.

Çarşamba, Kasım 29, 2006

linkibol Blog Araçları #

Blogunuzu daha çok kişinin okumasını; blog iletilerinizi daha çok kişinin
  • keşfetmesini,
  • saklamasını,
  • ve paylaşmasını
mı istiyorsunuz?

O zaman linkibol blog araçları tam size göre.

... Görüşmek üzere.

Etiketler: , , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Kasım 25, 2006

Web Uygulaması Geliştirmenin Sırrı #

okuyucuya not: Gerçi bu ileti bu blogun konusuna girmiyor ama Türkçe içerikli başka blogum olmadığı için buraya eklemeyi yerinde buldum. Belki ileride web yazılımı geliştirmeye yönelik ayrı bir sayfa/site/blog tasarlayabilirim.

Yakın zamanda şöyle bir soru geldi bana:
Ben çook amatör bir webmasterım ve bu işe yeni yeni başlıyorum. Benimki bir hobi diye
nitelendirilebilir. Lisans döneminde JAVA derslerinde programlama hakkında bilgim olmuştu
ama sonrasında bir alakam yok.

Elime geçen ne kaynak varsa okumaktayım. Ancak bu plansız gidiş beni bir hayli yormakta.
Web programlama ve websitesi oluşturmada çok başlangıç seviyesinde değil ama
başlangıç-orta seviye arası kendimi geliştirebileceğim bir kaynak var mı?

Daha önce de çeşitli defalar benzer (neredeyse aynı) sorularla karşılaştığım için "artık bu konuya daha doyurucu bir cevap vererek nokta koymanın zamanı geldi" diye düşündüm.

cember.net bilişim forumarında da ara sıra bu tarz sorular gelince üyeler elinden geldiğince bildiği linkler/referansları söylererek katkıda bulunuyorlar.

Fakat bu öneriler zaman içerisinde kayboluyor. Gerek cember.net'i gerekse ortalığı biraz kurcalayarak aşağıdaki listeyi oluşturdum.

Umarım yararlı olur.

  • Kitap önerileri
    • Beginning JavaScript with DOM Scripting and AJAX (from novice to professional)
      - Christian Heilmann
    • Css Mastery / Advanced Web Standards Solutions
      - Andy Budd, Cameron Moll ve Simon Collison
    • Designing with Web Standards
      - Jeffrey Zeldman

bitti mi? bitmedi...

(cember.net'ten Halil Özgür Bey'in katkılarıyla)

bitti mi? yine bitmedi...
  • Renk teorisi; renklerin kullanımı ve etkileri:
"Color Matters"
http:­/­/www­.colormatters­.com­/colortheory­.html

"Color Worqx"
http:­/­/www­.worqx­.com­/color­/
  • Her konuda genel başlangıç:
"W3CShools"
http:­/­/www­.w3schools­.com­/
  • "Standardlar Erişilebilirlik"
http:­/­/www­.w3­.org­/
http:­/­/www­.w3­.org­/WAI­/
  • "CSS"
http:­/­/www­.csszengarden­.com­/
http:­/­/www­.positioniseverything­.net­/
  • "Kullanıcı Taraflı Betik (client-side scripting)"
http:­/­/onlinetools­.org­/articles­/unobtrusivejavascript­/ (alışkanlıklarınızı değiştirin)
http:­/­/www­.quirksmode­.org­/ (çapraz-tarayıcı uyumlu kodlama için harika bir referans)
  • Genel Referans:
"Zeldman.com"
http:­/­/www­.zeldman­.com­/

"Man in blue"
http:­/­/www­.themaninblue­.com­/

Bitti mi?

Şimdilik bitti :)

Yararlı olması ümidiyle.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Kasım 24, 2006

Gün 84 - Bebek Adımları #

cember.net bilişim forumunda yakın zamanda Türkiye'de Bilişimin nereye gittiği konusunda doyurucu bir tartışma yaşandı.

cember.net üyelerinden Vedat Taylan'a göre:
webmasterlık başka bir şey; proje geliştirmek yönetmek onu ilerletmek başka şeylerdir bunun anlaşılmasında fayda var. Projeleri ekipler yapar. Takım çalışması olmadan başarı kazanılmaz bunu tekrar edip bir daha söylemek istemiyorum. Yıllık 100 usd ye hosting alıp buraya bir site kurup o siteyi milyon dolarlık bir yapı haline getirme fantazilerini bir kenarı bırakın. Arkadaşlar bu şekilde hayal kırıklıklarına uğrar gereksiz fantazilerle zaman geçirirsiniz...
Kısmen katılıyorum. Kısmense katılmıyorum.

Niye mi?

Param Yok, Fikrim Çok

Çoğu başlangıç girişiminin (startup) temel amacı; yatırımcılardan başlangıç maliyetlerini karşılayacak finansman bulmaktır.

Ancak birilerinin size finansman sağlaması pek çok sonucu da beraberinde getirir:
  • Beklentiler yükselir;

  • Yatırımcıların çoğu paralarını (neredeyse hemen ve faiziyle beraber) geri isterler.
İşin garip tarafı finansman arayışı, sanılanın aksine çoğu zaman kaliteli bir ürün ortaya çıkarmanızı engeller. Çünkü ürününüzü kullanıcıya nasıl yararlı hale getireceğinize odaklanmak yerine borç aldığınız girişim sermayesini (venture capital) en kısa zamanda nasıl geri ödeyebileceğinize odaklanırsınız.

Bu da;
  • Ürününüze yeni özellikler eklemek yerine; reklam ve pazarlama faaliyetlerine ağırlık vermenize;

  • Ürününüzdeki sorunlara (bug) köklü çözümler üretmek yerine günü kurtaracak yamalar üretmenize;

  • Kaliteye değil, hızlı çözümlere önem vermenize; göz boyamaya çalışmanıza
neden olacaktır.

Azim ve İstekliliğe Fiyat Etiketi Eklenemez

Diyelim ki bir web uygulaması geliştiriyorsunuz. Neye ihtiyacınız var:
  • Donanım: Donanım bu aralar geçmişe göre hayli ucuz.
  • Yazılım: Ortalıkta tonla özgür kaynaklı bedava yazılım var.
  • Bant Genişliği: Eğer youtubue türevi bir ürününüz yoksa kaliteli bir kiralık sunucu (dedicated server) hizmeti işinizi rahatlıkla çözer.
Neden milyon dolarlık projenize harıl harıl finansman aramak yerine öncelikle elinizde olanlarla yetinmeye çalışmıyorsunuz?

Böylelikle kendinizi zorlayacak ve gerçekten gerekli olan en az kaynakla çözüm üretmeye çalışacaksınız.



Yine kendimden örnek verirsem; linkibol'u rahatlıkla birkaç bin dolarlık bir Oracle DBMS üzerine de inşa edebilirdik.

Ama veri yönetim mimarisi için neyi tercih ettik?

Doğru tahmin: mySQL.

Niye? Bedava olmasına rağmen yeterince güvenilir bir veritabanı olduğu için.

Tabii ki bu seçim pek çok sonucu da beraberinde getirdi:

En basitinden, daha dikkatli olmamız gerekiyordu: Oracle'da düşünmeden yazacağımız bir sorguyu (çünkü ne yazarsanız yazın en iyi şekilde optimize edecektir) MySQL için kılı kırk yararak tekrar tekrar tasarladık.

Önünüzdeki her Türlü Engel Yaratıcılığınızı Körükler

İnanıyorum ki eğer elimizde yeterince başlangıç sermayesi olsaydı şu an linkibol için ürettiğimiz yaratıcı çözümlerin belki yarısını bile düşünmemiş olacaktık.

En azı düşünün:

On kişilik bir ekip mi gerekli size?
Peki bu iş iki kişiyle çıkar mı?
Neden olmasın?

300 bin dolar senelik bütçeye mi ihtiyacınız var?
Gel şunu 2 bin dolar yapalım.
Olur, neden olmasın?
(not: verdiğim rakamların linkibol ile herhangi bir bağlantısı yok)
Ya proje üzerinde tam zamanlı uğraşmaya vaktin olmayacaksa?
Gün içinde yapacak başka işlerin varsa?
Ona da peki. Hem benim adım Batman, linkibol benim gece işim ;)

Sınır mı? O da ne?

Önünüze gelen engeller sizi sınırlamaz. Aksine bu engelleri doğru kullanmayı bilirseniz fikrinizi çok farklı açılardan şekillendirmenize yardımcı olur.

Ürettiğiniz ürün, yaratıcı fikriniz, kafanızdaki insanların yaşam tarzını değiştirecek projeniz her ne olursa olsun; bilin ki meyvelerini toplamanız için uzun bir süre geçmesi gerekir. Kimse bir gecede popüler olamaz. O nedenle kullanıcılarınızın/müşterilerinizin ve sizin uzun bir süre kullanabileceği kaliteli bir eser çıkarmaya bakın.

Ve gerisini boşverin.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Salı, Kasım 21, 2006

Biraz Çocuk Olmaya Ne Dersiniz? #

Oyuncu olmasaydım;
Çocuk olmak isterdim,
Oyunlar oynamak için...

Müjdat Gezen
Yaratıcı olmak için, hayattan zevk almak için, yaptığımız işi sevmek için biraz çocuk olmalıyız.
Başka türlü ne günlük hayatımızda; ne de iş hayatımızda mutlu olabiliriz.

Niye mi açtım bu çocukluk konusunu?

Yakında istanbulog'a "istanbul oyuncak müzesi" hakkında harika (gerçekten harika!) bir yazı geliyor.

Şimdiden merak edin biraz diye :)

Arada bir şeyler oynamak; fotografik hafızasını test etmek isteyenler içinse ufak bir oyunumuz var.

...Görüşme üzere.

Etiketler: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Perşembe, Kasım 16, 2006

cember.net blogları herkesin oylamasına açık #

cember.net blog network blogları artık herkesin beğenisine ve oylamasına açık.

Yeni oylama sistemi ile, cember.net blogları arasından beğendiklerinizi daha üst seviyelere çıkarabilirsiniz.

Yapmanız gereken tek şey ilgili bloga ait "eylemler" linkini tıklayarak olumlu (yukarı ok) ya da olumsuz (aşağı ok) vermek.

cember.net blog network'ün oylama kısmı linkibol.com alt yapısını kullanıyor.

linkibol şu an gizli beta'da olan ve pek yakında herkesin kullanımına açılacak bir web20 sosyal link ve etiket paylaşım ağı.

ilk deneyenlerden biri olmak için linkibol'a buradan erken kayıt olabilirsiniz.



... Görüşmek üzere.

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Kasım 15, 2006

Gün 83 - Entropi her zaman kazanır. #

Termodinamik okuyanlar bilir:
Evrende maksimum düzensizlik ve minimum enerjiye olan eğilim birbirini zıt yönde destekler.
Yani siz bir sistemi ne kadar düzenlemeye çalışırsanız; sistem en az sizin çabanız kadar (ve muhtemelen çok daha fazla) düzensizliğini arttıracaktır.

Bu durum fizikte, ısı dinamiğinde, akışkanların davranışlarında böyle olduğu gibi güncel hayatınızda; projelerinizde; sosyal çevrenizde; uluslar arası ilişkilerde; dinde, politikada ve işinizde de aynen geçerlidir.

Siz ne kadar "düzenli" olmaya çalışırsanız çalışın; bir yerleri ne kadar derleyip toplamaya gayret ederseniz edin; farkında olmadan bambaşka bir yerde çok daha yoğun bir düzensizlik oluşturacaksınız.

Diyelim bir proje üzerinde çalışıyorsunuz. Projenin gelişimi esnasında yapılacaklar listenizin devamlı olarak şişkinleştiğini; önemli kilometre taşlarını ertelediğinizi; yani sürekli vites küçülttüğünüzü fark edeceksiniz.

Örneğin, diyelim birkaç hafta içinde altı aydır geliştirip durduğumuz ürünümüzü hizmete açıyoruz. Yani önümüzde önemli bir kilometretaşı (deadline) var.

Ancak kimse bu kilometre taşının farkında değil:

Bakıyoruz ki ortalıkta lanse edilmeye hazır olgun bir ürünümüz yok. Neyseki kalite kontrol ve testten sorumlu ekip arkadaşlarımız işlerini iyi yapmışlar ve yüzlerce yapılacak işimiz (ya da yazılım projeleri için: megabaytlar dolusu bir bug veritabanımız) var.

Kötü haber ise; ekibinizde kimse bu bug (hata) veritabanına aylardır elini bile sürmemiş. Ve siz birkaç gün içerisinde ürününüzü lanse etmekten bahsediyorsunuz.

Girişimci (ve yönetici) olarak bir karar almanız gerekirse
Gerekirse sabah akşam çalışılacak; ama bu veri tabanındaki tüm hataları ayıklamış olacağız!
diyerek bir savaş açabilirsiniz.

Ancak altı aylık birikmiş bir hata yığınını elinizde bir tabur yazılımcı olsa yine de birkaç haftada ayıklayamazsınız. Ve işin ilginci siz bu hataları ayıkladıkça sağdan soldan yeni yeni hatalar mantar gibi türeyecektir (tecrübeyle sabit).

Yani kazanan her zaman entropi olacaktır.

Tüm bug'lara teker teker savaş açmak mı?
Tamam, açalım. Elimizde kayıtlı 352 bug var. Bir o kadar da kayıt dışı olanı var bu böcüklerin.

Diyelim ki mucizevi bir şekilde her hatayı ortalama 15 dakikada çözdük. Tam tamına 88 adam x saatlik bir iş gücü demektir bu!

Ve hiçbir hata 15 dakikada ayıklanamaz.

Tüm bunların yanısıra, yöneteceğiniz insanlar, yapacağınız diğer işler varsa ve son birkaç haftasonunuzu tam kapasite bu hata ayıklama savaşına verdiyseniz ve yine de pek bir değişiklik yoksa; bir şeylerin yanlış gittiğini fark edeceksiniz.

Yazılım hataları işin sadece bir yüzü. Bir de bu hata ve değişikliklerin yansımaları var:
  • Pazarlama dokümanlarınız güncelliğini kaybetmiş; güncellemeniz gerekli.

  • Kullanıcı arayüzünüz değişmiş; bu değişikliğin yardım sayfalarına, sık sorulan sorulara; ürün tanıtımına ve diğer pazarlama materyaline yansıtılması gerekli.

  • Test senaryolarınız tarih öncesinden kalma. Güncellenmeleri ve lansman öncesi yeniden test yapılması gerekli.
Ve elinizde tek güvenilir kaynağınız: "hata veritabanı"nız.

Fakat; 352 bug ve 88 adam*saatlik iş mi? Durun bir dakika. Daha lanse edecek bir ürünüm var benim!

...

Böylesi bir felaket senaryosu karşısında soruna analitik olarak yaklaşmazsanız dağ gibi büyüyen sorunlarla (ve yanında yoğun bir karın ağrısıyla; reflü'ydü değil mi şu yönetici hastalığı?) baş başa bulursunuz kendinizi.

Öyleyse bir süreliğine katı ve kuralcı yönetici kimliğimizi bir kenarı bırakalım ve farklı bir şapka takalım:

352 x (15 dakika) = "imkânsız"

Bu (hayli makul ve iyimser) tahmin bile korku ve endişeden insanın kanını dondurmaya yetiyor.

Bir kez bu korkuyu üzerinden attı mı, mantıklı düşünebiliyor insan:

Peki o zaman ne yapmalı?

Benim önerim: Hemen başlayın!
Fakat, daha test etmediğim yüzlerce senaryo var.
Boşverin. Genel bir test yapın. Hemen şimdi. Ve başlayın.
Dur, dur, dur... Dinle. Ürün detayları dosyası (spec) henüz tamamlanmış değil. Hem yarın sabah dokuzda....
Sus! Sessiz... Otuz sayfa da yazsan bir paragraf da yazsan nasıl olsa senden başkası okumayacak. O zaman özet bir paragraf yaz ve hemen başla!

...

Bir yapılacaklar listeniz olabilir. Sizce bu listedeki maddeler "bir gün elbet" yapılacağı için mi ordalar?

Kesinlikle hayır!

Yapılacaklar listeniz sizin aslında "erteleme" listenizdir. Yapacağınız işi yapılacaklar listenize koyup, kendinize içinizden geldiğince erteleme hakkını veriyorsunuz.

Eğer varsa böyle bir listeniz bir göz gezdirin bakalım:
  • Kaç tane maddeyi ne zaman eklediğinizi bile unuttunuz?

  • Kaç tane maddenin nasıl yapılacağı konusunda en ufak bir fikriniz bile yok?

  • Kaç maddenin aslında yapılıp yapılmadığını bile bilmiyorsunuz?
Başlamadığınız sürece hiçbir şey olmaz.

...

Önce imkansızlıkları inceleyelim. Bu yazıya konu olabilecek iki tür imkansızlık var:
  • Ya yapacağınız işin boyutu öylesine büyüktür ki fazla bir zihinsel efor gerektirmese bile verilen zamanda yapılamsı olanaksızdır.

  • Ya da yapacağınız iş karmaşıktır; yoğun bir analiz gerektirir ve verilen zamanda yapılması imkansızdır.
Yapmanız gereken iş, sıkıcı ve çok da olsa beyninizi parçalayacak kadar zor da olsa yapmanız gereken tek bir şey var:

Başlamak!

Bu mudur yani? Bu kadarcık mı önerin?

Evet, budur. Başlayın. Ertelemeyin, beklemeyin, bahane üretmeyin, hemen ve şimdi başlayın.

İkna olmadınız mı?

Şu yapılacaklar listenize bir daha dönün.
  • Kaç tane "acil" ve "son derece önemli" olarak işaretlediğiniz görev üç aydır orada?

  • Peki altı aylık acil ve önemli görevler?

  • Ya bir yıldır orada duranlar?
Can sıkıcı değil mi?
İyi de başlasam bile nasıl bitireceğim ki...
Kendinizi eleştirmeyin.

Listenin en tepesindeki hatayı okumakla başlayın. Geride kaç tane hata kaldığını düşünmeyin bile. Ve bu hatayı düzeltmekle başlayın işe.

Bakın ilerler gibi oldunuz. Bir iki hata daha ayıklayın. Sanki biraz ivme kazandınız değil mi?

Ve bu durum kendinize olan güveninizi tazeledi:
İlerleme + İvme = Güven

Arada farklı şeyler de yapın


İster bitmez bir can sıkıcı işler listeniz olsun; isterse beyninizin fosfor ve oksijen gereksinimini üçe katlayan karmaşık bir problem; zihninizin tıkandığı, yaptığınız işin gerçekten size olanaksız geleceği anlar olacaktır.

O zaman; başka bir işle uğraşın.

Kendi alanımdan örnek verirsem:

Veritabanı kodlarken kritik bir noktada kitlendiniz ve nereye gideceğinizi kestiremiyor musunuz? O zaman kullanıcı arayüzü ile uğraşın.

Kullanıcının arayüzle en kolay nasıl etkileşeceğini bulmakta sorun mu yaşıyorsunuz? O zaman yarım bıraktığınız "arama motoru" özelliğinin nasıl daha hızlı ve verimli çalışacağını bulmaya çalışın.

Kod yazmaktan ve tasarım yapmaktan sıkıldınız mı? O zaman pazarlama planlarını güncelleyin; yardım dosyalarını elden geçirin.

Öncelikle takıldığınız/sıkıldığınız noktada odağınızı değiştirmek beyninize oynaması için yepyeni bir oyuncak vermek demektir. Ve beyin yeni zorluklara / yeni haberlere / yeni eğlencelere; kısacası yeni her türlü bilgiye bayılır.

Daha da önemlisi; siz uğraştığınız zorlu problemi bir kenarı bıraktığınızı düşünseniz de beyniniz arka planda bu olanaksız sorunu çözmek için çabalar durur. Onun için çoğu zaman ilham uyurken, duş alırken, gezinirken... yani beklenmedik anlarda insanın karşısına çıkar.

Beyniniz üzerinde çalıştığınız sorunun ne kadar önemli olduğunu bilir ve bir çözüm bulana kadar bu sorunun üzerinde çalışmaya devam eder. Ve gereken çözümü bulur da. Siz kapasitenize ve gücünüze inanın yeter.

Entropi her zaman kazanır.

Hayatı bazen kendimi ve yaşayışımı parça parça düzenlemek için kurulmuş bir "yapılacak işler" dizisi olarak görüyorum.

Bütüne bakıldığında, fark edilecek olan, bu görevler dizisinin yapılması olanaksız ve çok yoğun çaba gerektirecek olmasıdır.

İşin gerçeği; dünya takip edebileceğinizden çok daha hızlı bir ivme ile değişiyor.
Bu değişime iki farklı açıdan bakabilirsiniz:

  1. Dünyamı kontrol edebileceğime ve imkansız gibi görülen binlerce/milyonlarca görevin hepsine aynı anda agresif bir savaş açıp, bu savaşı kazanabileceğime ve yaptığım değişikliklerin beklenmedik olumsuz hiç bir sonuca neden olmayacağına inanıyorum. Haydi bakalım, göreyim kendimi!

  2. Dünyayı kontrol etmek diye bir şey yok. Aslında kontrol edilecek bir şey de yok. Her şey sürekli bir akışkanlık içerisinde. Bu akışkanlığın bir parçası olacak; yani entropinin sürekli kendimi değiştirmesine izin vereceğim. Biliyorum ki entropi her zaman kazanır. Değişimi yönlendirdiğimi hissetmek ise bana ivme kazandıracak ve güven verecektir.

Seçim sizin.

Ama bence "hemen başlayın".

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazartesi, Kasım 06, 2006

Eminim gittiği yerde mutludur. #

Pülümürün Yaşsız Kadını

Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
yaşını sordum bir giz gibi güldü
kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
yüzüne baktım bir giz gibi güldü

bir asa vardı elinde
bir solmuş kırallığın
kadifeden harmanisi üzerinde
bir Hititliydi o bir Selçukluydu
bir Ermeniydi bir Kürttü
bir Türk

yaşını sordum bir giz gibi güldü
koluma girdi bir soylu kadınca
tozlu köy yolunda sürüyerek eteğini
beni tek gözlü sarayına götürdü
köy yapısı kulübesinin

Bülent Ecevit

Etiketler: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Kasım 03, 2006

Gün 82 - Neden CEO'lar blog yazmaktan korkar? #



Tüm internet bir sahne ise, CEO'lar neden bu sahneyi kullanmaktan çekiniyorlar?


CEO'lar (üst düzey yöneticiler) risk faktörü yüksek eylemlerden kaçınırlar.
Örneğin;
  • dağcılık

  • paraşütle atlama

  • motorsiklet yarışçılığı

  • ... ve "blog yazarlığı"

Daha blog'un ne demek olduğunu bilmeyen yöneticiler varsa; onları en kısa zamanda blog kavramı ile tanışmaya davet ediyorum.
Bazı yöneticilerin "kendi blogumu yazmaya zamanım yok" der gibi olduklarını duyuyorum. Eğer bu iletiyi okumaya zaman bulabiliyorsanız, kendinize ait bir blog oluşturmaya da rahatlıkla zaman ayırabilirsiniz. Zamanın ne kadar göreli olduğunu en iyi sizlerin bilmesi gerekir.
Çalışanları ile, potansiyel müşterileri ile, yatırımcılar ile sürekli iletişim halinde olmak bir CEO'nun (bence) en önemli görevlerindendir. Ve bloglar sanıldığından çok daha güçlü bir iletişim ortamı sunarlar.

...

Aslında CEO'lara blog yazma çekingenlikleri konusunda hak vermek gerek:
Okuyucuları tarafından saygınlık kazanmış bir blogun iletişim gücü o kadar yoğundur ki; bu bazen istenmeyen sonuçlara yol açabilir. İletilmek istenen mesaj hitab edilen kitle tarafından farklı yorumlanabilir. İşte yöneticileri de asıl ürküten budur: Yanlış anlaşılmak; kendilerinin ve temsil ettikleri firmanın ününe zarar gelebilme ihtimali.

Evet, şirketin en tepesindeki bir ismin tüm içtenliğiyle görüşlerini dünyanın geri kalanına açması; istemli olarak gardını düşürmesi bir risk gibi görünebilir. Fakat bu riski kabul ederek insiyatifi ele geçirmek; riski yönetebilenlerin kazanacağı ödüle değer.

Zaten "yöneticilik riski akıllıca yönetebilme becerisi" değil de nedir?


Blog sahibi olmak firmama ne kazandıracak?

Her geçen gün daha fazla firma blog dünyasına katılıyor. Bir CEO ya da bir firma bir blog başlatarak ne kazanabilir?

İnternet sürekli evrimleşiyor. Benzer şekilde blog platformları da evrimleşiyor. Eskiden blog denilince akla kişisel web günlükleri gelirdi. Günümüzde ise bloglar sanattan tarihe, sinemadan teknolojiye pek çok konuya odaklanmış yoğunlaşmış içerik siteleri olma yönünde evrimlerine devam ediyorlar.

İş yönetimi / İş hayatı / Şirket blogları da evrimleşen bu blog hiyeraşisisinin bir parçası. İş bloglarının, yapıları gereği, diğer bloglara göre bulundukları sektöre çok daha fazla odaklanması beklenir.

Peki... Ama... Yani... Şey... Neden Blog?

Bir iş blogu başlatmak gerek büyük, gerekse küçük ve orta ölçekli firmalar için yararlı bir seçim olabilir.

Çoğu firmanın (aslında kanun gereği tüm Türk firmalarının) internet üzerinde öyle ya da böyle bir profilleri/siteleri bulunuyor. Bu sitelere yoğun ve sürekli bir ziyaretçi trafiği sağlamaksa; sadece reklamla elde edilemez.

Öte yandan, bir blog başlatıp, alanınızdaki yetkinliğinizi dünyanın geri kalanına ispatlayarak firmanızın sitesine milyonların erişmesini sağlayabilirsiniz.

Eğer bir CEO iseniz firmanız için bir blog başlatmaktan daha mantıklı bir karar olamaz çünkü:
  • Çalıştığınız sektörü en iyi siz bilebilirsiniz:

    Bir firma yönetiyorsanız, ne yaptığınızın en iyi siz farkındasınızdır. İş sektörünüzü çok iyi biliyorsunuzdur. Hatta alanınızda bir "guru" bile olabilirsiniz. Peki neden bilgi ve deneyiminizi dünyanın geri kalanıyla paylaşarak müşterilerinizin size olan güvenini tazelemiyorsunuz?

  • Daha fazla kişiye erişme imkânı bulabilirsiniz:

    Web sayfanızda "son gelişmeler / sıcak haberler / sektör haberleri / basında XYZ.com / çalışanlarımızdan / vizyonumuz / misyonumuz"... gibi bölümler halihazırda bulunabilir. Fakat bu bölümleri -- inanın bana -- çalışanlarınız, müşterileriniz ve potansiyel müşterileriniz dahil olmak üzere hiç kimse okumuyor.

    Tüm bunların yerine bir blog başlatarak yeni bir okuyucu (ve dolayısıyla potansiyel müşteri) kitlesi oluşturmanız çok daha kolay.

  • Çalışanlarınızla etkileşim fırsatınız olur:

    Blogunuzu okuyan çalışanlarınız sizi ve vizyonunuzu daha yakından tanıyacak. Şirket vizyonunuz duvarda asılı bir tabela olmaktan öteye geçecektir.

  • Geniş bir kapsama alanınız olur:

    Blogunuzu sadece varolan müşterileriniz ya da potansiyel müşterileriniz için değil; dünyanın geri kalanı için tasarlanmış bir iletişim aracı olarak düşünün.

    Örneğin blog yazılarınızda, üreteceğiniz yeni ürün için ufak ufak ipuçları verebilir; insanların (ve eğer blogunuz etkin bir blog ise basın ve yayın organlarının) ilgisini çekebilirsiniz (ing: create a buzz).

    Kısacası tek kuruş harcamadan reklam ve pazarlamanızı yapıyorsunuz. Daha ne isteyebilirsiniz ki?

  • Müşteri ilişkilerine farklı bir bakış getirebilirsiniz:

    Yeni bir müşteri edindiğinizde bu müşteriyi elde tutmak için elinizden geleni yaparsınız. Yeri geldiğinde müşterinizle kişisel bir bağ kurmaya çalışırsınız.

    Blogunuz varolan ve gelecekteki müşterilerinizle iletişim içerisinde bulunmak için biçilmiş kaftandır. Müşterilerinizin blog konularınıza katılmasını sağlayabilir; ürün gamınızda neleri beğendiklerini / hangi ürünlerinizi beğenmediklerini -- onlar için neyin iyi, neyin kötü olduğunu öğrenebilirsiniz.

  • İnsan kaynaklarına erişiminiz kolaylaşır:

    Eğer blogunuz sektördeki ağır toplardan biri olmayı başarırsa, her gün birbirinden kaliteli insanın size iş başvurusu yaptığını fark edeceksiniz. İnsanın doğasında olan şey bu. İnsan hep "en iyisi" ile birlikte olmak ister.

  • Arama motorları bloglara ve blogculara bayılır:

    Google taze ve kaliteli içeriğe önem verir. Bu içeriği daha sık tarar ve daha ön planda tutar. Bloglar da sürekli taze ve kaliteli içerik sunarlar. Aradaki ilişkiyi kurmak için fizik profesörü olmaya gerek yok ;)

    Bloglarımda yeni bir ileti yazmamla bu iletinin google tarafından endekslenmesi arasında geçen zaman bazen birkaç saat gibi kısa bir süre bile olabiliyor. Öte yandan şirket sitenizin ana sayfasında yaptığınız bir değişikliğin google (ya da diğer arama motorları) tarafından farkedilmesi günler / haftalar / hatta aylar alabilir.
İyi de ben bu konulara biraz uzağım; nasıl başlayacağım?

cember.net blog network blog'unu takip ederek başlayabilirsiniz.
Önümüzdeki 10-15 günlük sürede, cember.net blog network blogunda, yeni başlayanların blog yazarlığı konusunda dikkat etmesi gereken önemli konulardan bahsedeceğim.

.... Görüşmek üzere.

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Kasım 01, 2006

Gün 81 - Başarı, Balık Tutmak Gibidir #

Ürettiklerinize, yorgunluklarınıza, sevinçlerinize; kısaca hayatımıza bir bakın.

Hayatınızın (size göre) en başarılı anlarını düşünün.

Fark edeceksiniz ki, gerçekten başarılı olduğunuz anlar, en beklenmedik, neredeyse tesadüf diyeceğiniz durum ve olayların bir araya gelmesiyle oluşur:
  • X ile tanışmasaydım hayatımın anlamını bulamayacaktım.

  • O gün o kokteylde olmasaydım, şimdiye iflas etmiştim.

  • Hâlâ o fikir nasıl aklıma geldi bir türlü anlamıyorum; iyi ki de gelmiş.

  • Sonra düşündüm ki; kimsenin henüz bu işi yapmamış olması bu fikrin anlamsız olduğunu göstermez. Ve şu an buradayım.

  • Gecenin bir yarısı kalktım ve başarı hakkında bir blog yazdım, sonra bir baktım beş gazate ve bir dergi röportaj için peşimdeler ;)

  • Sonra dedim ki kendi kendime;"neden tüm cember.net'ci blogger'lar birleşmiyor?"

  • Ve birden kendi şirketimi kurma maceramı dünyanın geri kalanıyla paylaşmaya karar verdim; ve şu an iş hayatı, iş yönetimi, girişimcilik ve kendi işini kurma konularında Türkiye'nin en çok takip edilen bloguyum.
    ... Bir dakika, geliyorum doktor bey.
Eminim örnekleri arttırabilirsiniz.

Çoğu zaman fırsatlar en beklenmedik anlarda karşımıza çıkar. Hiç beklemediğimiz "ne gereği var" dediğimiz bir yatırım bizi geleceğe götürecek yeni girişimimiz olabilir.

Peki o zaman, iyi fırsatlar ile kötü fırsatları birbirinden nasıl ayıracağız?

Cevap basit: ayıramazsınız.

İşler nadiren bizim (ya da herhangi birinin) beklediği gibi gelişir. Geleceğin nasıl olacağını önceden belirlemek için tonla para alan trend araştırmacıları, pazar analistleri bile çoğu zaman yanılırlar.
Gelecek hakkındaki en kesin şey, geleceğin tamamen rastlantısal olduğudur.
iş olsun, aşk olsun, arkadaşlık olsun hiç farketmez: Hangi fırsatın değerli olduğunu; hangi fırsatın üzerinde harcadığınız emeğin hakkını vereceğini bilemezsiniz - Bir sonraki adımın sizi nereye götüreceğinden bile emin olamazsınız.

Bu belirsizlik durumuna karşı alınabilecek en akıllı-mantıklı tepki elimizdeki fırsatların sayısını olabildiğince arttırmaktan geçer. Boşuna dememiş ingilizler "Don't put all your eggs in one basket" (tüm yumurtalarınızı aynı sepete koymayın) diye.

Olabildiğince fazla girişimde bulunun; sürekli yeni fikirler üretin. Ve bu fikirlerin çoğunun
  • hiçbir değeri olmayacağına;

  • hiçbir işe yaramayacağına;

  • herhangi bir sebepten dolayı (pazar payı / finansman eksikliği / zaman eksikliği) uygulanabilir olamayacağına
kendinizi hazırlayın. Fakat bu fikirlerden bazılarının size hayal ettiğinizden çok daha fazlasını kazandıracağını da bilin.

Dedim ya, başarı balık tutmak gibidir. Ne kadar farklı yere olta atarsanız, o kadar çok balık yakalarsınız. Attığınız oltaların çoğu zaman kaybı olacaktır.

Belki bazen balık tutayım derken denizden asker postalı çıkaracaksınız. Ama tuttuğunuz bazı balıklar beklediğinizden kat kat büyü olacaktır.

Çoğu insan, sonunda belirgin bir ödül olmayan riskli bir girişime para ve zaman ayırmaktan çekinir. Kendileri için "güvenli" olan yolları tercih ederler; ve sadece sonunda kazanacaklarından kesinlikle emin oldukları fırsatları kovalamak isterler.

Sorun, kârlı ve güvenli görünen fırsatların çoğunun aslında ne kârlı ne de güvenli olmamasıdır. Hangi fırsatın sizin için iyi sonuçlar doğuracağını bilemezsiniz. Elinizdeki fırsatları sınırlandırmak; başarı şansınızı sınırlandırmak demektir.

İşte sizi başarıya götürecek bir yol!

En azından benim deneyimlerim bu yönde.
Sizin deneyimlerinizi de duymak beni mutlu eder.
Siz ne düşünüyorsunuz?

Etiketler: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor