.

Perşembe, Ekim 26, 2006

Gün 80 - Heyecanı ve istekliliği taklit edemezsiniz #

Heyecan ve isteklilik; kolay kolay taklit edemeyeceğiniz iki şey.

Ürün veya hizmetinize, kısacası yaptığınız işe ya da sunduğunuz servise büyük bir heyecanla bağlı değilseniz bunu isteseniz de istemeseniz de karşı taraf fark edecektir.

"E bunu herkes biliyor, ne var ki?" diyor olabilirsiniz. Peki bu durumun kurduğunuz iş ilişkileri ve ortaklıklar için de aynen geçerli olduğunun farkında mısınız?

Alanının en iyisi olan, size mükemmel bir çözüm sunabilecek ancak sizin ne ile uğraştığınız, bakış açınız ve vizyonunuz konusunda en ufak bir fikri dahi olmayan bir guru ile iş ilişkisi / ortaklık kurmaktansa sizinle aynı heyecanı paylaşan / sizi bir adım öteye götürmeyi amaçlayan ortalama bir kimse ile çalışmak çok daha yararlı olacaktır.

Tabii ki her iki dünyanın en iyisini bulursanız çok daha iyi. Ancak, unutmayın ki, istisnalar hariç , istediğiniz her şeye aynı anda sahip olamazsınız. Bir şeyi elde etmeniz, başka bir şeyden fedakarlık göstermenizle olur :)

Bu yüzden sizinle aynı istekliliği, aynı öngörüyü ve aynı bakış açısını paylaşan birisini bulmaya bakın:
  • Öyle birisini bulun ki, tek başına bıraktığınızda bile yaptığı işin ivmesinde bir değişiklik olmasın;

  • Öyle birisini bulun ki, konuya sizin görmediğiniz farklı açılardan bakabilsin;

  • Öyle birisini bulun ki, söylediklerinizi birebir uygulamak yerine gerektiği yerde insiyatif kullanmayı bilebilsin;

  • Öyle birisini bulun ki, "X işi ne oldu?" sorusunu sorma ihtiyacı hissettirmesin size;

  • Öyle birisini bulun ki, büyük şirketinin kurumsallık ve hantallığından bunalmış, yepyeni ve taze bir ortamın arayışı içinde olsun;

  • Öyle birisini bulun ki, kafasında birkaç tane milyon dolarlık fikri olsun;

  • Öyle birisini bulun ki, sizin nefret ettiklerinizden o da nefret etsin;

  • Öyle birisini bulun ki, sizinle aynı değerleri paylaşsın;

  • Öyle birisini bulun ki, treninize gözünü karartarak atlamaktan çekinmesin; riskten korkmasın;

  • Öyle birisini bulun ki,

...

Tabii, bu arada, aynayı kendinize de çevirmeyi unutmayın:
Siz de "öyle birisi" olmaya var gücünüzle gayret edin.
Emin olun çabalarınızın karşılığını er ya da geç alırsınız.
... Görüşmek üzere.

Labels: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Ekim 25, 2006

Kim neye ne zaman inanır? #

  • İnsanlar sizin onlara kuru kuruya söylediğiniz hiçbir şeye asla inanmazlar.

  • İnsanlar onlara gözlerinin içine sokarcasına gösterdiğiniz şeyere nadiren inanırlar.

  • İnsanlar arkadaşlarının kendilerine söylediklerine çoğunlukla inanırlar.

  • İnsanlar kendi kendilerine söyleyip durdukları her şeye her zaman inanırlar.
Bir düşünün; hak vereceksiniz.

Yukarıda listelenen, insanların düşüncelere inanma ve kabul etme öncelik sırasına hayatın her alanında rastlayabiliriz.

Örneğin; diyelim karşı cinsten birini etkilemek istiyorsunuz. Eylem planınıza, bu kişinin "bir arkadaş"ına kendiniz "X de çok hoş çocuk ama; değil mi? ..." diye bahsettirerek başlamaz mısınız?

Benzer şekilde, ürün ve hizmetinizi hedef kullanıcıya doğrudan pazarlayarak ulaştırmanız neredeyse olanaksızdır. Aksine, arkadaşlar, arkadaşların arkadaşları... aracılığıyla kulaktan kulağa, yani viral yolla yaymak her zaman daha etkin, daha verimli, daha sonuca yöneliktir.

Siz ne düşünüyorsunuz? Neler eklemek istersiniz?

Labels: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cumartesi, Ekim 21, 2006

cember.net blog network #

Nedir cember.net blog network?

cember.net üyesi blog yazarlarını bir arada toplayan yeni bir ortam.

Nasıl erişebilirim?

http://cember.sarmal.com/ adresinden.

Cember.net? O da ne?

Türkiye'deki ve dünyadaki profesyonelleri ortak bir çatı altında toplayan Türkiye'nin ilk ve "bana göre" en iyi online iş ağı platformu cember.net.

Benim blogum da burada yayınlanabilir mi?

Tabii ki eğer cember.net üyesi iseniz ve blogunuzda RSS desteği varsa neden olmasın?

Bu kadar kolay olmamalı, kesin başka kıstaslarınız da vardır.

Hayır yok.

cember.net blog network üyesi olmak için
  1. cember.net üyesi olmanız (ki üyelik kolay ve tamamen ücretsiz)
  2. blogunuzun T.C. kanunlarına aykırı içerik barındırmaması
yeterli.

Hepsi bu.

RSS mi? O da ne?

Eğer bir blogunuz varsa, büyük olasılıkla, haberiniz olmasa da RSS hizmeti veriyorsunuzdur.

Eğer benim gibi meraklı iseniz RSS'in ne işe yaradığının ayrıntılarına göz atmak isteyebilirsiniz.

Şey... Ben teknoloji manyağıyım da; OPML var mı OPML?


Olmaz mı? Buyrun burdan alın.

Hatta isterseniz sizin için bir de mybloglog topluluğumuz var.

... Görüşmek üzere.

Labels: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Ekim 20, 2006

Gün 79 - Boşverin Rekabeti #

Rekabeti önemsemeyin derken, rekabeti tamamen göz ardı edin demiyorum. Ancak rakiplerinizi yakın markaja almaktan çok daha önemli bir şey var. Ne mi?





Tabii ki kullanıcılarınız!

Piyasada kimsenin istemeyeceği; kimsenin aklından bile geçmeyen özelliklere sahip yüzlerce ürün var.

  • Ürünümüz 7 faktöre karşı korumakla beraber, size çok daha renkli bir sosyal yaşam olanağı da sağlıyor.
  • Ayrıca duvarınıza uzmanlarımız tarafından yarım metre çapında bir oluk açıyoruz. Buradan düzenli olarak para akacak.
  • Ve son olarak ürünümüz karşı cinsin sizden etkilenmesine; gözünü sizden alamamasına yardımcı oluyor.

Neden ürünümüze onlarca ek özellik eklemeye ihtiyaç duyarız? Düşünelim bir:

1. Rakiplerimizle olan "hangimiz daha iyi" yarışı
Sunduğumuz özellikler bakımından rakiplerimizin gerisinde kalmaktan korkuyor olabiliriz.

2. Körü körüne takip
"Eğer pazar lideri bir özellik ekliyorsa, bu özellik mutlaka kullanıcıların ihtiyaç duyduğu ve istediği bir özelliktir" yanlış inanışı.

3. Kullanıcıların elinde alışveriş listesi ile gezdiğini düşünmek
Kullanıcılarımızın uzunca bir listeye bakarak ürün tercihi yaptıklarını düşünürüz. Ne kadar çok özellik sunarsak, bu listeyi de o kadar çok kapsayabiliriz.

4. Takıntılı olmamız
Yeni özellik ekleme takıntımız olabilir. Hem üründen bir şeyler çıkarmak mantık dışı ve saçma değil mi?

5. Yeni olan her şey gereklidir inancı.
Test edilmemiş yeni özellikler halihazırda düzgün çalışan eski özelliklerden daha iyi çalışır.
Ya da biz öyle düşünürüz.


Bir an için rakiplerinizi ve rekabeti tamamen yok saydığınızı düşünün. Belki de rekabet bu kadar zihnimizi kurcalaması gereken bir şey değildir.
Düşündünüz mü aslında piyasada birbirine benzeyen yüzlerce ürünün var olması bu "en fazla özellik bende olmalı" yarışından kaynaklanıyor.

Siz benzer olmak mı yoksa farklılaşmak mı istersiniz?

Rakiplerimizde olan "bende de var" özellikleri listesini oluştururken farkında olmadan kullanıcılarımızı ürünümüzden uzaklaştırıyoruz.

Nasıl mı?





Belki tüm ilgimizi kullanıcılarımız üzerinde yoğunlaştırırsak yaratıcılık yeteneğimizi de daha iyi kullanabiliriz. Başkalarının ortaya attıkları şeylere körü körüne bağlanmaktan kurtulmuş oluruz. Sizce böylelikle zamanımızı daha verimli harcamış olmaz mıyız?

Eğer tek "rekabet avantajı"nız rakipleriniz ne yapıyorsa aynısını yapıp özellik yelpazenizi geliştirmekten ibaretse farkında olmadan kullanıcılarınızı üzüyorsunuz demektir.

Bir düşünün; hemen hemen her zaman, ne kadar rekabet etmeye çalışırsanız o kadar rekabet gücünüz kaybediyor ve o kadar rakiplerinizin gerisinde kalıyorsunuz.

Bırakın rekabeti! Yaratıcı olun.

...

Her ne kadar rekabeti önemsememeye çalışsak da; çoğu zaman "bu özellik bende de var" yarışının içine girmeye mecbur hissediyoruz kendimizi. Bu yarışa girmemek, ya da bu yarışı kazasız belasız atlatmak için sizin ne gibi önerileriniz var?

Labels: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Pazar, Ekim 08, 2006

İçerik Korsanlığı, nereye kadar... #

Sen çalış didin o kadar yazı hazırla; sonra birisi hem de öyle tanınmayan birisi değil; koskoca NTVMsnbc makaleni alsın resimlerini dahi değiştirmeksizin bire bir kopyalasın; ve – işin trajik yanı – yazının herhangi bir yerinde isminize ya da sitenize en ufak atıfta dahi bulunmasın!

Benim başıma da bir kaç kez gelmişti ama; fazlamesai'den Emre Bey'in başına gelenler kadar pişmiş tavuğa dönmemiştim.

Umarım bu yanlışlık en kısa zamanda düzeltilir ve hak edilen emeğin karşılığı verilir.

Labels: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı #

"Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı"
(Carl Sagan, Tübitak Yayınları) kitabından birkaç alıntı:

Hiçbir şeye göz yummayın. Farklı sonuçlar veren gözlemleri bir arada kullanın. Kendinize yeterli zamanı tanıyın.
Öldükten sonra mutlu olmak için yapacağımız birşey yok.
Cehaletin esenlik getirdiği yerde, zeki olmak budalalıktır.
Kendinizi iyi hissetmenizi sağladığı sürece bir şeyin doğru olup olmadığını umursamamak; cebiniz doluysa paranın nereden geldiğini boşvermek kadar kötüdür.

... Görüşmek üzere.

Labels: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Cuma, Ekim 06, 2006

Gün 78 - Yaratıcı Gerilim #

Hemen her konuda değişimin hızının ve belirsizliğin arttığı bir dönemde yaşıyoruz. Bu değişim yolculuğunda önemli olan karşılaştığınız fırtınalar değil; gemiyi limana getirip getiremediğinizdir.

Sadece belirlenmiş kuralları ve yönergeleri izlemekle fazla yol kat edemeyiz. Kendi kurallarımızı; kendi hedeflerimizi de ortaya koyabilmeliyiz (evet; bu paragrafı bir gün boyu kışlada bu tarz bir eylemde bulunduğum için araya sıkıştırıyorum; ama konu ile de bağlantılı :) ).

Başka bir deyişle önemli olan X işinin nasıl yapılacağı değil; X işini gerektiren etkenler bütününe karşı sizin nasıl davranacağınız; olası bir belirsizlik anında ne yapacağınızdır.

Sadece böyle bir yaklaşımla geleceğe ilişkin öngörülerimizi geleceğe yönelik hayallerimiz arasında gerçekçi ilişikler kurabiliriz.

Ne yaratmak İstiyorum; Ne olmak İstiyorum?

Öncelikle bu soruya cevap vermeliyiz. Yaratıcılığımız; hayal gücümüz; geleceğe ilişkin bakışımız ve projelerimiz geçmiş ve gelecek arasında kurduğumuz bu ilişkinin temelini oluşturacaktır.

O klasik kelimeyi kullanmak istemiyorum (ama kullanmazsam yazının devamı gelmeyecek). Kısacası; Vizyon sahibi olmalıyız.

A aaa Bizim Şirketin Girişinde Asılı Çerçevelenmiş Kocaman Anlamsız Yazıdan Bahsediyor Galiba!

Vizyon mu? O da ne?

Pazarlama Yönetimi kitaplarında vizyonun ne olduğuna dair onlarca tanım var zaten. Onun için bir kez daha tanımlamayacağım.

Onun yerine vizyon kavramının ne olmadığına; nelerle karıştırılmaması gerektiğine değinmek daha doğru olacak:
  • Vizyon, bir "tedavi yöntemi" değildir;

  • Vizyon, gelecek ile ilgili gaipten haberler veren bir davranış tarzı da değildir;

  • Vizyon boş hayaller; temelsiz açılımlar; varılması imkansız düş ve seraplardan öte bir kavramdır.

  • Vizyon bir problemin çözümü de değildir. Eğer öyle olsa, problem ortadan kalkınca vizyonun arkasındaki enerji de yok olacaktır.
Fakat ne yazık ki pek çok yerde vizyon yukarıdaki kalıpların içine yerleştirililiyor ve kavram olarak yanlış anlaşılıyor:

  • Vizyon, inandırıcı; çekici ve gerçekçi bir geleceği tanımlar.

  • Vizyon, geleceğin gerçekliğini yakalama ve bilinmeyeni kavrama konusunda mevcut durumun analizine bağlı olarak tasarlanan bir resimdir (Sharon Nelton "Leadership for the New Age Nation's Business)
İyi de; nedir şu "Yaratıcı Gerilim" meselesi?

Vizyona ulaşmak; değişmek ve kendimizi yenilemekten geçer.

Vizyon sizi eyleme yöneltir; risk almaya teşvik eder.

Bu yoldaki hedefinize ulaşmak amacıyla "şu anki durum" ile "ulaşılması istenen durum" arasındaki açığı gidermek için çabalarsınız. Bu; kontrolü tamamen sizin elinizde olan planlı bir değişim sürecidir.

"Gerçeklik" ile "ulaşmak istediğimiz nokta" arasındaki farkı gördüğümüzde; bu açığı kapatma isteği gösteririz. İşte bu istek bir gerilim yaratır. Ancak bu gerilim, kullanmayı bilirseniz , sizi yönlendiren ve motive eden olumlu bir enerji kaynağıdır.



İşte değişim ve gelişim sağlamak ve yeniliklere yönelmemizi sağlayan bu gizli güce (bilin bakalım...) "yaratıcı gerilim" diyoruz.

Bu noktada gerilimi azaltmak için iki farklı eylem yapılabilir:
  • Ya vizyonumuzu aşağı çekeriz;

  • ya da şu anki durumumuzu vizyonumuza
    yaklaştırmak için çaba gösteririz.
Bu eylemlerden tabii ki ikincisi tercih edilmelidir.



Vizyonunuza gönülden inanıyorsanız; ona ulaşmak için çaba göstermelisiniz. Vizyonunuza ulaşmak içinse durmaksızın yaratıcılık ve ustalığınızı arttırarak şu anki durum ile öngördüğünüz gelecek arasındaki gerilimi azaltmalısınız.

Yaratıcı gerilim sadece bugünkü mevcut durumdan elde edilemez. Çünkü sadece bugünü analiz edip, geçmiş<->bugün<->gelecek ilişkisini kuramayanlar vizyon sahibi olamazlar. Ve vizyon olmadan yaratıcı gerilim de söz konusu olmayacaktır.
Liderlik yaratıcı gerilimi yönetebilmekle başlar.
Değişimi yönetin; belirsizliklerden dolayı oluşan gerilimi öngörünüz ve sezgileriniz yardımı ile sizi motive eden bir güç kaynağına çevirin.

Gerisi zaten kendiliğinden gelecektir.

... Görüşmek üzere.

Labels: , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 

Çarşamba, Ekim 04, 2006

Bir Tasarımın Anatomisi #

sarmal.com 'un son yeniden düzenlenme çalışmasında hangi aşamalardan geçtiğini; nelere dikkat edildiğini anlatan bir yazı yazdım.

Yazımda modern tasarım yöntemlerine; sayfa tasarlarken dikkat edilmesi gereken konulara da değindim.

Teknik temelli olsanız da, olmasanız da yazıda yararlı bir şeyler bulacağınızı düşünüyorum.

... Görüşmek üzere.

Labels: , , ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 



Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Arşiv

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor