılayacak finansman bulmaktır.

Ancak birilerinin size finansman sağlaması pek çok sonucu da beraberinde getirir:
  • Beklentiler yükselir;

  • Yatırımcıların çoğu paralarını (neredeyse hemen ve faiziyle beraber) geri isterler.
İşin garip tarafı finansman arayışı, sanılanın aksine çoğu zaman kaliteli bir ürün ortaya çıkarmanızı engeller. Çünkü ürününüzü kullanıcıya nasıl yararlı hale getireceğinize odaklanmak yerine borç aldığınız girişim sermayesini (venture capital) en kısa zamanda nasıl geri ödeyebileceğinize odaklanırsınız.

Bu da;
  • Ürününüze yeni özellikler eklemek yerine; reklam ve pazarlama faaliyetlerine ağırlık vermenize;

  • Ürününüzdeki sorunlara (bug) köklü çözümler üretmek yerine günü kurtaracak yamalar üretmenize;

  • Kaliteye değil, hızlı çözümlere önem vermenize; göz boyamaya çalışmanıza
neden olacaktır.

Azim ve İstekliliğe Fiyat Etiketi Eklenemez

Diyelim ki bir web uygulaması geliştiriyorsunuz. Neye ihtiyacınız var:
  • Donanım: Donanım bu aralar geçmişe göre hayli ucuz.
  • Yazılım: Ortalıkta tonla özgür kaynaklı bedava yazılım var.
  • Bant Genişliği: Eğer youtubue türevi bir ürününüz yoksa kaliteli bir kiralık sunucu (dedicated server) hizmeti işinizi rahatlıkla çözer.
Neden milyon dolarlık projenize harıl harıl finansman aramak yerine öncelikle elinizde olanlarla yetinmeye çalışmıyorsunuz?

Böylelikle kendinizi zorlayacak ve gerçekten gerekli olan en az kaynakla çözüm üretmeye çalışacaksınız.



Yine kendimden örnek verirsem; linkibol'u rahatlıkla birkaç bin dolarlık bir Oracle DBMS üzerine de inşa edebilirdik.

Ama veri yönetim mimarisi için neyi tercih ettik?

Doğru tahmin: mySQL.

Niye? Bedava olmasına rağmen yeterince güvenilir bir veritabanı olduğu için.

Tabii ki bu seçim pek çok sonucu da beraberinde getirdi:

En basitinden, daha dikkatli olmamız gerekiyordu: Oracle'da düşünmeden yazacağımız bir sorguyu (çünkü ne yazarsanız yazın en iyi şekilde optimize edecektir) MySQL için kılı kırk yararak tekrar tekrar tasarladık.

Önünüzdeki her Türlü Engel Yaratıcılığınızı Körükler

İnanıyorum ki eğer elimizde yeterince başlangıç sermayesi olsaydı şu an linkibol için ürettiğimiz yaratıcı çözümlerin belki yarısını bile düşünmemiş olacaktık.

En azı düşünün:

On kişilik bir ekip mi gerekli size?
Peki bu iş iki kişiyle çıkar mı?
Neden olmasın?

300 bin dolar senelik bütçeye mi ihtiyacınız var?
Gel şunu 2 bin dolar yapalım.
Olur, neden olmasın?
(not: verdiğim rakamların linkibol ile herhangi bir bağlantısı yok)
Ya proje üzerinde tam zamanlı uğraşmaya vaktin olmayacaksa?
Gün içinde yapacak başka işlerin varsa?
Ona da peki. Hem benim adım Batman, linkibol benim gece işim ;)

Sınır mı? O da ne?

Önünüze gelen engeller sizi sınırlamaz. Aksine bu engelleri doğru kullanmayı bilirseniz fikrinizi çok farklı açılardan şekillendirmenize yardımcı olur.

Ürettiğiniz ürün, yaratıcı fikriniz, kafanızdaki insanların yaşam tarzını değiştirecek projeniz her ne olursa olsun; bilin ki meyvelerini toplamanız için uzun bir süre geçmesi gerekir. Kimse bir gecede popüler olamaz. O nedenle kullanıcılarınızın/müşterilerinizin ve sizin uzun bir süre kullanabileceği kaliteli bir eser çıkarmaya bakın.

Ve gerisini boşverin.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Temmuz 07, 2006

Gün 67 - Kendi şirketinizi kurmak size göre mi? #

Kendi işinizin sahibi olmanın herkese göre olmadığını, umduğunuz ve beklediklerinizin bulduğunuzdan farklı olabileceğini söyleyebiliriz. Tabii ki kendi işinizi kurmanın bir takım avantajları da var. Ancak önemli olan bu avantajların size göre olup olmadığı.

Kendi işinizi kurmak sizin için doğru karar mı?

Kendi işinizin sahibi olmak gerçekten harika bir duygu (kendimden biliyorum). Sağladığı özgürlük duygusunu başkalarına çalışarak asla elde edemezsiniz. Patronunuzu kovuyorsunuz, ve bunu kendi isteğinizle yapıyorsunuz. Bundan daha güzel ne olabilir ki?

Peki niye herkes sabah 9 akşam 6 tam zamanlı işini bırakıp kendi girişimini başlatmıyor? Cevabı basit. Bu iş herkese göre bir iş değil. Herkesin zevk alacağı bir şey değil; herkesin yapabileceği bir şey de değil.

Bence konunun sahip olduğunuz teknik bilgi ve yeteneklerinizle de pek bir ilgisi yok. Her şey tamamen kişiliğinizle ve şu anki durumunuzla ilgili. Biraz daha açarsak:

İhtiyacınız olan kişilik özellikleri
  1. Kendi kendinizi motive edebilmek - Kendi işinizde kimse size ne yapmanız gerektiğini; daha da önemlisi neleri yapmamanız gerektiğini söylemeyecektir. Başarı ve başarısızlık tamamen sizin kendinize güvenmenizle ilgili. İşinizin durgun geçtiği plato evreleri mutlaka olacaktır. Böyle zamanlarda güveninizi kayben; sakinliğini koruyamayan; her saniye panik içinde olan bir yapınız varsa kendi işinizi kurmak o kadar da size göre olmayabilir.

  2. Riskten korkmamak - Şirketinizin başarılı olacağının hiç bir garantisi yok. Kurduğunuz şirket başarısız olsa bile ayağa kalkıp, üzerinizdeki tozları silkeleyip yolunuzda devam edebilir misiniz?

  3. Çalışma isteği ve iş ahlâkı - Bazen günde 18 saat çalışmak zorunda kalabilirsiniz. Bunu yapabilir misiniz? Yapmak ister misniniz?

  4. Amacınızdan sapmamak - İşler kötü gitse de devam etmek için istekli olacak mısınız? Yaptığınız işe siz inanmıyorsanız müşterilerinizin inanmasını nasıl bekleyebilirsiniz ki?

  5. Organize olabilmek - İnanın full-time maaşlı işinize göre en az on kat yoğun olacaksınız. Kendinizi organize edebilmek için bir takım araçları kullanmayı şimdiden öğrenseniz iyi olur.

  6. Tevazu - Ne kadar iyi karate bilirseniz bilin bir yerde sizden daha iyisi mutlaka vardır. Ortalıkta bilgisini paylaşacak; danışmanlığından yararlanabileceğiniz; alanlarında guru olan yüzlerce insan var. Bu yüzlerce insandan sıkıştığınızda yardım ve danışmanlık alabilecekken "her şeyi ben bilirim" diyerek burnunuzun doğrultusuna gidecekseniz kendi işinizi kurma olayını şimdiden unutun. Mutlu bir iş hayatı için çevrenizden ve meslektaşlarınızdan mümkün olduğunca destek almaktan çekinmeyin. Yoksa siz köprü ararken birileri çoktaaan dereyi geçer.

İdeal başlangıç koşulları

  1. Finansal olarak kararlı bir durumda başlayın - Eğer ailenizin tek geçim kaynağı sizseniz, tam zamanlı işinizi bırakırken bir daha düşünmelisiniz. En azından dört-beş aylık maaşınızı bir köşede biriktirmeden böyle bir işe girişmenizi tavsiye etmem.

  2. Borcunuz olmasın - Eğer kendi işinizi başlattıysanız er ya da geç borçlanmanın kaldıraç etkisinden (leverage effect of debt) yararlanmanız gerekecektir. Türkçe'si önünde sonunda birilerinden borç alma ihtiyacı içinde olacaksınız. Onun için daha işinize yeni başlarken borçlu olarak başlamayın.

Tamam bu iş tam bana göre! Peki nereden başlamalı?


Kişilik olarak kendi işinizi kuracak düzeyde yetkin hissediyorsunuz. Ego'nuz ile aranızda hiç bir sorununuz yok. Bu harika!

Peki nereden başlamalı?

Öncelikle rakiplerinizden farklı olarak neler yaptığınızı; rakiplerinize göre ne gibi rekabet avantajlarınız olduğunu belirleyin:

Bir web ürününüz mü var? Niye sizinkini seçsin insanlar da piyasadaki başka alternatifleri seçmesinler? Ya da bir soruna yenilikçi bir çözüm mü getiriyorsunuz? Niye ortalıktaki onlarca benzeri değil de sizi istesin insanlar? Bu sorulara cevap bulun. Ve bu cevapları araştırırken dürüst olun, çünkü müşterileriniz tercih yaparken kesinlikle dürüst olacak, yanlı kararlar vermeyeceklerdir.

Daha sonra kıyıda köşede bir miktar para biriktirin. Bunu yapmak zor olabilir; kişisel zamanınızdan fedakarlık etmeniz gerekebilir. Belki akşamları ve hafta sonları freelance çalışmanız gerekecek bu parayı biriktirmek için. Ama ne yapın ne edin kendi işinizi başlatmadan önce maaşınızın en az dört katını bir köşede hazır tutun (bu konunun detayları birazcık "nakit akışı" bilgisi ve finans teorisi içeriyor; belki ileride ayrı bir başlık altında incelerim).

Unutmadan

Kendi işinizi başlattığınızda delicesine iş yapın, tam bir işkolik olun, sosyal hayatınızı sıfırlayın demiyorum.

Aksine kişisel bağlantılar kurmak ve kendinize bir iş ağı örmek için sosyal ve aktif olmak zorundasınız. Amacınız düzenli olarak, zamanınızı verimli kullanarak gereği kadar çalışmak olmalı. Tabii arada bir günde yirmi saat çalışmanızı; sabahlamanızı gerektiren yoğun bir temponun içine de girebilirsiniz. İşinizde size nelerin gerekli olduğunu, neler ile karşılaşacağınızı çok iyi bilmeli; her şeye hazırlıklı olmalısınız.


... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Temmuz 05, 2006

Eğer tek kişi iseniz çekinmeden -ben- diyebilirsiniz #

Bugün portfolio sayfamı gözden geçirdim;
"ürünlerimizi", "hizmetlerimizi", "sarmal" olarak yaptıklarımızı anlatıyordum.

Sonra "dur bakayım" dedim. Henüz ben tek kişilik bir firma değil miyim? O zaman "biz" kelimesini bu denli yaygın kullanmak sayfamı ziyaret edenleri kandırmak / kafalarını karıştırmak anlamına gelmiyor mu?

Ve biz'den ben'e doğru bir geçiş yaptım:



Aşağısı yeni portfolio sayfamdan alıntıdır:

Tek şirket

s@rm@l şu an için web sektöründe yenilikçi çözümler üreten tek kişilik bir şirket. Şu an için web uygulamaları geliştiriyorum; ama ileride girişimcilik denizi beni nerelere götürür bilemem.

Tek insan

Dediğim gibi her şeyden önce dürüst olmakta yarar var: Size yalan söylemeyeceğim. Yani sizleri "biz" diyerek kandırmayacağım. Bu sayfalarda "biz" kelimesini göremeyeceksiniz. Çünkü "ben" şu an için tek kişilik bir şirketim. İlerleyecek ve değişecek nakit akışını sağlayana dek de tek kişilik bir şirket olmaya devam edeceğim.

İhtiyacınız olan ürün ya da hizmetin geliştirilmesinde başından sonuna kadar ben varım. İstek ve ihtiyaçlarınıza göre en uygun çözümü tasarlıyor, kodluyor ve geliştiriyorum.

Eğer bu süreçte yapmakta zorlanacağım bir parça olursa; çevremde istediğim kalitede çözüm alabileceğim birileri mutlaka vardır. Kısacası, yetişemediğim noktada iş ağıma dahil yetkin kişi ya da firmalardan yardım alırım. Benimle çalıştığınız sürece asla zararda olmazsınız.

Tek amaç

Belki biraz bilindik gelecek. Amacım bana verilen her konuda olabilecek en verimli ve etkin çözümü sunmak; müşterilerime rekabet avantajı sağlayacak kendilerine ve isteklerine özel çözümler üretmek.

Pazarlama terminolojisini bir kenarı bırakırsam; parmaklarımı kullanarak web ortamında olabilecek en etkin çözümü sunduğumu söyleyebilirim.

Ürettiğim çözümlerde, her türlü yeniliğe bütünsel bir bakış açısı ile yaklaştığımı; böylece birbirini tamamlayan çok başarılı projeleri hayata geçirebildiğimi de söyleyebilirim.

...

Eğer samimi iseniz; "ben" demekte bence hiç bir sakınca yok.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Haziran 26, 2006

Gün 59 - Risk analizi #

Don Kişot yazıtlarının geçmişine ufak bir yolculuk yapmaya ne dersiniz?

Konumuz risk analizi.

Biraz geçmişe dönersek:

  1. Öncelikle riskten korkmamayı öğrendik;

  2. etkileyici bir hikaye yazarken yapılan riski yüksek olan şeylerin genelde getirisinin de yüksek olacağını gördük;

  3. daha sonra yapılan iş ne kadar büyük olursa, içerdiği risk faktörünün de o denli yüksek olacağını gördük ve gülü sevenin dikenine de katlanması gerektiğinin farkında vardık;

  4. bazen sezgilerimize güvenmenin de önemli olduğunu gördük; düşünüyorduk, riski görüyorduk, o halde kazanıyorduk;

  5. yaratıcı projelerin risk faktörünün yüksek olduğunu söyledik ve emin misiniz, son kararınız mı? diye sorduk;

  6. ve yakın zamanda değişik proje fiyatlandırma yöntemlerinin farklı oranda risk içerebileceğine değindik.

Bu kadar çok "risk"ten bahsettiğimize göre kendi işini yapan bir girişimci için riski yönetebilmenin hayati öneme sahip olduğunu söyleyebiliriz.

Bugün ise, projemizin ne kadar riskli olduğunu farkı parametrelere bakarak incelemeye çalışacağız:

1. Projenin süresi

Süre arttıkça genellikle risk de artar. 12 aylık bir proje, 4 aylık bir projeye göre çok daha risklidir.

Bu noktada bir ayrıntıya daha değinmek yerinde olabilir:
Aşırı uzun süren bir proje, riskin fazlalığından ziyade projenin verimsizliğine ve/ya projenin kalitesinde bir eksikliğe işaret eder. Örneğin, bir yazılım projesi üç-dört senedir geliştirilmekte ise ve halen tutarlı bir sonuca varılamamışsa (istisnalar hariç; genellikle) o proje ölü bir projedir.

2. Birlikte çalıştığınız müşteri ya da müşteri topluluklarının sayısı

Tek bir kişi ile bire bir bağlantı içinde çalışmak; teknik konsey, pazarlama kurulu, kalite kontrol birimi, müşterimizin ortakları ile harala gürele çalışmaktan çok daha az risklidir. Birlikte çalıştığının kimsenin projenin geleceği hakkında etkin derecede karar verebilecek olmasına dikkat edin.

3. Ekibinizin ve müşterinizin iş mantığı (business logic) hakkında bilgisi

Ekibinizi kısa vadede bir şekilde iş mantığı konusunda eğitebilirsiniz. Ancak müşteriniz, daha kendisinin ne istediğinden tam emin değilse (ki genelde böyle olur) projeye başlamadan önce
  • iş mantığının tüm ayrıntılarını müşterinizle konuşmanız;
  • net kararlara varmanız;
  • ve bu kararları ekibinize anlatmanız;
  • daha da önemlisi kendinizin kristal berraklığında açık ve net olarak her şeyi anladığınızdan emin olmanız
çok önemli.

Aksi takdirde projenizin geleceğini kime havale ederseniz edin, sizi kurtaramaz.

4. Müşterinizin proje gelişimine ve değerlendirme süreçlerine katkısı


Eğer müşteriniz projeyi size devrediyor, ve proje sonuna kadar pasif kalıyorsa projenin riski artıyor demektir. Aslında burada dengeyi kurabilmek önemli olan. Eğer müşteriniz her saniye sizinle proje konusunda telefon görüşmesi yaparsa belki risk azalabilir ama verilmiliğiniz düşer, sinirleriniz yıpranır (bazı müşteriler pek de can ciğer kuzu sarması olmuyorlar), konsantrasyon ve motivasyon eksikliği yaşarsınız.

Kural olarak; ihtiyaç hisettiğiniz zaman müşterinizle ayrıntıları netleştirmekten çekinmemeniz gerektiğini söyleyebiliriz. Ayrıca müşteriniz her dakika sizinle bağlantıda ise; size ve profesyonelliğinize karşı bir güven eksikliğinden şüphe edebilirsiniz. Ve ne olursa olsun, bir iş ilişkisi karşılıklı güven esasına göre kurulu değilse; o ilişkiye hiç başlanmaması daha iyidir.

5. Değişiklik istekleri

Müşteriniz proje isteklerini sık sık değiştiriyorsa projenizin riski artacak ve isteseniz de istemeseniz de projenizin bazı yerlerinde işlevsel bozukluklar / güvenlik açıkları / verimsizlikler ile karşılaşacaksınız demektir.

6. Sizin (proje yöneticisi olarak) deneyiminiz


Eğer daha önce benzeri projeler yapmışsanız, projenizin risk faktörü ve projenizi tamamlamanız için gerekli zaman göreli olarak azalacaktır.

7. Formal bir metodoloji uygulanması

Eğer projeyi geliştirirken belirli standartları takip ediyorsanız, zaman planlaması yapmışsanız, iş akış şemanız belirli ise; proje süreçlerinizi belirlemiş ve planlamışsanız. Kısacası ne kadar formal bir metodoloji takip ediyorsanız projenizin riskini o kadar azaltırsınız.

...

Evet bir proje az riskli ve aynı zamanda bol kazançlı olmayabilir. Ama getirisi yüksek olan bir projenin risk etmenlerini kontrol altına almak ve azaltmak da tamamen sizin elinizde.

Her şeyi şansa bırakmayın.

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Perşembe, Haziran 22, 2006

Gün 56 - Sadece Acar kazandığı zaman hepimiz kaybederiz. #

Sizce hangisi hayatta daha başarılı olur?

Selim: "Bir şeyler ters gidiyor gibi, ama ne olduğundan emin değilim..."
(Sorunun ne olduğu hakkında hiçbir fikri yok gibi görünüyor ama aslında öyle değil)

Acar: "Bu da soru mu şimdi? Varolan altyapımızı kullanarak standart protokolleri kullanan hafif ve kullanışlı bir çerçeve oluşturacağız. Yanılıyor olmama imkân yok!"
(Sorunun ne olduğunu adı gibi biliyor gibi; ama aslında hiç de öyle değil)

...

İş hayatının acımasız kuralı: Hızlı olan kazanır. Acar hazırcevap, olası her türlü soruya/soruna cuk diye oturan cevabı iki saniye düşünmeksizin veren birisi. O kadar ki hazır cevap vermek onun için artık bir refleks olmuş.

Pek çoğumuzun etrafında böyle acar insanlar vardır. Ve çoğumuz böyle kişilerin zeki olduklarını düşünürüz.

Gerçekten de öyle olabilir. Ama sorun bu değil. Selim bir şeyleri sezmektedir. Ancak yanlış gidebilecek şeyin ne olduğunu tam olarak kelimelere dökememektedir. Çünkü tüm bilgi ve deneyim dağarcığını toparlayıp konu hakkında net bir fikir sunamayacak kadar derinlere dalmıştır.

Kabul edin, Selim ve Acar'ın olduğu bir ortamda her zaman Acar'ın dedikleri dinlenir, değer görür ve uygulanır. Ve dünya hızlandıkça artık kararların hızlı değil "tam şu anda" alınması gerekmektedir. Bu da Selim açısından işleri iyice zorlaştırır.

Çoğu zaman "düşüncelerini yavaş ifade etme" durumunu "düşünememe / fikir sahibi olmama / deneyimsizlik / bilgisizlik" olarak yorumlarız.

İşte sorunun tam kalbinde de bu var: Eğer düşüncelerinizi zamanında ifade edemezseniz; olası bir sorunun farkındaysanız ama bunu kelimelere dökemiyorsanız insiyatifi yanınızdaki Acar'a kaptırıyorsunuz demektir.

Herkese olmuştur, bana da olur. Bir toplantıdan / konuşmadan / görüşmeden çıktından beş dakika sonra
  • "Keşke şu an aklıma gelen ... konusunu da açsaydım",
  • "keşke şunları da söyleseydim",
  • "O saygısıza cevabını vermeyi bilirdim ama, aklıma gelmedi ki..."
dediğiniz olmuştur.

(
yanlış anlaşılmaya neden olmak istemem: Hızlı düşünen, hızlı cevap veren ve aynı zamanda doğru söyleyen ve çok önemli noktalara parmak basan zeki ve yetenekli insanların varlığı bir gerçek. Ancak hızlı ve hazırcevap "mış gibi" görünüp, aslında şişirilmiş bir balondan farksız (içi tamamen hava civa dolu) insanların varlığı da bir gerçek

Demek istediğim karşınızdakini "hızlı düşünüyor öyleyse zekidir" ya da "iki lafı bir araya getiremedi salak!" şeklinde yargılamayın. Boşuna dememiş atalarımız
"Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz."
)

Belki, bazı bazı yaşadığımız bu doğru cevabı bulamama sorununa çözüm arayabiliriz:

  1. Hızlı, anlık karar ve cevaplara ihtiyaç duyan bir kültürün, anlık değişen bir çağın içinde yaşıyoruz. Bu bir gerçek.

  2. Hazırcevaplık oyununda o kadar iyi değilseniz işleri avantajınıza çevirmenin bir yolunu aramalısınız.

    Şu cümleyi aklınızın bir köşesine kazıyın:
    "Bu konuda kafama takılan bir şeyler var. Ancak düşüncelerimi net olarak ifade edebilmek için bir miktar zamana ihtiyacım var. [... x zaman sonra...] tekrar değerlendirsek sizin için uygun mudur? Hem bu arada ben gerekli araştırmaları yapmış, konu hakkında netleşmiş ve düşüncelerimi toparlamış olurum."
    Yani her zaman dediğimiz gibi: dürüst olun.

Dürüstlüğün yanısıra yararlı olabilecek birkaç öneri daha:

  1. Neyin hatalı olduğunu / yanlış gittiğini düşünüyorsanız; doğru olduğunu/düzgün çalıştığını düşündüğünüz bir muadili ile karşılaştırın. İfade edemediğiniz bazı noktaların ağzınızdan kelime kelime nasıl saçıldığına hayret edeceksiniz.

  2. Kendinizi zorlayın. Hiçbir şey söyleyemeyecek durumda olduğunuzu / tıkandığınızı düşünseniz bile konuşmaya çalışın. Konuştuğunuz ilk cümleden sonra düşünceleriniz serbest kalacak, zihninizin içinde saklı pandora kutusu'nun nasıl açıldığına şaşıracaksınız.

  3. Bir blog yazmaya başlayın. Düşüncelerinizi yazıya dökmekte hızlandığınız oranda, onları kelimelere dökmekte de yetenek kazandığınızı; kendinizi ifade etme yeteneğinizi geliştiğini fark edeceksiniz.
    (Kendimden örnek verirsem: Bu blog'a başladığımda bir yazıyı en az beş altı saatte yazabiliyordum. Şimdi ise aynı içerik yoğunluğundaki bir yazıyı yarım saat ile iki saat arasında yazabiliyorum. Ve bunu düşünme / paralel kavramlar ve uç noktlara arasında ilişki kurabilme becerimin yazmakla (ve okumakla) gelişmesine bağlıyorum)

  4. Eğer gerçekten iletişim becerilerinizde eksiklik olduğuna inanıyorsanız bu konunun üzerine gidin. İletişim ve kişisel gelişim üzerine tonla kitap var. Ayrıca bu konuda profesyonel destek veren onlarca firma bulunuyor. Gerçekten gerekli olduğuna inanıyorsanız profesyonel bir desteğe başvurmaktan çekinmeyin.

  5. (Bunu söylememem lazım ama) Bazen hazırcevap olmak da o kadar iyi değildir. Bazı durumlarda düşüncelerinizin derinleşmesine izin vermek, kendinize zaman tanımak uzun vadede çok daha olumlu sonuçlar almanıza neden olabilir. Hazırcevaplığın düşüncelerinizi köreltmesine izin vermeyin.

    Evet, bir iş toplantısında ya da bir parti ortamında hazırcevap (fırlama da diyorlar böylelerine...Başka terimler de kullanılıyor ama bu site kapsamında kullanmak istemem :) ) olmak pek çok açıdan avantajlı olabilir.

    Ancak kendi kendinize bir proje üzerinde çalışırken konuya yoğunlaşmanız gerektiği yerde zaman kazanmak adına hızlı ve kestirme yollara sapmanız ölümcül olabilir.

Tüm buları iki cümle ile özetlemek gerekirse:
  • Yöneticiler; Acar'ların yanısıra Selim'leri de dinlemeye ve anlamaya özen gösterin.

  • Girişimciler; gerektiği zaman Acar, gerektiği zaman Selim olmayı bilin.

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Perşembe, Haziran 01, 2006

Gün 39 - Evden çalışmak #

Kendi işinizi başlattığınızda yaşayacağınız çelişkilerden bir de,

"Evden mi çalışsam, tek kişi olsam bile bir ofisim olması daha mı iyidir?"

olacaktır.

Şu an işlerimin tamamını evde geliştiriyorum (bir ofisim de var, ancak pek uğramıyorum -- girersem konuyu feci halde dağıtabileceğim karışık bir ayrıntı -- Ancak özet olarak şunu diyebilirim: İstediğim an yarı ev-yarı ofis şeklinde, haftanın bir iki gününü ofiste geçireceğim bir formasyona geçebilirim -- ileride böyle birşey denersem burada paylaşırım).

Ne diyordum, projelerimi evde üretiyorum. Evdeki iş hayatım konusunda deneyimlerimi paylaşmak iyi olur diye düşündüm:

Öncelikle eğer bilişim sektöründe çalışıyorsanız, mekândan bağımsız istediğiniz yerde çalışabilirsiniz. Laptop'unuzu alıp yaylaya çıkabilirsiniz mesela. Ya da otobüs yolculuğunuz sırasında laptop'unuzdaki yarım kalmış bir tasarımı tamamlayabilirsiniz (cep telefonunu kapattırıyorlar ama laptopa izin veriyorlar genellikle :) )

Evden çalışmanın avantajları:
  1. Kendi çalışma saatlerinizi kendiniz belirlersiniz

  2. Tasarruf edersiniz (ofis kiraları kaç para haberiniz var mı?)

  3. Zaman kazanırsınız (
    Öncelikle rahat bir ortamda, nasıl istiyorsanız öyle çalıştığınız için zaman kazanırsınız.
    Üzerinizde pijamalarınız, blues dinleyip, kahvenizi yudumlayıp, kod yazıyorsunuz; bundan daha zevkli bir çalışma ortamı önerebilir misiniz? -- 45 dakika rahatlık bonusu
    Bunun yanısıra ulaşım derdiniz olmayacağı için -- en az 2 saat kazanç
    Kıyafetlerinizi ütülemek, tıraş olmak vb. dertleriniz yok + öğle yemeğiniz için kuyrukta beklemenize gerek yok: 15 dakika
    )
    Toplam üç saat kârdasınız. Günde 5 saat çalıştığınızı varsayarsak -- ki kendi işini geliştiren hiçkimse günde 8 saat çalışamaz, kendinizi kandırmayın -- bu verimliliğinizin %50'den fazla artması anlamına geliyor. Müthiş!

  4. Üretkenlik
    Yukarıdaki maddelerden dolayı eğer kendi kendinizi kontrol edebilirseniz, üretkenliğinizin ciddi oranda arttığını fark edeceksiniz. Burada önemli olan kendinizi kontrol edebilmeniz tabii ki. Yani tabiri caizse rahata alışıp "yaymamanız".
Tabii ki evden çalışmanın da kendine göre dezavantajları var:

  1. Yalnızlık
    Canlı ve hareketli bir ofis ortamına alışmışsanız, birkaç hafta adaptasyonda güçlük çekebilirsiniz.
    Gerçi kendi ofisiniz olsa ve kendi işinizi tek kişilik ofisinizde yapıyor olsanız da yalnızlık çekiyor olacaksınız ama bunu o kadar yoğun hissetmeyeceksiniz. En azından gelip giden komşularınız (bir işhanı olduğunu varsayıyorum), hiç değilse gelip giden bir çaycınız olacak :)

  2. Ev hayatı / iş hayatı arasındaki sınırın bulanıklaşması
    Ne zaman işe başlıyorsunuz, ne zaman işi bırakıyorsunuz, mesainiz kaç saat... gibi kavramlar giderek bulanıklaşmaya başlar.

    Eğer kendinizi ve zamanlamanızı iyi organize edeceğinizden şüpheliyseniz bir süre kendi kendinizi şartlandırmayı, sanal bir ofis ortamı yaratmayı deneyebilirsiniz.

    Örneğin sabah ofisinize gidiyormuş gibi giyinip işinizin başına oturun. Akşam da ev kıyafetlerinizi giyerek televizyonun karşısına geçin.

    Evet, kumaş pantolon/gömlek ile evinizde çalışma odanızda çalışmak biraz "salakça" görünebilir ama sizi organize etmek için oldukça yararlı bir motivasyon aracı olacaktır.

  3. Dikkatinizi dağıtacak etkenler
    Televizyonun sesi; evde birileri varsa onların konuşmaları/koşuşturmaları, "nasıl olsa daha özgür" olduğunuzu düşünüp çat pat gelen arkadaşlar (ki bunlar ayrı bir yazının konusu olabilir), yan apartmanda bağıra bağıra arabesk dinleyen sevgilisinden yeni ayrılmış bayan (cidden var öyle biri -- karşı atak olarak sonuna kadar death metal açıyorum ben de ve sonra sesi kesiliyor-- son bir iki gündür sesi çıkmıyor, ya dünyadaki tek insanın kendisi olmadığını fark etti, ya da sevgilisiyle barıştı :) ), ... liste genişletilebilir

Artılarıyla, eksileriyle evden çalışmak böyle işte. :) Bu blogun takipçisi evden iş geliştiren aile sahipleri (babalar özellikle) varsa, onların yorumlarını duymaktan mutluluk duyarım.

... yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Gün 33 - Emin misiniz? Son kararınız mı? #

Full-time işinizden, insanların sizi yönetmesinden gına geldi, kendinize yeterince güvendiğinize inanıyorsunuz ve kendi işinizi kurmayı; kendi kendinizin patronu olmayı mı planlıyorsunuz?

Tabii ki eğer inanıyorsanız, kendinizi yeterince yetkin görüyorsanız başlamamanız için hiçbir neden yok.

Yine de bu U dönüşünü yapmadan önce birkaç yanlış anlaşılmayı yeniden netleştirmek gerekebilir:

1. Artık aileme, arkadaşlarıma, yakın çevreme daha fazla zaman ayırabileceğim

Yanlış!

Ailenizle daha fazla zaman geçirmeyeceksiniz, aksine işiniz ve projeleriniz daha fazla zamanınızı alacak.

Eğer projenizin yarın bitmesi gerekiyorsa müşteriniz için bugünün kız arkadaşınızın doğum günü ya da evlilik yıldönümünüz olduğunun hiç mi hiç önemi olmayacaktır. Projenin yarın bitmesi isteniyorsa akşam için planladığınız romantik yemeği ertelemeniz ve gecenin bir yarısına kadar çalışmanız gerekecektir.

2. Artık öyle saatlerce çalışmak, mesaiye kalmak zorunda değilim

Düşünün. projenizin gecikmesinin suçunu üzerine atacağınız bir patronunuz var mı? Yok! Gecikmenin sebebi olarak göstereceğiniz bir iş arkadaşınız var mı? O da yok!

O zaman düşündüğünüzün aksine işleri zamanında yetiştirmek için çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaksınız.

Kendimden örnek verirsem:
  • Güne sabah saat sekizde başlıyorum.
  • Öğlene kadar araştırma trend takibi ve blog yazımıyla geçiyor vaktim.
  • Öğleden sonra üzerinde çalıştığım projelere yoğunlaşıyorum.
  • Mesaimin bitimi geceyarısı biri ya da ikiyi buluyor.
sizce buna "daha az çalışmak" denebilir mi?

3. Müşterilerim ve projelerim olduğu sürece düzenli bir nakit akışım da olacak

Yanlış!

Müşterilerinizden para istemek için projenin bitimini beklemek zorundasınız (benim genel çalışma prensibim: proje bedelinin 1/3 'ü projeye başlamadan avans olarak; kalanı ise proje tesliminde ödenecek şekilde)

Özellikle uzun dönemli bir proje aldıysanız üzerinize birkaç ay (proje teslimine kadar) kasanıza para girişi olmayacak demektir. Yani birlikte çalışacak müşterileri bulsanız bile sizi en az birkaç ay idare edecek nakit rezervini de biryerlerde hazır tutmanız gerekli.

Şöyle basit bir hesap yapabilirsiniz:
  • Bir ay için "sadece yaşayabilmek" adına size ne kadar para gerekiyor hesaplayın (faturalar, ev kirası, ulaşım masrafları, yemek-içmek)
  • Bu değeri üçle çarpın.
  • Elinizde herhangi bir t zamanında en az bu kadar nakitin (ya da eşdeğer miktarda fon/bono vs şeklinde maddi varlığın) bulunduğundan emin olun.
Bu da bizi şu sonuca sürükler: Maaşınızın en az üç katını biriktirmeden, kendi işinizi başlatmayın.

4. Nasıl olsa kendi işimi yapıyorum; bana sıkıcı gelen işleri yapmam, sevdiğim şeylere odaklanabilirim

Tamamen olmasa da, yanlış! Belki girişimcilik denizine doğru bir zamanda atladınız ve başlangıçta birkaç eğlenceli projeniz olacak

Ancak;
  1. Tüm eğlenceli projelerin sıkıcı kısımları bulunur. Ve asıl para kazandıran bölümler genelde bu sıkıcı kısımlardır.
  2. Elinizdeki eğlenceli projeler tükenebilir. Niye mi:

    1. Eğlenceli projeler genelde yaratıcı projelerdir.
    2. Yaratıcı projelerin risk faktörü yüksektir.
    3. İnsanların çoğu riskten kaçınır.
    4. İnsanlar risk almak yerine az ama güvenli nakit akışını tercih ederler (madde 3'ün sonucu).
    5. Az ama düzenli nakit akışı veren projeler o kadar da eğlenceli değildir.(madde 1 ve 4)
    6. Yaratıcı projeler birden ortaya çıkmaz. Üzerinde ciddi bir emek ve zaman harcamak gerekir.
    7. İnsanlar yaratıcı projeler üzerinde düşünmeyi gereksiz zaman kaybı olarak görürler (madde 4 ve 6).
QED
(
latince: quod erat demonstrandum;
türkçe: gösterilmek istenen de buydu;
türkçe(bilimsel): ispatın sonu;
türkçe(argo): aha bu da kapak olsun!
).

...

Kısacası öyle ya da böyle elinizdeki eğlenceli projeler tükenecektir. Yani bir süre sevdiğiniz birşeyler yapacak, sonra uzun bir süre o kadar da sevmediğiniz işlerle uğraşacak, sonra tekrar sevdiğiniz bir işe başlayacaksınız... Ve bu böyle gidecek. Buna hazırlıklı olun.

...

Kendi kendinizin patronu olmak bir zihin durumudur (state-of-mind). Bu işe girişmeden önce nasıl bir insan olduğunuzu; bu işe uygun olup olmadığınızı çok iyi değerlendirmeniz gerekir.

Eğer güvenli ve rahat ortamlardan hoşlanan bir insansanız, girişimcilik pek de size göre değil demektir.

Eğer
  • Dışadönükseniz,
  • inatçı iseniz,
  • yeteneğiniz varsa,
  • kendinize güveniyorsanız,
  • kendinize iyi bir sosyal ağ örmüş iseniz
muhtemelen başarılı olacaksınız demektir.

Yine de başlangıç kararını almadan önce yukarıda sıralanmış yanlış anlaşılmaları aklınızda bulundurun.

Burada deniz çok dalgalı ve başlangıçta elinizde basit bir sandal var. Sandalınızı büyütüp, geliştirip koca bir tekneye dönüştürmek de sizin elinizde; dikkatli davranmayarak onu alabora etmek de sizin elinizde.

Umarım bazı yanlış anlaşılmaları aydınlatabilmişimdir.

Tekrar sorayım: Emin misiniz? Son kararınız mı?

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Mayıs 17, 2006

Gün 32 - Düşünüyorum, o halde kazanıyorum #

Arkadaşlarım hâlâ bana soruyorlar:
"Rahatlıkla her ay xxxx YTL paranın cebinde olduğuna emin olduğun bir iş bulabilecekken, niye kendini riske atıyorsun?"
Ben de onlara bu bloga bir göz atmalarını öneriyorum :)
Uzaktan çoğu insana delilik gibi göründüğü için (olmadığını kim söylemiş) kendi işinizi başlatmak, kendi girişiminizin sahibi olmanın neden bu kadar çekici olduğunu biraz daha açmak yararlı olabilir:

4. Sıkılıyorsanız, yanlış işi yapıyorsunuz demektir


Ya da eğer sevdiğiniz işi yapıyorsanız, iş yapmıyorsunuz demektir.

Belki yeni serüveninizde yorulacaksınız. Ama kesinlikle eğleneceksiniz. Zaten eğer kendi işinizi yaparken eğlenmiyorsanız yanlış işi yapıyorsunuzdur.

Yeni fırsatlarla karşılaşacak, ve bu fırsatları yakalamak için her gün yeni birşeyler öğrenecek, daima ileriye bakacaksınız. Bundan daha güzel, daha eğlenceli ne olabilir?

Daha fazla macera ve heyecanı bulacağınız fazla yer yok. Bu macera ve heyacanın karşılığını daha iyi alacağınız bir yer de yok: Kimse Afrika'da kaplanlarla safari yaptığınız için "aferin evlat" deyip onbin dolarlık bir çek vermez. Ancak eğer gerçekten orijinal şeyler üretiyorsanız bu onbin dolardan çok daha fazlasını birkaç ay, hatta bazen birkaç saat içerisinde kazanabilirsiniz.

Herşey finansal getiri için mi, tabii ki değil, ama o kısmı başka bir yazının konusu.

Tabi eğer sizin için macera ve risk masa başında oturup patrondan gizli gizli solitaire, mayın tarlası vb. oynamaksa, emin olun bu blog size hiç mi hiç anlamlı gelmeyecektir.

3. Simcity oynamaktan çok daha eğlenceli

Bilgisayar oyunu sevenler civilization, simcity, age of empires, monopoly, capitalism plus türevi oyunları bilirler. Herşeye sıfırdan başlarsınız ve oyunun sonunda inanılmaz noktalara gelirsiniz.

İşte kendi girişiminizi başlatmak bu yaklaşımı alıp, gerçek hayatta kullanmak için bir fırsat sunuyor insana.

Kullandığınız kavramların birebir aynısını gerçek hayatta da uygulayabildikten sonra niye sanal bir firma kurasınız ki?

Evet, hayatı oyun olarak görmek biraz delice olabilir ama çoook eğlenceli.

Bir de diğer tarafına bakın: Hayatı insanın "çaresiz oyuncu" olduğu bir tiyatro sahnesi olarak görmek daha mı iyi?

İnsanı ümitleri, istekleri ve hedefleri ayakta tutar. Bunları kaybetmeyiniz.

2. Düşünüyorum, o halde kazanıyorum

Kendi işinizi ayakta tutmak zor olabilir. Yine gerçekçi olacağım ve çoğu pazarlama kitabında yazan "... ama ödülünüz çok büyük olacaktır" laf salatasını yapmayacağım.

Kendi işinizi ayakta tutmanız size ancak şöyle böyle bir hayat standardı sunar. İşin ödül kısmı ise zekânızı kullanmaktan geçer:

  • Akıllıca hareket eder
  • Kaliteli fikirler üretir
  • Bu fikirleri işleyecek iş gücünü sağlar (ya outsource eder, ya da kendiniz bizzat işin içinde olur)
  • Ve bunları yaratıcılığınızla birleştirirseniz
işte o zaman ödülünüz büyük olur.

Tam tersini alalım: Hiç işe yaramayan bir fikir ürettiniz. O zaman hiçbirşey kazanmazsınız.

Eğer kendi işiniz olmasaydı, yani bir yerlerde 8-5 maaşlı çalışıyor olsaydınız ürettiğiniz kötü fikirlerin cezasını bu kadar acımasız çekmeyecektiniz. Ancak ürettiğiniz güzel fikirlerden de (müdürünüzün ağzından zorla çıkan bir "aferin"den başka) hiçbir şey kazanmayacaktınız.

Bir de işin olumlu tarafına bakın: İstediğiniz kadar fikir üretmekte özgürsünüz. Ürettiğiniz tüm fikirler kötü olacak diye bir şart yok ya. Hem niye düşer insan? Tekrar ayağa kalkmayı öğrenebilmek için.

1. İş güvenliğine yeni bir bakış

Full time işinizden atılma, yerinize başka birinin alınması gibi kaygılar yaşayanların sayısı hiç de az değil.

Bilin bakalım kendi işinizden sizi kim çıkartabilir? Evet kendiniz! Yani başarınızın ya da başarısızlığınızın tek sorumlusu sizsiniz. Niye geleceğinizi, işe devam etme/etmeme kararınızı, "acaba terfi alır mıyım?" beklentilerinizi hayatında birinci önceliği siz olmayan bir yöneticinin elinde tutasınız?

Kendi işinizi yapıyorsanız, birinci öncelikte siz olacağınız için kendiniz için en iyi kararı da siz alacaksınız. Kendi girişiminizi başlatmanız, geleceğinizi ve hedeflerinizi birinci dereceden sorumlu birinin (sizin) kontrolüne verir.

Şans faktörünü unutun. Evet şans diye bir şey var. Zaten strateji kavramı da bunun için var. Olumlu olayları lehinize yönlendirecek ve olumsuzluklardan gelecek zararı en aza indirgeyecek bir stratejiniz olsun ve bildiğiniz yolda ilerleyin.

... yarın görüşmek üzere;

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mayıs 12, 2006

Gün 28 - Treni kaçırmamak için birkaç öneri #

Bugün işinizi ve iş yönetim becerilerinizi geliştirmeniz, çağın gerisinde kalmamanız için birkaç öneride bulunmaya çalışacağım.

1. Bir blog başlatın

Blog yazmanın bir avantajı sizi araştırmaya yöneltmesi:

Blog yazıyorsanız, tabii ki blogunuzun okunmasını, ilgi çekmesini istersiniz. Bunu da farklı, alternatifi olmayan özgün bir içerik ortaya koyarak yapabilirsiniz.

Eğer şair değilseniz emin olun özgün içerik "ilham perileri" tarafından size gönderilmez. İçerik oluşturmak için araştırma yapmanız gerekir.
(
Araştırmaktan kastım öyle iki tane sayfa okuyup da "hah tamam, kaptım bu işi" demek değil kesinlikle.

RSS sağolsun bilgi ayağınıza kadar geldiği için bu bilgiye erişmek artık çok çok kolay:
örneğin sırf bugün 1256 adet iş yönetimi / pazarlama / kültürel ilişkiler vb. konulu siteye göz atmışım.

Niye mi?
  • Birincisi kendi işimi yöneten "tek kişilik bir şirket" olarak yazılım uzmanlığından zaman zaman sıyrılmam ve "masanın arka tarafına" geçmem gerekiyor. Bunun yolu da kendimi geliştirmekten geçiyor.
  • İkinci olarak bu blogun okuyucularının kaliteli ve değerli insanlar olduğuna inanıyorum ve sizlerin kalitesine layık içerik sunmak için çabalıyorum.
)

Dağıttım yine.

Ne diyordum: bir blog başlatın.

Blogunuzun olmasının bir diğer avantajı da dünyanın geri kalan kısmının sizi / yaptığınız işleri / karakterinizi tanıması olacaktır. İnsanlar tarafından ne kadar iyi tanınırsanız, iş hayatınız da o kadar yolunda gider. Unutmayın, iş hayatının vazgeçilmez ilkesi sizi daha ilerilere taşıyabilecek, değerli sosyal ağlar oluşturmaktır.

Değer döngüsel (recursive) bir kavramdır. Yani insanlar size ne kadar değer verirse; sizin değerli insanlarla iş ilişkisi kurma imkanınız o kadar artar. Değerli insanlarla başarılı iş ilişkileriniz sonucunda oluşturduğunuz portföy ve referans da insanların size verdiği değerin artmasını sağlar.

Blog hakkında ne kadar yazsam önemini anlatamam.

Belki de sırf blog yazmaktan her ay dolar bazında beş sıfırlı rakamlar kazananlar olduğunu bilmek ilginizi çekebilir.

Sokaktan birisi çıkıp size
"Her gün, ya da en azından gün aşırı, özgün konular yazacaksın, hedef kitlenle sürekli iletişim içerisinde olacaksın. Bir sene bu işe devam edersen oturduğun yerden 10000+ USD kazanma ihtimalin var."
dese
"Yok abi, bu işler bana göre değil."

mi dersiniz ?

2. Size yardım edecek birileri olsun

Birinci adım, problemin var olduğuna ve yardıma ihtiyacınız olduğunu kabul etmektir. Bazı işlerde iyi, bazı işlerde ise felaket olabilirsiniz. Örneğin belki çok iyi bir arka plan (backoffice) yazılım geliştiricisisiniz, ancak kullanıcı arayüzü tasarımında ve görsel yaratıcılıkta tam bir faciasınız. O zaman görsel tasarım işini bu işi iyi yapan birine outsource etmeniz gerekir.

Eğer muhasebeci değilseniz, defter hesaplarınızı bir muhasebeciye yaptırmanız ve karşılığında muhasebecinize kendi hizmetlerinizden bir kısmını sunmanız (barter) zamanı ve kaynakları verimli kullanmanız demektir.

Herşeyi kendi başınıza başaramazsınız, önünde sonunda yardıma ihtiyacınız olur. Bu yardım bugün muhasebecinizden, yarın en değerli dostunuzdan gelecektir.

Yardıma açık olun. Donkişotluk yapmayın :)

3. Birdenbire büyümeyin, olabildiğince küçük kalın

Küçük bir işi idare etmek daha kolaydır. Küçük bir işiniz varsa (SMB: small to medium business) yaptığınız işte ve aldığınız kararlarda hızlı ve esnek olabilirsiniz. Büyüdükçe ve kurumsallaştıkça bu esnekliği kaybedersiniz.

Tabii ki belirli bir nokta gelecek ve girişiminizi büyütmeniz gerekecektir. Ancak bu büyüme nedensiz olmamalıdır:

Bebek adımlarıyla ilerleyin. Emin olmadan büyümeyin.

4. Fiyat rekabetine girmeyin

Şöyle açayım:

Finans yönetimi açısından bakarsak, fiyat rekabetinde başarılı olmanız için ürün ya da hizmetinizin değişken masrafını (variable cost) dağıtmanız gerekir. İşin rakamsal detaylarına girmeden örneklemeye çalışacağım:

Diyelim ayda yüz televizyon üreten küçük bir fabrikasınız. Her ay milyonlarca televizyon üretme kapasitesine sahip Vestel ile fiyat rekabetine girebilir misiniz?

Vestel ölçek ekonomisinden yararlanarak sizin başabaş noktanızın çok altında bile kâr elde edecektir. (çinin yaptığı da bu değil midir?)

Biraz uç bir örnek oldu belki. Söylemek istediğim; fiyat rekabetinde sizden daha düşük fiyatla girecek, ölçek ekonomisi bakımından sizden daha avantajlı bir sektör büyüğü olacaktır mutlaka.

Ya da ne kadar iyi karate bilirseniz bilin sizden daha iyisi çıkacaktır.

Fiyatınızla değil farklılığınızla ve kalitenizle ön plana çıkın. Ucuzlaşmayın. Markalaşın.

5. Sevdiğiniz işi yapın

İnsanoğlu ilgi duyduğu, severek yaptığı bir iş; bir ideal, bir prensip olduğu zaman kendi sınırlarını kat kat aşan bir varlık. Düşününce gerçekten de çok garip.

Kendimden örnek vereceğim:
Full-time işimi bırakalı bir ay oldu. Şu an sevdiğim işi yapıyorum (en azından çoğu zaman :) ) Ve bazen kalbimin daha hızlı attığını, kanımın damarlarımdan daha bir deli deli aktığını hissediyorum.

Sevdiğiniz işi yapıyorsanız, iş yapmıyorsunuz demektir.

Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Mayıs 09, 2006

Gün 26 - Web uygulamam para kazanacak mı? #

Bu yazım daha ziyade web üzerinde uygulama geliştiricilere yönelik; ancak web tabanlı bir işin yönetimine yeni yeni başlamış; masanın pazarlama/iş yönetimi tarafına daha yakın kimseler de kendileri için birşeyler bulabilirler.

Diyelim ki bir web servisi üretmeyi planlıyorsunuz. Ve yine diyelim, çağı yakalamak adına siz de web2.0 trenine katılmak, flickr, meebo, google calendar, basecamp, rallypoint vb. gibi insanların "vay bee!" diyeceği bir uygulama geliştirmek istiyorsunuz.

Eğer ısınmak için sobanızda dolar yakma lüksüne sahipseniz, ya da zevk için kod yazan bir yazılımcı iseniz (ben "gece yazılımcısı" diyeceğim.. daha uygun bir terim varsa önerilere açığım) sorun değil.
Ancak normal şartlar altında web uygulamanız için bir gelir modeli geliştirmeniz gerekli.

Bunu materyalizm olarak görmeyin. Gerçekçi olmalı ve web uygulamanızın nasıl para getireceğini detaylı olarak planlamalısınız.

Biraz daha açıklığa kavuşturmak gerekirse; eğer "eğlence olsun" diye birşeyler yapıyorsanız sorun yok. (ileride eğlence olarak yaptığınız şey google'ın ilgisini çeker de birkaç milyon dolara satın bile alınabilir -- onlarca örnek var ortalıkta)
Ancak, eğer projenize ciddi bir zaman ve emek harcamayı düşünüyorsanız, finansal bir planınız da olmalı.

Gerçekçi olmaya devam edelim.

1. İzleyici kitlenizin en fazla yüzde ikisi ücretli üye olacaktır

Aslında yurt dışında "conversion ratio" olarak bilinen bu oran yüzde üç / yüzde dört civarında. Ancak Türkiye için yüzde üç bile çok iyimser bir oran olabilir. Biz garanti olsun diye yüzde iki diyelim.

Yani iyi bir web uygulaması için; her yüz üyeden yanlızca ikisi para ödemeyi kabul edecektir.

Basit bir hesap yaparsak; diyelim insanların hayatını inanılmaz kolaylaştıracak web uygulamanızın aylık altın üyelik ücreti 10YTL. Eğer 1000 üyeniz varsa ayda 200YTL 'den fazlasını beklemeyin.

Bu da şu anlama gelir; tipik bir web servisinin gelir getirmeye başlaması için en az 20-30 bin aktif üyesinin bulunması gerekir.

Hadi senaryoyu biraz daha iyimserleştirelim: Servisinizin yan gelirleri de olsun (reklam / sponsorluk vs). Yine de en az on-onbeş bin üye elde etmeniz gerekli.

Bu noktada iki soru:

  1. Servisinizin bu kadar üyeyi toplayacak kadar ilgi çekici olduğuna inanıyor musunuz?
  2. Bu kadar üyenin oluşturacağı yüklenmeye (server-load, db bottleneck) dayanabilecek sağlam (robust) bir sistem tasarladınız mı. Kısacası uygulamanız ölçeklenebilir mi (scale-up)?
Bu soruların ikisine de cevabınız evet ise yolunuzda devam edin.
Birinden birine "belki, ama, fakat, ancak, lakin" li cevaplar veriyorsanız konu üzerinde biraz daha kafa yormalısınız demektir.

2. Nakit akışınızı önemseyin

Nakit akışı tablosu, en basit tanımıyla ileriki dönemlerdeki olası gelirinizden, yine ileriki dönemlerdeki olası harcamalarınızın çıkarılması ve bunların dönem dönem listelenmesi demektir.

Dünyanın en önemli buluşu değil (ing: it's not rocket science). Ancak önünüzü görebilmeniz için gerekli bir adım.

O kadar karmaşık uygulamalara da ihtiyacınız yok. Herşeyi basit bir excel dosyası ile bile halledebilirsiniz.

Söylemişimdir finansal işlerim için acemoney 'i kullanıyorum ben. Daha önceki organize işler iletimde işinize yarayabilecek başka araç ve sitelerden de bahsetmiştim.

3. Riski minimize edin

Demesi kolay, yapması zor :)

Riski minimize etmenin en kolay yolu, yeni web uygulamanızı bir ek iş olarak yürütmeniz.
Yani şu ana kadar neyden para kazanıyorsanız (freelance / full-time iş / kontrat bazlı çalışma vb.) o işi yapmaya devam edin. Ancak bir yandan kendinize ayırdığınız zamanlarda web projenizi geliştirin.

Kısacası kendi kendinizin müşterisi, kendi kendinizin patronu olun.

Bu şekilde, ne zaman isterseniz o zaman size para getiren asıl işinizi bırakıp projenize tam anlamıyla yönelebilirsiniz. Arada da bir miktar sizi idare edecek fon biriktirmiş olursunuz.

Zor bir iş. Motivasyon, organizasyon ve disiplin gerektiriyor. Ancak öyle ya da böyle faydasını göreceğinizden eminim.

4. Kredi kartı testi

Bu da basit ama önemli bir test.

Kullanıcılarınız (ya da müstakbel kullanıcılarınız) servisinize ücretli üye olmak için kredi kartı numaralarını bir forma girecekler mi?

  1. Kullanıcılarınızda kredi kartı bilgilerini verecek kadar güven oluşturuyor musunuz? Unutmayın kredi kartı bilgisi, ad-soyad-email bilgisinden daha hassas bir bilgidir. Kullanıcılarınız bu konuda daha fazla ince eleyip sık dokuyacaklardır.
  2. Kullanıcılarınız kredi kartı ile hizmetinizi satın almak istiyor mu? Hizmetinize gerçekten değer veriyorlar mı?
  3. Siz kullanıcılarınızın yerinde olsanız kredi kartınız ile hizmetinizi satın alır mıydınız? Size bu süreçte engel olan ne gibi bariyerler var (psikolojik, fonksiyonel, teknik)? Bu engelleri kaldırmak için neler yapabilirsiniz?

5. Araştırma

Aaah aah (derin iç çekiş). Bizim en eksik olduğumuz konu:

  • Rakiplerinizi tanıyor musunuz?
  • Sizin hizmetinize benzer hangi hizmetler var ortalıkta?
  • Sizin diğerlerinden farkınız ne ki (örn: hız, kullanım kolaylığı, rakip servislerde olmayan ve kullanıcıların gerçekten işine yarayacak bir özellik, teknik destek vb.) kullanıcılar sizin hizmetinizi diğer alternatiflere tercih etsin?

Sitenizi açtığınız zaman google'ın ya da yahoo'nun bu işi zaten "hayrına" ücretsiz olarak yaptıklarını öğrenmek mide spazmı geçirmenize neden olabilir. Aman ha!

Yarın görüşmek üzere...

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Nisan 26, 2006

Gün 20 - Ödevimi yaptım, daha ne yapayım! #

Diyelim ki;
  • posta kutunuzda hiç e-postanız kalmadı, hepsini cevapladınız.
  • yapılacaklar listenizdeki tüm işleri bitirdiniz.
  • üzerinde uğraştığınız proje bitti ve karşılığında gereken ödeme de size yapıldı.
Yani, yapılası tüm işlerinizi en iyi şekilde (altını çiziyorum: olabilecek en iyi şekilde) yaptınız.

"E, yapacak iş kalmadığına göre dinlenebilirim artık. Nerede şu televizyonun kumandası?"

mı diyorsunuz?

Yani ödevlerinizi yaptınız. Hem de en iyi şekilde. Ve göreviniz bitti mi?

Bu düşünce yapısını, yani bize verilen ödevi yapmak amacıyla çalışmamız gerektiğini, ilkokuldan beri kafamıza kazıdıkları için belki pek çoğunuza normal geliyor olabilir bu davranış biçimi.

Hatta

"Tabii ki, bundan doğal ne olabilir ki. İşini gücünü bitirmiş eleman. Dinlensin biraz."

de diyebilirsiniz.

Sorun dinlenmekte ya da dinlenmemekte değil:

Sorun fabrika gibi çalışmaya alışmış zihin yapımızda:

iş varsa yaparız, iş yoksa bakarız kesinlikle kaçınılması gerekilen bir düşünce tarzı.

Aslında bu yaparız/bakarız noktası girişimci bakış açısı ile çalışan bakış açısı arasındaki çizgiyi net bir şekilde çekiyor.

Eğer girişimci iseniz işleriniz bitince (ki bitmeyeceğine bire on bahse girerim) yapmanız gereken:

"Peki şimdi sırada ne var?" sorusunu sormak olmalı.

"Sırada ne var?, bundan bir sonraki aşama nedir? başka neler yapabilirim? "

Amaç mail kutunuzu boşaltmak değil; yönlendirici, geleceğinizi çizen sorular sormak ve ileriye dönük projeksiyonlarda bulunmaktır.

Zor olan ise doğru soruyu sormaktır. Soruyu sorduktan sonra gerisi gelir.

Bu uzakgörüyü edinmek, hem olası fırsatları kaçırmamanız için, hem de kendinizi geliştirmek; zamana ayak uydurabilmek için mutlaka gerekli.

Unutmayın, sınırlarınızı zorlamazsanız, sizi sınırlayan barajı kırmazsanız kendinizi de aşamazsınız.

Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Nisan 24, 2006

Gün 19 - tekerleği değil, kendinizi yeniden keşfedin #

Ne demek mi bu şimdi?

On üzerinden on puan verebileceğiniz kaliteli bir müşteriyi nasıl tanımlarsınız?
  • Üzerine düşen yükümlülükleri yapan, projeyi size en ince detayına kadar açıklayan,
  • Sorduğunuz sorulara açık bir şekilde cevap veren, sizinle fikir alışverişinde bulunan,
  • Emeğinizin karşılığını fazlasıyla veren,
  • Ödemeler konusunda dakik (hatta bazen erken bile davranabilen),
  • İnatçı olmayan, uzmanlığınıza güvenen, sizden gelecek önerileri anlayışla karşılayan,
  • Size güvenen,
  • Takdir etmesini bilen, dünyanın öbür ucunda bile olsa teşekkür için bir kartpostal gönderme nezaketinde bulunan (bir ara taa İngiltere'den çiçek yollamışlardı, acaip duygulanıyor insan)
Eminim ki listeyi daha da uzatabilirsiniz.

Böyle müşteriler var mı? Tabii ki var.

Peki sizi bulmalarını nasıl sağlayabilirsiniz. Basit: Siz de onlardan on puan alacak kaliteye erişmelisiniz.

Hemen hemen her sektörde benzerdir; ama özellikle "bilişim" sektöründe "on üzerinden on puan" alabilecek (gerek teknik gerekse iş yönetimi anlamında) bir girişimci olmak istiyorsanız bazen kendinizi yeniden keşfetmeniz gerekir.

Hatta "bazen" kısmını da atıyorum:

Eğer --özellikle bilişim sektöründe-- on üzerinden on puan alan bir girişimci olmak ve böylelikle yukarıdaki baldan tatlı on numara müşterilerle iş yapmak istiyorsanız kendinizi yeniden keşfetmelisiniz.

Böylelikle ortaya farklı birşeyler çıkarabilir, sıkıcı "ben de ben de" firmalarından biri (me too companies) olmaktan kurtulursunuz.

Kendinizi nasıl mı keşfedeceksiniz?

1. Öncelikle sizi önceden keşfedenlerden yararlanın:


Eski müşterilerinizden, işyerlerinizden, yaptığınız işin kalitesi, disiplininiz, olaylara farklı açılardan bakarak sıradışı çözümler üretebildiğiniz (bunları yapamıyorsanız zaten hiç girişmeyin bu işe) konusunda referans yazıları toplayın.

2. İlişkilerinizi koparmayın, çevrenizle bilgi ve görüş alışverişi içinde olun.

Kendi işini yapan bir kimse için bir "sosyal ağ" oluşturmak o denli önemli ki, bunu ne kadar vurgulasam az gelir. İş ilişkisi, projenin tesliminde sona ermez. İş ilişkisi, müşterinizle ömür boyu sürecek bir değer alışverişidir. Öyle olmalıdır.

3. Göz önünde olun. Birşeyler yazın, çizin. Ve bu yazdıklarınız çizdikleriniz boş şeyler olmasın.

Unutmayın ki başkalarının bizim hakkında algılarını belirleyen iki önemli şey, dilimiz ve görünüşümüzdür. Ve başkaları sizi kaç puanlık algılarsa, o kadar puanlıksınız demektir.

Yanlış anlaşılmasın; mış gibi yapıp da olduğunuzdan farklı görünerek başkalarını idare edin demiyorum. Sadece, daha önce farkında olmadığınız yönlerinizin inatla üzerine gidin.

(
örneğin; teknik bir insan olarak, pazarlama ve iş yönetimi üzerine bu kadar yazıp çizebileceğimi aklımdan geçiremezdim; her gün --olmasa bile gün aşırı-- yeni bir şeyler paylaşmaya çalışıyorum sizlerle burada. Ve site istatistiklerine bakılırsa pek de sıkıcı değilim :D
)

Unutmadan, paylaşımlarda sen/ben oranı 2 ya da 3 civarında olması etkili iletişimin yazılı olmayan kurallarından biridir. Yani siz bir konuşmanızda, bir yazınızda kullanığınız birinci şahıs (ben/biz) adedinin iki ya da üç katı kadar ikinci şahıstan (sen,siz) bahsetmelisiniz ki, konuşmanızın karşıdaki kitle için bir anlamı / değeri olabilsin. Aksi durumda, konuşmada kendinizi övmekten öteye gitmezsiniz ve en hafif tanımıyla "sıkıcı" olursunuz. Kimse sabahtan akşama kadar kendisinden bahseden birisi ile uzun süreli iletişimde olmak istemez.

Ne diyorduk, farkında olmadığınız yönlerinizin üzerine inatla yürüyün. Deneyim ve bilginizi, hedef kitlenizi anlamak; kendinizi bu kitleye anlatmak ve bu kitlenin sizi anlamasını sağlamak için harcayın.

Evet bunların hepsi zaman alacaktır. Ama yapılamayacak bir şey de değil sonuçta. Sadece ilk bebek adımını atmaya bakıyor herşey.

Görüşmek üzere;

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Mart 28, 2006

Gün 6 - İşinizi Geliştirin #

İş geliştirmek, oturduğunuz yerden çalışmaya benzemez. Sunduğunuz ürün ya da hizmetleri insanlara başarılı bir şekilde pazarlayabilmelisiniz.

"ne iş olsa yaparım" ("... will code for food") yaklaşımını bırakıp "ürün ve hizmetlerimle size değer katarım. Ürünlerim önemli bir ihtiyacınızı gidermenize yardımcı olur. İşin daha önemlisi, belki siz bu ihtiyacınızın varlığından bile haberdar değilsiniz" şeklinde bir iş felsefesi benimsemeniz gerekli.

Kimse diğerlerinin aynısı (me too) bir ürünü almak için pek fazla istek duymaz. Benzerlerinizden farklı olmalı, alternatiflerinizin yakalamadığı bir açığı yakalamalı ve bu açığı doldurmalısınız.

Bunları yapabilmek için ise en temel malzemeniz yaratıcılığınızdır.

yaratıcılık hiçbir zaman gökten zembille inmez. Aksine yaratıcılık daima ürün ve hizmetlerinize odaklanan sorular sorduğunuz uzun bir süreçtir. Eğer bir işi başarmak istiyorsanız, o işin kıyısından köşesinden tutmayı bırakıp, tamamiyle işinizle iç içe olmanız gerekli.

Tabii bunun için de öncelikle sunduğunuz ürün ve hizmeti net bir şekilde tanımlamalısınız.

  1. Ürün ya da hizmetinizi diğerlerinden farklı kılan beş özellik nedir mesela?
  2. Niye birisi sizin hizmetinizden yararlansın da, başka bir X firmasının hizmetini tercih etmesin?
  3. Sizde olup da başkalarında olmayan en önemli rekabet avantajınız nedir (unique competitive advantage, unique selling proposition)?

Bu sorulara net bir şekilde cevap verebiliyorsanız işiniz kolay. Eğer bunları cevaplamakta duraksıyorsanız, biraz durun ve bu sorular üzerinde yeterince zaman harcayın derim ben.

İş planı, ürün tanıtımı, teklif ve anlaşma metinlerini hazırlamaya ellerinizi sıvamadan önce bu üç sorunun cevabını net bir şekilde bilmeniz gerekli!

Bir diğer önemli faktör ise (özellikle bilişim/internet gibi hizmet sektörleri için) müşterilerinizle ömür boyu sürecek bir ilişki geliştirmeniz:

Biraz açalım: Diyelim ki yukarıdaki sıraladığım maddelerle ilgili yüzlerce kitap yaladınız yuttunuz. Bu yaratıcılık denen mefhumu öğrendiğiniz görüşündesiniz. Hatta öyle yaratıcısınız ki, insanların nelerden hoşlandığını, ürününüzün nerelerini beğendiğini buldunuz.

Öyle ki, sanki elinizde sihirli bir değnek var ve ürününüzü kime olsa pazarlıyorsunuz (yaz gününde mayonun yanında vizon kürk satmak gibi). Kimse hayır diyemiyor.

Unutmayın insanlar bir ürün veya hizmeti neden tercih ettiklerini söylemek konusunda büyük direnç gösterirler. Niye, çünkü eğer bunu bir kez yakalarsınız, insanların bu zayıf yanına arka arkaya odaklanarak önünde sonunda size karşı koyamayacak, ürün ve hizmetinizi satın alacak konuma getirirsiniz.

Bir an için kendinizi müşterinizin yerine koyun, zayıf olmak ister misiniz? Tabii ki hayır.

O nedenle satış odaklı düşünmeyi bırakın.

Ben,

"ne istesem satın alabilecek bir milyon müşteri bulabilirim"

felsefesini değil,

"uzun vadeli, ömür boyu ilişki kurabileceğim; benimle, ben onları kandırdığım; ihtiyaçları olmadığı halde bir ürün ya da hizmet sattığım için değil, gerçekten sunduğum hizmete ihtiyaç duydukları için benimle iş ilişkisi kuran yüz tane odaklanmış müşteri (targeted customers) bulabilirim"

felsefesini tercih ederim.

Neden, çünkü eğer yaz gününde kürk satarsanız sizin büyülü değneğiniz yardımıyla mayosunun yanına kürk satın alan kimse (belki yüzde yetmiş indirim yaptınız kim bilir), akşam evine dönüp de büyünün etkisi üzerinden geçince kendini tam anlamıyla salak gibi hissedecek ve değil sizle bir daha alışveriş yapmak, bir daha yakınınızdan geçmek istemeyecektir.

Yani ürününüzü/hizmetinizi sattınız ama ömür boyu sürecek güçlü bir iş ilişkisini kaybettiniz.

Böyle yüz tane iş yapıp da iş yapacak yüzbirinci kişiyi bulamamaktansa, on tane adam gibi iş ilişkisi kurup, müşterilerimle sürekli iletişim içinde olmayı, onların sorunlarına alternatif çözümler üretmeyi, onlara değer katmayı tercih ederim.

Şimdilik bu kadar, yarın görüşmek üzere...

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor