.

Cuma, Kasım 24, 2006

Gün 84 - Bebek Adımları #

cember.net bilişim forumunda yakın zamanda Türkiye'de Bilişimin nereye gittiği konusunda doyurucu bir tartışma yaşandı.

cember.net üyelerinden Vedat Taylan'a göre:
webmasterlık başka bir şey; proje geliştirmek yönetmek onu ilerletmek başka şeylerdir bunun anlaşılmasında fayda var. Projeleri ekipler yapar. Takım çalışması olmadan başarı kazanılmaz bunu tekrar edip bir daha söylemek istemiyorum. Yıllık 100 usd ye hosting alıp buraya bir site kurup o siteyi milyon dolarlık bir yapı haline getirme fantazilerini bir kenarı bırakın. Arkadaşlar bu şekilde hayal kırıklıklarına uğrar gereksiz fantazilerle zaman geçirirsiniz...
Kısmen katılıyorum. Kısmense katılmıyorum.

Niye mi?

Param Yok, Fikrim Çok

Çoğu başlangıç girişiminin (startup) temel amacı; yatırımcılardan başlangıç maliyetlerini karşılayacak finansman bulmaktır.

Ancak birilerinin size finansman sağlaması pek çok sonucu da beraberinde getirir:
  • Beklentiler yükselir;

  • Yatırımcıların çoğu paralarını (neredeyse hemen ve faiziyle beraber) geri isterler.
İşin garip tarafı finansman arayışı, sanılanın aksine çoğu zaman kaliteli bir ürün ortaya çıkarmanızı engeller. Çünkü ürününüzü kullanıcıya nasıl yararlı hale getireceğinize odaklanmak yerine borç aldığınız girişim sermayesini (venture capital) en kısa zamanda nasıl geri ödeyebileceğinize odaklanırsınız.

Bu da;
  • Ürününüze yeni özellikler eklemek yerine; reklam ve pazarlama faaliyetlerine ağırlık vermenize;

  • Ürününüzdeki sorunlara (bug) köklü çözümler üretmek yerine günü kurtaracak yamalar üretmenize;

  • Kaliteye değil, hızlı çözümlere önem vermenize; göz boyamaya çalışmanıza
neden olacaktır.

Azim ve İstekliliğe Fiyat Etiketi Eklenemez

Diyelim ki bir web uygulaması geliştiriyorsunuz. Neye ihtiyacınız var:
  • Donanım: Donanım bu aralar geçmişe göre hayli ucuz.
  • Yazılım: Ortalıkta tonla özgür kaynaklı bedava yazılım var.
  • Bant Genişliği: Eğer youtubue türevi bir ürününüz yoksa kaliteli bir kiralık sunucu (dedicated server) hizmeti işinizi rahatlıkla çözer.
Neden milyon dolarlık projenize harıl harıl finansman aramak yerine öncelikle elinizde olanlarla yetinmeye çalışmıyorsunuz?

Böylelikle kendinizi zorlayacak ve gerçekten gerekli olan en az kaynakla çözüm üretmeye çalışacaksınız.



Yine kendimden örnek verirsem; linkibol'u rahatlıkla birkaç bin dolarlık bir Oracle DBMS üzerine de inşa edebilirdik.

Ama veri yönetim mimarisi için neyi tercih ettik?

Doğru tahmin: mySQL.

Niye? Bedava olmasına rağmen yeterince güvenilir bir veritabanı olduğu için.

Tabii ki bu seçim pek çok sonucu da beraberinde getirdi:

En basitinden, daha dikkatli olmamız gerekiyordu: Oracle'da düşünmeden yazacağımız bir sorguyu (çünkü ne yazarsanız yazın en iyi şekilde optimize edecektir) MySQL için kılı kırk yararak tekrar tekrar tasarladık.

Önünüzdeki her Türlü Engel Yaratıcılığınızı Körükler

İnanıyorum ki eğer elimizde yeterince başlangıç sermayesi olsaydı şu an linkibol için ürettiğimiz yaratıcı çözümlerin belki yarısını bile düşünmemiş olacaktık.

En azı düşünün:

On kişilik bir ekip mi gerekli size?
Peki bu iş iki kişiyle çıkar mı?
Neden olmasın?

300 bin dolar senelik bütçeye mi ihtiyacınız var?
Gel şunu 2 bin dolar yapalım.
Olur, neden olmasın?
(not: verdiğim rakamların linkibol ile herhangi bir bağlantısı yok)
Ya proje üzerinde tam zamanlı uğraşmaya vaktin olmayacaksa?
Gün içinde yapacak başka işlerin varsa?
Ona da peki. Hem benim adım Batman, linkibol benim gece işim ;)

Sınır mı? O da ne?

Önünüze gelen engeller sizi sınırlamaz. Aksine bu engelleri doğru kullanmayı bilirseniz fikrinizi çok farklı açılardan şekillendirmenize yardımcı olur.

Ürettiğiniz ürün, yaratıcı fikriniz, kafanızdaki insanların yaşam tarzını değiştirecek projeniz her ne olursa olsun; bilin ki meyvelerini toplamanız için uzun bir süre geçmesi gerekir. Kimse bir gecede popüler olamaz. O nedenle kullanıcılarınızın/müşterilerinizin ve sizin uzun bir süre kullanabileceği kaliteli bir eser çıkarmaya bakın.

Ve gerisini boşverin.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Ağustos 02, 2006

Noktalı Virgül; #

Askerlik macerama tahmin ettiğimden daha erken başlayacağım.

O nedenle yavaş yavaş sağı solu toparlamam gerekiyor. İşe bu bloga bir noktalı virgül koymakla başlamak istedim.

Bilirsiniz noktalı virgül; nokta ile virgül arası etkiye sahip bir noktalama işaretimizdir:
Nokta özelliğindedir çünkü bir şeylerin sonlandığını belirtir.
Virgül niteliğindedir; çünkü bir şeyler devam edecek demektir.
Noktalı virgül bir bakıma beklenti, açıklama yeni bir geçiş için duraksamanın işaretidir (dil bilgisini önsemsemeyen "de"nin "ki"nin ne zaman bitişik; ne zaman ayrı yazılması gerektiği gibi temel konuları bile "ne gereği var bu kadar ayrıntının" diyerek yok sayanlar için pek bir şey ifade etmese de noktalı virgül bence noktalama işaretlerinin en güzellerinden biridir).

;


Uzun lafın kısası yakında askerim. Ve elimde olmayan nedenlerle epey uzun bir süre bu bloga yeni şeyler ekleyemeyeceğim. Yazılarımı tamamen kesmesem de, önümüzdeki bir senelik dönemde paylaşımım seyrekleşecek. Daha önce de dediğim gibi; bir veda değil bu.

Şimdilik sizleri son 4 ayda en çok ziyaret ettiğiniz 25 gönderimle baş başa bırakıyorum:


1. Yeni bir başlangıç
Düşünün kafanızda gerçekten faydalı olabilecek, henüz benzerleri üretilmemiş, ya da üretilmişse bile olması gerektiğine inandığınız kalitede üretilmemiş, bir dizi fikriniz var. Bu fikirleri hayata geçirmek mi daha heyecan verici olur, yoksa X sistemine geçen gün alel acele yaptığınız bir yamanın bugün bambaşka bir yeri patlattığını fark ederek güne başlamanız mı?



2. Etkileyici bir hikâye yazmak
Eğer kendi girişiminizi başlattıysanız ve bu girişim varolandan farklı, sıradışı, yaratıcı bir eser ortaya çıkarmak üzerine ise; ya da böyle bir girişimi başlatmak istiyorsanız; kısaca bu blogun tipik bir takipcisi iseniz, mutlaka bir hikayeniz vardır ya da olacaktır.



3. Olumlu düşünmek kaybedenler içindir
Ne demek şimdi? Hep karamsar mı olacağız?
Tabii ki hayır. Fakat insan psikolojisi öyle ilginç ki kendi kendimizi yanlış konularda rahatlıkla ikna edebiliriz.



4. Bir iş sahibi olmamak için 10 nedeniniz
X: "Abi ne iş yapıyorsun peki?"
D.K.: "Kendi tek kişilik şirketimi kurdum, proje geliştiriyorum."
X: "Anladım, işsizsin yani..."
Buyrun buradan yakın
:)


5. Üretkenler Tüketenler oranı
Yaşadığımız hayatı da dikkatli gözlemlersek, üretici ve tüketicilerle dolu olduğunun farkına varırız. Fiyat / performans oranının tersine; bir toplumda üretkenler / tüketenler oranı ne kadar artarsa o toplum o kadar ileri seviyelidir denebilir.



6. Kendi şirketinizi kurmak size göre mi?

Kendi işinizin sahibi olmanın herkese göre olmadığını, umduğunuz ve beklediklerinizin bulduğunuzdan farklı olabileceğini söyleyebiliriz. Tabii ki kendi işinizi kurmanın bir takım avantajları da var. Ancak önemli olan bu avantajların size göre olup olmadığı.


7. İş görüşmelerinde dikkat edilmesi gerekenler
Mutlaka görüşme sırasında size "bundan 5 sene sonra nerede olmak istiyorsunuz" sorusu sorulacaktır. Bu soruya:
"Kendi işimi kurup, faydalı ürün ve hizmetler üreteceğim, kendi kendimin patronu olacağım" cevabını vermeyin. Firmaların %99'u ilk fırsat bulduğu anda kendilerini terk edecek birini işe almak istemez.



8. Kartvizit oyunu
Karşınızdaki kimseye kartvizitinizi verdiğinizde (eğer kartınız düz beyaz zemin üzerine "ciddi olsun diye" MSWord kullanarak öylesine hazırlanmış gibi görünmüyorsa) karşınızdaki insan tepkisi dört yaşındaki bir çocuğun kocaman kırmızı bir oyuncak itfaiye arabası gördüğünde yaşayacağı tepkiyle eş değerdir.



9. İşinizde mutlu olmak ve zengin olmak mı istiyorsunuz?
Öncelikle kendi işiniz başlatın tabii ki :)
Ama başlatmadan önce son kararınızın bu olup olmadığını tekrar bir gözden geçirin. Kendi işinizi kurmak size göre mi bir daha gözden geçirin.
Sonra bu yazıyı okumaya devam edebilirsiniz. Çünkü yazımız işinde mutlu olarak zengin olmayı (en azından kendi hedefledikleri nakit akışına ulaşmayı) amaçlayan kişilere yönelik.



10. Sizi zorlayan sorular karşısında nasıl davranmalısınız
Diyelim uzmanlık alanınızla ilgili bir konuda bir konferansa davet edildiniz; ya da en son geliştirdiğiniz insanların dünyasını değiştirecek ürününüzün tanıtımı yapmak için bir toplantıdasınız. Ya da projenizin şu anki durumunu anlatmak için müşterilerinizle birlikte en az iki saat kapalı kalacağınız bir toplantı salonundasınız.



11. Hayat ciddidir, ama aynı zamanda komiktir de
Düşünsenize hayatın tam orta yerine sıkıştırılmış durumdayız; ve bu nedenle hayatı ciddiye alıyoruz. Fakat bir saniyeliğine benliğinizin dışına çıkıp, olaylara bir adım öteden bakarsınız aslında ne kadar da gülünç olduğumuzun farkına varabiliriz.



12. Tam iki dakika
Yoğun olarak bir şeyleri yetiştirmeye çalıştığımdan, bugün pek bir şeyler yazabileceğimi düşünmüyordum. Ama sonra, ayıracak iki dakikam olduğuna karar verdim. Ne de olsa sizlerle "iki dakika yönetimi" konusunda konuşmamıştım hiç. Ve bunları yazarken zaman geriye doğru sayıyor (kalan 1 dk 20 sn) Bu aralar "2 dakika yöntemi" konusunda kendimi eğitmeye çalışıyorum. Olayın mantığı...



13. Gelişmek ve değişmek
Çoğu insan değişime korkarak yaklaşır. Aslında bu korkularında bir miktar haklı olabilirler. Çünkü değişim, belirsizlik getirir. Belirsizlik ise başarısızlıkla sonuçlanabilir. Ama günümüzde değişmek değil; değişmemek, değişememek kötü sonuçlara ve başarısızlığa neden oluyor.



14. İş hayatında mutluluk
Eğer kurumsal bir ortamdaysınız "mutluluk" kelimesi en az kullanılan kelimelerden biridir. Onun yerine "iş güvencesi", "çalışanın tatmin olması", "verimlilik", "olumlu performans" gibi terimler tercih edilir.
Bu terimleri kullanmayı tercih etmiyorum. Çünkü hepsinin içi boş ve sıkıcılar.



15. Düşünüyorum, o halde kazanıyorum
Uzaktan çoğu insana delilik gibi göründüğü için (olmadığını kim söylemiş) kendi işinizi başlatmak, kendi girişiminizin sahibi olmanın neden bu kadar çekici olduğunu biraz daha açmak yararlı olabilir.



16. Ürünümü ya da hizmetimi niye satamıyorum?
İşlerin niye beklediğimiz gibi yürümediğini anlamak için gelin daha taze kurulmuş bir Web evinin yöneticisi Berk Bey ile bir röportaj yapalım. Konu bana daha yakın olsun ve daha rahat örneklendirebileyim diye web tabanlı bir ürün seçtim. Ancak aşağıdaki konuşma üç aşağı beş yukarı hemen hemen her sektör için geçerli olabilir.



17. Sadece Acar kazandığı zaman hepimiz kaybederiz
Sizce hangisi hayatta daha başarılı olur?
Selim: "Bir şeyler ters gidiyor gibi, ama ne olduğundan emin değilim..."
(Sorunun ne olduğu hakkında hiçbir fikri yok gibi görünüyor ama aslında öyle değil)
Acar: "Bu da soru mu şimdi? Varolan altyapımızı kullanarak standart protokolleri kullanan hafif ve kullanışlı bir çerçeve oluşturacağız. Yanılıyor olmama imkân yok!"
(Sorunun ne olduğunu adı gibi biliyor gibi; ama aslında hiç de öyle değil)



18. Gülü seven dikenine katlanır

Eğer kendi işinizi kurduysanız ve yeni yeni ayaklarınızın üzerinde durmaya çalışıyorsanız bu dikenlere daha bir dikkat etmeniz gerekir.
Yine eğer tek kişilik bir şirketseniz harcamanız gereken bu dikkat miktarı çok daha fazla olacaktır. Özgürlüğün bir bedeli vardır: artan sorumluluk.
Eğer kendi girişiminize yeni yeni başlıyorsanız, ileride başınızın ağrımaması için iş yönetimi konusunda dikkat etmeniz gereken birkaç noktaya parmak basmak isterim naçizane...



19. Evden çalışmak
Kendi işinizi başlattığınızda yaşayacağınız çelişkilerden bir de,
"Evden mi çalışsam, tek kişi olsam bile bir ofisim olması daha mı iyidir?"
olacaktır.



20. Organize işler bunlar
Zaman yönetimi demişken;
Kişinin zamanını iyi yönetebilmesi öncelikle pek çok konuda kendini organize etmesi gerekli.
Kişisel organizasyon işinin de en kolay yardımcı siteler ve programlar aracılığıyla yapılacağını düşünüyorum.



21. Emin misiniz? Son kararınız mı?
Full-time işinizden, insanların sizi yönetmesinden gına geldi, kendinize yeterince güvendiğinize inanıyorsunuz ve kendi işinizi kurmayı; kendi kendinizin patronu olmayı mı planlıyorsunuz?
Tabii ki eğer inanıyorsanız, kendinizi yeterince yetkin görüyorsanız başlamamanız için hiçbir neden yok. Yine de bu U dönüşünü yapmadan önce birkaç yanlış anlaşılmayı yeniden netleştirmek gerekebilir...



22. Gurur duyacağınız dinlendirici bir çalışma ortamınız olsun
... Tütsü yakmak ortamı Hindistana çevirmeye yetmediyse yanına rahatlatıcı; dinlendirici bir müzik de ekleyebilirsiniz. Olayı fazla abartıp, işi gücü bırakıp yandaki kanepeye uzanmadıktan sonra bir zararı olmaz...



23. Hatalı bir argüman nasıl yakalanır
İş hayatında ve günlük hayatımızda her gün yüzlerce insanın bizi ikna etme çabalarıyla adeta bombardımana tutuluyoruz.
İş toplantısında gereğinden fazla ücret talep ettiğinizi savunan müşteriniz;
Arkadaş arası toplantılarda daima kendi doğruluğunu öne süren
Acar'lar;
Yeni saç modelinizin size hiç yakışmadığını öne süren anne-babanız;
Düşüncelerinize değil, doğrudan kişiliğinize yapılan saldırılar;
Dayanak / referans göstermeden öne sürülen boş tezler...



24. Zamanın fırsat maliyeti
Eğer yeni yeni işinizi kurmaya başladıysanız; yani sabit bir gelir modeliniz olmaksızın kendi ayaklarınız üzerinde durmayı daha yeni öğreniyorsanız dikkat etmeniz gereken pek çok nokta var demektir.



25. Yalanlar serisine devam
Hep yöneticiler yalan söylecek değil ya.
İşte proje geliştirenlerin, çözüm üretenlerden duyacağınız beylik yalanlar...




Bunların dışında portföy sayfam, özgeçmişim (İngilizce), ya da teknik makalelerim (İngilizce) de ilginizi çekebilir.




... Mümkün olan en kısa zamanda tekrar birlikte olmak dileğiyle.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Mayıs 22, 2006

Gün 33 - Emin misiniz? Son kararınız mı? #

Full-time işinizden, insanların sizi yönetmesinden gına geldi, kendinize yeterince güvendiğinize inanıyorsunuz ve kendi işinizi kurmayı; kendi kendinizin patronu olmayı mı planlıyorsunuz?

Tabii ki eğer inanıyorsanız, kendinizi yeterince yetkin görüyorsanız başlamamanız için hiçbir neden yok.

Yine de bu U dönüşünü yapmadan önce birkaç yanlış anlaşılmayı yeniden netleştirmek gerekebilir:

1. Artık aileme, arkadaşlarıma, yakın çevreme daha fazla zaman ayırabileceğim

Yanlış!

Ailenizle daha fazla zaman geçirmeyeceksiniz, aksine işiniz ve projeleriniz daha fazla zamanınızı alacak.

Eğer projenizin yarın bitmesi gerekiyorsa müşteriniz için bugünün kız arkadaşınızın doğum günü ya da evlilik yıldönümünüz olduğunun hiç mi hiç önemi olmayacaktır. Projenin yarın bitmesi isteniyorsa akşam için planladığınız romantik yemeği ertelemeniz ve gecenin bir yarısına kadar çalışmanız gerekecektir.

2. Artık öyle saatlerce çalışmak, mesaiye kalmak zorunda değilim

Düşünün. projenizin gecikmesinin suçunu üzerine atacağınız bir patronunuz var mı? Yok! Gecikmenin sebebi olarak göstereceğiniz bir iş arkadaşınız var mı? O da yok!

O zaman düşündüğünüzün aksine işleri zamanında yetiştirmek için çok daha fazla çalışmak zorunda kalacaksınız.

Kendimden örnek verirsem:
  • Güne sabah saat sekizde başlıyorum.
  • Öğlene kadar araştırma trend takibi ve blog yazımıyla geçiyor vaktim.
  • Öğleden sonra üzerinde çalıştığım projelere yoğunlaşıyorum.
  • Mesaimin bitimi geceyarısı biri ya da ikiyi buluyor.
sizce buna "daha az çalışmak" denebilir mi?

3. Müşterilerim ve projelerim olduğu sürece düzenli bir nakit akışım da olacak

Yanlış!

Müşterilerinizden para istemek için projenin bitimini beklemek zorundasınız (benim genel çalışma prensibim: proje bedelinin 1/3 'ü projeye başlamadan avans olarak; kalanı ise proje tesliminde ödenecek şekilde)

Özellikle uzun dönemli bir proje aldıysanız üzerinize birkaç ay (proje teslimine kadar) kasanıza para girişi olmayacak demektir. Yani birlikte çalışacak müşterileri bulsanız bile sizi en az birkaç ay idare edecek nakit rezervini de biryerlerde hazır tutmanız gerekli.

Şöyle basit bir hesap yapabilirsiniz:
  • Bir ay için "sadece yaşayabilmek" adına size ne kadar para gerekiyor hesaplayın (faturalar, ev kirası, ulaşım masrafları, yemek-içmek)
  • Bu değeri üçle çarpın.
  • Elinizde herhangi bir t zamanında en az bu kadar nakitin (ya da eşdeğer miktarda fon/bono vs şeklinde maddi varlığın) bulunduğundan emin olun.
Bu da bizi şu sonuca sürükler: Maaşınızın en az üç katını biriktirmeden, kendi işinizi başlatmayın.

4. Nasıl olsa kendi işimi yapıyorum; bana sıkıcı gelen işleri yapmam, sevdiğim şeylere odaklanabilirim

Tamamen olmasa da, yanlış! Belki girişimcilik denizine doğru bir zamanda atladınız ve başlangıçta birkaç eğlenceli projeniz olacak

Ancak;
  1. Tüm eğlenceli projelerin sıkıcı kısımları bulunur. Ve asıl para kazandıran bölümler genelde bu sıkıcı kısımlardır.
  2. Elinizdeki eğlenceli projeler tükenebilir. Niye mi:

    1. Eğlenceli projeler genelde yaratıcı projelerdir.
    2. Yaratıcı projelerin risk faktörü yüksektir.
    3. İnsanların çoğu riskten kaçınır.
    4. İnsanlar risk almak yerine az ama güvenli nakit akışını tercih ederler (madde 3'ün sonucu).
    5. Az ama düzenli nakit akışı veren projeler o kadar da eğlenceli değildir.(madde 1 ve 4)
    6. Yaratıcı projeler birden ortaya çıkmaz. Üzerinde ciddi bir emek ve zaman harcamak gerekir.
    7. İnsanlar yaratıcı projeler üzerinde düşünmeyi gereksiz zaman kaybı olarak görürler (madde 4 ve 6).
QED
(
latince: quod erat demonstrandum;
türkçe: gösterilmek istenen de buydu;
türkçe(bilimsel): ispatın sonu;
türkçe(argo): aha bu da kapak olsun!
).

...

Kısacası öyle ya da böyle elinizdeki eğlenceli projeler tükenecektir. Yani bir süre sevdiğiniz birşeyler yapacak, sonra uzun bir süre o kadar da sevmediğiniz işlerle uğraşacak, sonra tekrar sevdiğiniz bir işe başlayacaksınız... Ve bu böyle gidecek. Buna hazırlıklı olun.

...

Kendi kendinizin patronu olmak bir zihin durumudur (state-of-mind). Bu işe girişmeden önce nasıl bir insan olduğunuzu; bu işe uygun olup olmadığınızı çok iyi değerlendirmeniz gerekir.

Eğer güvenli ve rahat ortamlardan hoşlanan bir insansanız, girişimcilik pek de size göre değil demektir.

Eğer
  • Dışadönükseniz,
  • inatçı iseniz,
  • yeteneğiniz varsa,
  • kendinize güveniyorsanız,
  • kendinize iyi bir sosyal ağ örmüş iseniz
muhtemelen başarılı olacaksınız demektir.

Yine de başlangıç kararını almadan önce yukarıda sıralanmış yanlış anlaşılmaları aklınızda bulundurun.

Burada deniz çok dalgalı ve başlangıçta elinizde basit bir sandal var. Sandalınızı büyütüp, geliştirip koca bir tekneye dönüştürmek de sizin elinizde; dikkatli davranmayarak onu alabora etmek de sizin elinizde.

Umarım bazı yanlış anlaşılmaları aydınlatabilmişimdir.

Tekrar sorayım: Emin misiniz? Son kararınız mı?

... Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mayıs 12, 2006

Gün 28 - Treni kaçırmamak için birkaç öneri #

Bugün işinizi ve iş yönetim becerilerinizi geliştirmeniz, çağın gerisinde kalmamanız için birkaç öneride bulunmaya çalışacağım.

1. Bir blog başlatın

Blog yazmanın bir avantajı sizi araştırmaya yöneltmesi:

Blog yazıyorsanız, tabii ki blogunuzun okunmasını, ilgi çekmesini istersiniz. Bunu da farklı, alternatifi olmayan özgün bir içerik ortaya koyarak yapabilirsiniz.

Eğer şair değilseniz emin olun özgün içerik "ilham perileri" tarafından size gönderilmez. İçerik oluşturmak için araştırma yapmanız gerekir.
(
Araştırmaktan kastım öyle iki tane sayfa okuyup da "hah tamam, kaptım bu işi" demek değil kesinlikle.

RSS sağolsun bilgi ayağınıza kadar geldiği için bu bilgiye erişmek artık çok çok kolay:
örneğin sırf bugün 1256 adet iş yönetimi / pazarlama / kültürel ilişkiler vb. konulu siteye göz atmışım.

Niye mi?
  • Birincisi kendi işimi yöneten "tek kişilik bir şirket" olarak yazılım uzmanlığından zaman zaman sıyrılmam ve "masanın arka tarafına" geçmem gerekiyor. Bunun yolu da kendimi geliştirmekten geçiyor.
  • İkinci olarak bu blogun okuyucularının kaliteli ve değerli insanlar olduğuna inanıyorum ve sizlerin kalitesine layık içerik sunmak için çabalıyorum.
)

Dağıttım yine.

Ne diyordum: bir blog başlatın.

Blogunuzun olmasının bir diğer avantajı da dünyanın geri kalan kısmının sizi / yaptığınız işleri / karakterinizi tanıması olacaktır. İnsanlar tarafından ne kadar iyi tanınırsanız, iş hayatınız da o kadar yolunda gider. Unutmayın, iş hayatının vazgeçilmez ilkesi sizi daha ilerilere taşıyabilecek, değerli sosyal ağlar oluşturmaktır.

Değer döngüsel (recursive) bir kavramdır. Yani insanlar size ne kadar değer verirse; sizin değerli insanlarla iş ilişkisi kurma imkanınız o kadar artar. Değerli insanlarla başarılı iş ilişkileriniz sonucunda oluşturduğunuz portföy ve referans da insanların size verdiği değerin artmasını sağlar.

Blog hakkında ne kadar yazsam önemini anlatamam.

Belki de sırf blog yazmaktan her ay dolar bazında beş sıfırlı rakamlar kazananlar olduğunu bilmek ilginizi çekebilir.

Sokaktan birisi çıkıp size
"Her gün, ya da en azından gün aşırı, özgün konular yazacaksın, hedef kitlenle sürekli iletişim içerisinde olacaksın. Bir sene bu işe devam edersen oturduğun yerden 10000+ USD kazanma ihtimalin var."
dese
"Yok abi, bu işler bana göre değil."

mi dersiniz ?

2. Size yardım edecek birileri olsun

Birinci adım, problemin var olduğuna ve yardıma ihtiyacınız olduğunu kabul etmektir. Bazı işlerde iyi, bazı işlerde ise felaket olabilirsiniz. Örneğin belki çok iyi bir arka plan (backoffice) yazılım geliştiricisisiniz, ancak kullanıcı arayüzü tasarımında ve görsel yaratıcılıkta tam bir faciasınız. O zaman görsel tasarım işini bu işi iyi yapan birine outsource etmeniz gerekir.

Eğer muhasebeci değilseniz, defter hesaplarınızı bir muhasebeciye yaptırmanız ve karşılığında muhasebecinize kendi hizmetlerinizden bir kısmını sunmanız (barter) zamanı ve kaynakları verimli kullanmanız demektir.

Herşeyi kendi başınıza başaramazsınız, önünde sonunda yardıma ihtiyacınız olur. Bu yardım bugün muhasebecinizden, yarın en değerli dostunuzdan gelecektir.

Yardıma açık olun. Donkişotluk yapmayın :)

3. Birdenbire büyümeyin, olabildiğince küçük kalın

Küçük bir işi idare etmek daha kolaydır. Küçük bir işiniz varsa (SMB: small to medium business) yaptığınız işte ve aldığınız kararlarda hızlı ve esnek olabilirsiniz. Büyüdükçe ve kurumsallaştıkça bu esnekliği kaybedersiniz.

Tabii ki belirli bir nokta gelecek ve girişiminizi büyütmeniz gerekecektir. Ancak bu büyüme nedensiz olmamalıdır:

Bebek adımlarıyla ilerleyin. Emin olmadan büyümeyin.

4. Fiyat rekabetine girmeyin

Şöyle açayım:

Finans yönetimi açısından bakarsak, fiyat rekabetinde başarılı olmanız için ürün ya da hizmetinizin değişken masrafını (variable cost) dağıtmanız gerekir. İşin rakamsal detaylarına girmeden örneklemeye çalışacağım:

Diyelim ayda yüz televizyon üreten küçük bir fabrikasınız. Her ay milyonlarca televizyon üretme kapasitesine sahip Vestel ile fiyat rekabetine girebilir misiniz?

Vestel ölçek ekonomisinden yararlanarak sizin başabaş noktanızın çok altında bile kâr elde edecektir. (çinin yaptığı da bu değil midir?)

Biraz uç bir örnek oldu belki. Söylemek istediğim; fiyat rekabetinde sizden daha düşük fiyatla girecek, ölçek ekonomisi bakımından sizden daha avantajlı bir sektör büyüğü olacaktır mutlaka.

Ya da ne kadar iyi karate bilirseniz bilin sizden daha iyisi çıkacaktır.

Fiyatınızla değil farklılığınızla ve kalitenizle ön plana çıkın. Ucuzlaşmayın. Markalaşın.

5. Sevdiğiniz işi yapın

İnsanoğlu ilgi duyduğu, severek yaptığı bir iş; bir ideal, bir prensip olduğu zaman kendi sınırlarını kat kat aşan bir varlık. Düşününce gerçekten de çok garip.

Kendimden örnek vereceğim:
Full-time işimi bırakalı bir ay oldu. Şu an sevdiğim işi yapıyorum (en azından çoğu zaman :) ) Ve bazen kalbimin daha hızlı attığını, kanımın damarlarımdan daha bir deli deli aktığını hissediyorum.

Sevdiğiniz işi yapıyorsanız, iş yapmıyorsunuz demektir.

Yarın görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Mart 24, 2006

Gün 2 - Dışarı çık, kapıyı kilitle, anahtarı denize at... #

Buraya kadar bu blogu sabırla takip edenler, bu kadar istekli ve heyacanlı isem kesin istifa etmiş, bu yeni dünyaya balıklama dalmışımdır diye düşünüyor olabilirler.

Maalesef hayır. Henüz bu konudan yöneticime bahsetmedim. Nedeni ise basit: son bir haftada onlarca bağlantı kurmama rağmen henüz hiçbir bağlantım bir projeye dönüşmedi.

Aslında tersi de olmadı. Yani kimse "biz sana X gün sonra döneriz ok?" diyerekten başından savmaya da çalışmadı.

Özetle, olumlu yönde ilerleyen ancak henüz net bir sonuca eremediğim bir buket görüşme var elimde.

O nedenle

  1. Bu belirsizlik ortamı yüzünden ileri adım atmakta zorlanıyorum.
  2. Halen kendime "acaba bu yaptığım şey doğru mu" diye soruyorum.
  3. Atılacağım bu yeni dünyada, şu anda olduğumdan daha mutlu olup olmayacağımı tartıyorum. Ne demişler:

    eğer bir işi gerçekten severek yapıyorsanız, iş yapmıyorsunuz demektir.

    Şüphesiz benim bu macerada severek yapacağım tonla gizem var. Keşfetmeyi, riski, misterleri severim.

    Ama yazık ki sonumun hedehödö maymunlarının doğal ortamında izleyip kafasına hindistan cevizi yedikten sonra baygın düşüp hastaneye kaldırılan cocostar muhabirininkine dönmesinden korkuyorum :)

    Hatta korkuyorum az kalır, tırsıyorum :)
Bunlardan hiçbiri değilse bile, şu anda çalışmakta olduğum firmaya karşı son görev ve sorumluluklarım var: elimde kalan işleri bitirmek, bildiğim önemli şeyleri, üzerinde çalışmış olduğum görevlere dair bilgileri başkalarına öğretmek ve delege etmek gibi.

Bir an durup düşünüp, beni yolumdan geri dönmeye cezbeden yukardaki faktörlerin varlığını farkedince şu kararı aldım: Eğer başarmak istiyorsam, önümdeki doğrudan ya da dolaylı tüm engelleri kaldırmalıyım.

Ve ben de küçük çaplı bir e-mail marketing kampanyası başlattım:

Uzak ya da yakın, az tanıdığım ya da çok tanıdığım herkese ayrı ayrı, böylesi bir olaya giriştiğimi e-posta yoluyla söyledim. İşimden çok sıkıldığımı, artık ölsem de geri dönmeyeceğimi, yepyeni bir hayata başladığımı anlattım ve bana şans dilemelerini söyledim.
Böylelikle, şu an geri adım atarsam, attığım bu adımın en azından yüzlerce kişinin önünde bu geri adımı atmam anlamına gelmesini sağladım.
Yani şirkete geri dönmemi sağlayacak birinci kapıyı kapattım, kitledim ve anahtarını denize attım.

Bu yaptığım işlemi burada açıkça ifade ederek, (site istatistiklerinden gözlediğim kadarıyla) bu blogun varolan şu anki takipçilerine karşı da durumumu deklere etmiş oldum. Yani bir kapıyı daha caart diye kapattım, kitledim ve anahtarını denize attım.

Yarın departman müdürümle görüşerek bu ayın sonunda işten ayrılacağımı ve bu konuda kesin kararlı olduğumu net bir şekilde ifade edeceğim (üçüncü ve son kapıyı da kapatacağım yani)

Böylece

  1. Oluşturduğum pseudo-problemin, kendi içerisinde bir fırsat (opportunity) doğurmasını sağlayacağım. Biraz açarsam, kaçış yollarımı kapatarak kendimi gerekirse kızılcık sopası yardımı ile doğru olduğuna inandığım yola itmiş olacağım.
  2. En azından özgürlüğümü kazanacağım. Daha güzel birşey olabilir mi!? Beyaz yakalı/kravatlı bir 9-5 kölesi olmayacağım. Gerekirse gece ikiye üçe kadar çalışacak, ama sadece kendim için çalışacak, kendi zamanımın efendisi olacağım.
  3. Yepyeni bir başlangıç yapmış olacağım. Durumdan üzülmem, endişelenmem ya da paniklememe gerek kalmayacak, çünkü olayların çoğu zaten benim kontrolümde gerçekleşecek.
  4. Zor bir durum, yani bir "yeldeğirmeni" ile karşılaştığım zaman kendime tekrar her problemin içinde gizli bir avantaj yattığnı hatırlatacak, paniğe kapılmak yerine sakin olup bu avantajı keşfetmeye çalışacağım.
  5. Beni olumsuz yönde motive eden herkesi (en azından şu birkaç hafta) hayatımdan uzak tutacağım.
  6. Bu işin öyle atla deve olmadığını, yapılabileceğini telkin edeceğim kendi kendime.
    Dürüst olmak gerekirse, ortalıkta kalitesi düşük, baştan savma işlerle tonla para kazanan onlarca kişi varken ben neden başarılı olmayayım ki?!
  7. Her sabah, hedefimin başarmak olduğunu hayal ederek uyanacak; her akşam yatarken, hedeflerime sonuna kadar eriştiğim zaman nasıl bir ortam ve ruh halinde olacağımı düşüneceğim.

Sonuçta, yaşamak istediğim hayatı yaşıyor, sevdiğim şeyleri yapıyor olacağım.
Daha da güzeli, sevdiğim işi yaparak hayatımı kazanıyor olacağım.
Bundan daha güzel ne olabilir ki!

Yarın görüşmek üzere;

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Perşembe, Mart 23, 2006

Gün 1 - kimlik arayışı #

Tek başınıza, freelance, çalışıyorsanız işinizi devam ettirmek için mutlaka ağ kurmaya (networking) ihtiyacınız olacak.

Emin olun ki, ne kadar iyi olursanız olun kimse internetten sizin sitenizi bulup, "kafamda şöyle bir iş var, şartları görüşelim" mi diye ayağınıza gelmez.
Tabii ki istisnalar kaideyi bozmaz: Eğer -atıyorum- google.com / blogger vs. gibi bir siteye iş yapmışsanız, yani eğer dünya çapında fark edilebilecek referanslarınız varsa ancak o zaman iş ayağınıza gelir.

Yazılım geliştirmeyle uğraşanlar genelde kendi işlerini yapıp çevreden uzak (hatta belki asosyal bile denebilir) olmayı tercih ederler. Bu, onların konstantrasyonu için gereklidir de aslında. Çünkü her an kafalarını arka planda kurcalayan bambaşka bir teknik sorunla uğraşırlar.

Eğer kendi işinizi kurma yolundaysanız, unutacaksınız bunları. Sosyal olmalısınız; sosyal olmak zorundasınız. Kısacası işinizi tanıtmalı, bağlantılar kurmalı, çevrenizi genişletmelisiniz.

Yanlış anlaşılmasın "sosyallik" derken partiden partiye gidin, ortamlardan ortamlara akın demiyorum. Size iş anlamında değer katacağına inandığınız kimselerle daimi bağlantı içerisinde olmalısınız.

Bu bağlantı, bir noktaya kadar business networking siteleri ve diğer paylaşım ortamları üzerinden sanal olarak sağlanabilir. Ancak er ya da geç, birileriyle yüz yüze görüşmeniz gerekecektir. Ve bu görüşmede de olmazsa olmazlardan biri kart alışverişidir.

E, kart alışverişi yapabilmek için alıp vereceğim, kurumsal kimliğimi ifade eden bir karta ihtiyacım vardı. Ben de gecenin bir yarısına kadar, üşenmedim bu kartın tasarımını tamamladım.

Son hali şöööyle oldu :



Dikkat ederseniz, sarmal ismini kullanıyorum.

Nedeni basit:

Stratejik Pazarlama açısından incelersek:

sarmal.com şu an pagerank'i 4 ve üzerinde olan dört beş adet blogumdan gelen cross-linkler ile beslenen, yanısıra gerek yurt içi gerekse yurt dışı pek çok siteden external link alan bir yer.
Anahtar kelime olarak "sarmal" diye arayınca guugılda birinci sırada listeleniyor.

Yani, şu ana kadar sarmal zaten markalaşma çizgisinde epey bir yol katetmiş.

Ve de sarmal şu anki görsel tasarımı ile de gerek kişisel, gerekse kurumsal kimliğimi ifade etmekte birebir yeterli: dinamik, canlı, hareketli, şaşırtıcı.
En azından benim görsel olarak yansıtmaya çalıştığım bunlar :)

E, Bu durumda kendi hizmetlerimi de sarmala entegre etmemden daha doğal bir çözüm olamazdı.

...

Neyse tasarımım hazır,
Yarın akşam gidip bir matbaada bastıracağım.

Görüşmek üzere;

Etiketler:


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Mart 21, 2006

yeni bir başlangıç #

Bu blog'u ingilizce açmayı düşünüyordum, ancak sonra farkettim ki konuyla ilgili zaten yeterince ingilizce yazılmış çizilmiş şey var:

Daha sonra, üye olduğum gruplarda paylaşmayı düşündüm (örneğin cember.net )

Fakat düşüncelerimi ve deneyimlerimi kapalı değil, daha geniş bir kitleyle paylaşmanın çok daha yararlı olacağı sonucuna vardım.

Yaktım Gemilerimi...

Hani bir düşünce vardır, için için kafanızın bir yerlerinde döner durur "ben ne için, kimin için çalışıyorum, ... amacım ne. Acaba emeğimin ne kadarı kendim, ne kadarı başkaları için"

Düşünün kafanızda gerçekten faydalı olabilecek, henüz benzerleri üretilmemiş, ya da üretilmişse bile olması gerektiğine inandığınız kalitede üretilmemiş, bir dizi fikriniz var. Bu fikirleri hayata geçirmek mi daha heyecan verici olur, yoksa X sistemine geçen gün alel acele yaptığınız bir yamanın bugün bambaşka bir yeri patlattığını fark ederek güne başlamanız mı?

Ya da ne kadar dil dökerseniz dökün şu anki ofisinizde, bilmemkaç yıldır üzerinde çalışılagelen enterprise-level projenin açıklarını bir bir gözler önüne sermenize rağmen sözlerinizin boş bir tenekeye vurulan sopanın yaptığı yankıdan daha fazla etki yapmadığını fark etmeniz mi?

Ya da bilgi, birikim ve yeteneklerinizin şu an yapmakta olduğunuz full-time işteki iş tanımı, görev ve sorumlulukların yakınında bile olmaması mı?

Düşünün, sizin yerinize sokaktan herhangi bir kişiyi de alıp oturtsalar projenin gidişatında önemli bir değişiklik olmayacaksa (neden mi böyle düşünüyorum? bana aciiil ve önemliiii diye gelen işleri diğer acil işlerden dolayı bazen birkaç ay gecikmeli teslim etmeme rağmen kimsenin gıkı çıkmıyorsa, ben birşey yapsam da yapmasam da kümülatif sonuca fazla bir etkim olmadığı ortaya çıkar) , sizi oturduğunuz koltuğa bağlayan şey nedir?

... diye düşünmeye başladığınız an, zaten uzun ve kabul etseniz de etmeseniz de çoğunlukla tek başınıza olacağınız bir maceraya başlamışsınız demektir.

Eminim pek çok kişinin kafasında zaman zaman bunlara benzer sorular canlanıyordur.
Bense bu soruları bir aşama ileriye atıp, eyleme geçme kararı aldım.

Kendi açımdan bakıyorum: Böyle bir şeyi denemeseydim hep beni takip eden bir "acaba" sorusu ile yaşamak zorunda kalacaktım.

Arpacı kumrusu gibi düşünüp vakit kaybetmektense, ideallerinizin peşinde koşmayı tercih etmek daha doğru değil mi?

Peki neler gerekli?

Böyle bir karar almak her babayiğidin harcı değil. Siz oturun sabah dokuz akşam altı, oturduğunuz yerden düzenli (ve oldukça iyi) maaş aldığınız tam zamanlı işinizi bırakın, kendinizi bilinmez gizli bir dünyaya atın.

Biraz gözükaralık, biraz isyan, biraz kendine güven, biraz da delilik gerektiriyor. E boşuna Don Kişotun blogu demiyoruz buraya :)

Böyle bir başlangıç için (en azından bana) gereken malzemelere gelelim:

  • İşinizi çok iyi bildiğinizden ve bunu her platformda sunabileceğinizden emin olmalısınız:
    Sonuçta artık birilerine düzenli maaşlı çalışmıyorsunuz, üç ayda bir oturup performansınız değerlendirilmiyor. Artık her gün, her saat performansınız değerlendiriliyor. Hem de en acımasız heyet tarafından: Müşterileriniz.

    Müşterilerinizi memnun ettiğiniz oranda, performansınız yerindedir ve piyasada tutunabilirsiniz. Aksi durumda, er ya da geç, eski 8-6 sıkıcı işinize geri dönmeniz (yani kendinize bir iş aramanız) gerekecektir.

  • Hesabınızı iyi bilin
    Artık kişisel harcamalarınız dahil her şey oluşturmakta olduğunuz firmada birer masraf kalemi olacaktır.
    Yeni işinizden kazandığınız gelir ile kişisel harcamalar için kullandığınız parayı çok iyi ayırmalısınız.
    Bunun için
    • İş harcamaları ve iş gelirleri için ayrı bir banka hesabı açın.
    • Birebir çalışmasanız bile bir muhasebeci ile yakın diyalog içinde olun:
      İşlerin ne zaman büyüyeceği ve gelir gider, vergi / defter vs meselesinin ne zaman başınızı ağrıtmaya başlayacağı hiç belli olmaz.
    • Bir de el altında tanıdık avukat bulundurmanız hiç fena olmaz: Emin olun herkes sizin kadar iyi niyetli değildir.

  • Ne kadara çalışacağınızı iyi belirleyin
    Saatlik mi çalışacaksınız, proje başına mı ücret talep edeceksiniz ayrımını bir yana bırakırsak; önünde sonunda proje bazlı dahi olsa birileri sizden saatlik ücret isteyecektir.

    Saati ne kadardan çalıştığımı şöyle belirledim:

    • Çalıştığım sektörde yurt içi minimum saat başına ücret ne?
    • Çalıştığım sektörde yurt dışı minium saat başına ücretlendirme ne?
    • Bunların maksimum değerleri ne?
    • Benim bilgi ve deneyimim bu skalada nereye düşüyor?

    Aslında belki de en zor kararlardan biri, çünkü eğer sektör ortalamasının altında ücret talep ederseniz, sizinle çalışacaklar yaptığınız işin kalitesine güven sorunu yaşayabilirler. Tam tersi olursa sizinle çalışacak birilerini bulmak konusunda zorlanabilirsiniz. Dengeyi tutturmak zor iş.

    Tabii ki, saat başı ücret hesabı yaparken tüm maliyetlerinizi hesaba katmalısınız: Elektrik, internet, yazılım, zaman, iş geliştirme, araştırma-geliştirme... Unutmayın artık size düzenli maaş ödeyen birileri yok. Bu nedenle şu anki aylık kazancınızın iki katı bile belki anca sıfıra sıfır işinizi döndürmeye yetecektir.

  • Gizli Zamanı gözardı etmeyin
    Sözleşmeler, anlaşmalar, telefon konuşmaları, ziyaretler, yazışmalar, fax... Bunları eskiden üst kattaki iyi giyimli adamlar yaptığı için siz sadece en iyi yaptığınız şeye, yani işinize, odaklanabiliyordunuz.
    Artık bu günler geride kaldı :) Bunların hepsini kendiniz yapmalısınız ve dolayısıyla zaman planlamasına çok önem vermelisiniz.

    Zaman planlaması konusunda şu an kullandığım üç naçizane site:
  • İş yönetimi ve servislerinizi konumlandırma
    Daha önce demiş miydim, artık kendi kendinizin patronusunuz. Yani kendi işlerinizi pazarlamak da size düşüyor. Şimdiden SWOT ve PEST analizlerinizi yapmaya, hangi hizmetleri verdiğinizi belirlemeye, bunula ilgili tanıtım sunuları, teklifler, sözleşmeler hazırlamaya (ve bu konuda yukarıdaki avukat arkadaşınıza da danışmayı unutmamaya) başlasanız iyi edersiniz.
  • Kendi Sağlığınız
    Eğer sağlığınızda bir sorun olursa, çalışamazsınız; işleriniz aksar, üzerinizdeki zaman stresi artar, bu da sağlığınızı etkiler...
    Bu kısır döngüden kurtulmak için kendinize dikkat etmelisiniz: Öyle mevye sebze yemekle olmaz. Düzenli olarak one-a-day tarzı bir vitamin kullanma alışkanlığı kazanmanızı tavsiye ederim.
  • Yasal Konular
    Unutmayın, artık tek kişilik bir şirket olma yolundasınız. Hizmet sağlıyorsunuz. Bu sağladığınız hizmet
    • Kanunlara uygun olmalı,
    • Bu hizmetten elde ettiğiniz geliri beyan etmeli ve verginizi ödemelisiniz.

    Bunların hepsini yapmak yerine kendi işinizi yapmak sizin için, emin olun ki, fiyat yönünden daha efektif olacaktır. O nedenle avukat ve muhasebeci arkadaşlarınızı unutmamanızı tekrar burda hatırlatayım.
    Gerekirse takas şeklinde bir ticarete bile girebilirsiniz: Örneğin web uygulaması geliştiriyorsunuz diyelim, muhasebecinize bir web sitesi yaparsınız; o da size belirli bir dönem ücret talep etmeden hizmet verir.
  • Kişisel Zaman
    Bu aslında hepsinden önemli. Kendinize ayırdığınız zamanı, "üff çok dalga geçtim, para kaybediyorum" diye düşünmeniz belki de yapacağınız en büyük stratejik hata.
    Kendinize ayırmanız gerektiğine inandığınız ve ayırmadığını her saat sizin ruh ve beden sağlığınızı ve dolayısıyla çalışma veriminizi olumsuz etkileyecektir. Bu da işlerin zamanında yetişmemesine neden olacak. Oluşan zaman stresinden dolayı sinirleriniz gerilecek, bu durum sağlığızı etkileyecek, konsantrasyonunuz bozulacak, veriminiz düşecek, bu durum üzerinizdeki zaman stresini daha da arttıracak... daha gider bu.

    Bilmem anlatabildim mi :)

Şimdilik bu kadar,
Halen çalıştığım full-time işimde kalan parçaları toplamaya devam edeyim.

Umarım birilerine yararlı olabilmiştir.
İleride burada daha fazla paylaşımda bulunabilmek dileğimle.

Etiketler:


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor