.

Pazartesi, Temmuz 24, 2006

Gün 73 - Bir iş sahibi olmamak için 10 nedeniniz #

Bu aralar havadan mıdır sudan mıdır, yıldızların dizilişinden midir, yoksa sıcaklardan mıdır bilmem; bana yönelik eleştiri ve iğnelemelerin sıklaştığı bir dönemdeyim. Bu da doğru yolda hareket ettiğime dair bir gösterge benim için :).

Niye mi? Bu blogda düşüncelerimi (ve bazen öznel yorumlarımı ve duygularımı) sizlerle paylaşarak bir bakıma karşılık beklemeksizin bir "hizmet" veriyorum. Ve bir ürünü ya da hizmeti beğenenler ve nefret edenler var olduğu sürece bu ürün ya da hizmetin sürekli geliştiğini ve kendini yenilediğini söyleyebiliriz. Eğer her ikisi de yoksa ve insanlar için bu ürün "eh işte"den fazla bir şey ifade etmiyorsa üzerinde oturup tekrar düşünmek gerekir.

Buraya eklenen her yeni yazıda "eh işte"den fazla bir şeyler sunmak için gayret ediyorum. Umarım bir nebze olsun bu amacımı başarabiliyorumdur.
Neyse konuya döneyim:
Birkaç gün önce çoktandır görmediğim bir arkadaşımla konuştuk:
X: "Abi ne iş yapıyorsun peki?"

D.K.: "Kendi tek kişilik şirketimi kurdum, proje geliştiriyorum."

X: "Anladım, işsizsin yani..."
Buyrun buradan yakın :). Arkadaşıma göre "iş sahibi olmak" 9-6 düzenli mesaili ve ay sonu tatmin edici bir maaş aldığınız bir oluşumun içerisinde olmakla eş değer. Bu konuşmanın üzerine derin bir nefes alıp (verip, tekrar nefes alıp, verip, sakinleştikten sonra) 9-6 mesai ile çalıştığınız geleneksel anlamda bir işin neden saçma ve gereksiz olduğunu incelemeye karar verdim:

1. Düzenli maaş aptallar içindir

9-6 mesaili bir iş bulup, zamanınızı maaşınız karşılığı değiş tokuş etmeniz mantıklı bir seçenek gibi gelebilir. Ama böylesi bir hayat olsa olsa "income for dummies" (aptallar için para kazanma yöntemleri) adında bir "for dummies" serisine konu olabilir.

Niye iyi ve güvenli bir iş sahibi olmak saçma olsun? Düşünün bir kere, sadece çalıştığınız zaman maaş alıyorsunuz. Şu ana kadar beyniniz bu yönde yıkandığı için "öyle olacak tabii, ne var ki bunda... ?" diyebilirsiniz. Anca bence para kazanmanın en mantıklı ve akıllıca yöntemi bu değil. Bunun mantıklı olduğunı size kim öğretti. Büyük olasılıkla beyni yıkanmış bir başka 9-6 çalışanı.

Peki ya yemek yerken, çocuklarınızla oynarken; yani çalışmadığınız zamanlarda da 7-24 para kazanma olasılığınızın varlığından söz etseydi birisi size?

Çalışan at gözlüğünüzü bırakın ve olaya müşteri açısından bakın:

Diyelim ki bu yazıyı yazmam için bana belirli bir ücret ödüyorsunuz. Önemli olan elinize geçen son değer midir, yoksa yazıyı yazmak için kaç saat çalıştığım mı? Eğer ben bu yazıyı altı saat yerine iki saatte yazmış olsam bana üçte bir oranında az mı ödeme yapacaktınız?

Bu şekilde düşünmeye başlayanlar "aptallar için para kazanma yöntemleri" yolunda bir şeylerin yanlış olduğunu fark edecektir. Madem ki zaman para karşılığı değiş tokuş için birinci değer değil; o zaman para kazanmanın, çalıştığınız süre kadar maaş almaktan daha iyi bir yolu olmalı.

Var tabii ki. Önemli olan ürettiğiniz değeri zamandan bağımsız hale getirebilmek (ki bu apayrı bir yazı konusu olabilir).

Eğer yeterince zeki iseniz size 7/24 kazanç sağlayacak pasif bir sistem kurarsınız. Bu, paket halinde satılan bir ürün olabilir; üyelik gerektiren bir hizmet olabilir, bir web sitesi olabilir, gelecekte değer kazanacak projelere yatırım yapmak olabilir (venture capitalizm, angle investing). Çarkı çevirmeye başlarsınız, ve yeterli ivmeyi kazandıktan sonra çark zaten kendi kendini döndürecektir. Tabii ki bunun için gerçek anlamda değer üretmeniz gerekli.

Tabii size nakit akışı sağlayacak bir sistem kurmanız için bir miktar zaman ve enerji harcamanız gerekir. Başlangıçta düzenli maaşlı işinizden kat kat yoğun bir çalışma temposuna girmeniz de gerekebilir. Ama uzun vadede buna değecektir.

2. Deneyim yetersizliği

Bir iş sahibi olmanın, çalıştığınız sektör konusunda size deneyim kazandırdığını mı düşünüyorsunuz? Bir daha düşünün.

Yukarıdaki önerme "satranç oynama deneyimi kazanmak için satranç oynamam gerekli" demekle mantıksal olarak bire bir aynı.

Deneyimi işiniz olsun olmasın ilgi alanınız olan konuda vakit harcayarak, çalışarak ve yaşayarak kazanırsınız. Düzenli işiniz olması size bu deneyimi düzenli bir ofis ortamında sağlar.

Düzenli ofis ortamında edindiğiniz deneyimdeki temel sorun, her gün aynı işi yapıp durmaktır. Her gün aynı işi yapıyorsanız bir yerden sonra "deneyim" sandığınız şeyin bilgi ve yeteneklerinizi körelten bir engel olduğu fark edersiniz.

Diyelim ki sıkıcı işinizde on sene boyunca yaptığınız, zaman harcadığınız ve öğrendiğiniz teknoloji artık kullanılmıyor. Şirketiniz daha yeni bir teknolojiye geçti, siz de onlarca yıllık paslanmış bilgi birikiminizle insan kaynakları pazarınının "iş arayanlar" kervanına katıldınız (halk arasında kovuldunuz da derler).

Bu durumda ne yapabilirsiniz? Hiç bir şey. On seneniz, ve onca deneyiminiz artık eskimiş. Harcadığınız zamana, müdürünüzün size verdiği acil işleri yetiştirmeye çalışırken kendinizi gün be gün körelttiğinize kimse acımayacaktır.

Tam tersine eğer proaktif olarak kendinizi geliştiriyor olsaydınız ve kendi işinizin sahibi olsaydınız bilgi birikiminizin çağın gerisinde kalması, olasılık dahilinde olmayacaktı. Çünkü müşterileriniz hep en yeni, en geçerli olan, en güzel görünen, en hızlı, en kullanışlı, en, en, en... çözümleri isteyecekleri için mecburen tüm sektörü takip etmek zorunda kalacaktınız.

Şimdi tekrar düşünün; belirli bir işi çok iyi yapıp o işten düzenli para kazanma deneyimini mi edinmek istersiniz; yoksa masanın biraz da arka tarafına geçip, çalışıp çabalayıp, kendi işinizi kazanma, iş ilişkileri, iş bağlantıları ve iş ağı kurma, sosyalleşme ile dolu bir hayat mı? Unutmadan; bu yeni yaşam biçiminizde bir daha CV'nizi güncelleme, kariyer sitelerinde profil doldurma ihtiyacınız olmayacak. Sizi bilmem ama ikinci seçenek bana çok daha mantıklı geliyor.

3. Hayat boyu evcilleştirilmek


İş sahibi olmak ile patronunuzun evcilleştirme programına katılmak arasında hiç bir fark yok.

Bulunduğunuz kübikten kafanızı dışarı uzatın ve etrafınıza bir bakın. Kimleri görüyorsunuz? Özgürce karar verebilen bireyler mi yoksa bej/gri renkli kafeslerin içine hapsedilmiş ve bilinçsizleştirilmiş, evcilleştirme programı dahilinde yer alan ev hayvanları mı?

Patronunuzun sevgili kedisi mi olmak istiyorsunuz? Buyrun devam edin.

Disiplin eğitiminiz nasıl gidiyor? Patronunuz (sahibiniz) iyi davranışlarınız için sizi ödüllendiriyor mu? İsteklerine uymadığınız zaman size ceza mı veriyor? İçinizde özgürlük ve bağımsızlık adına bir kıvılcım var mı, yoksa tamamen evcilleştirildiniz ve şartlandırıldınız mı?

İnsanlar kafeste yaşamak için doğmamıştır, bilmem farkında mısınız?

4. Onlarca insan sizin üzerinizden para kazanıyor


Maaşınızın büyük bir kısmı vergi olarak kesiliyor. Ve, tahmin edin, işveren açısından bu kesintiler maaşınızın "bir parçası". Bunun yanısıra diğer ek yararlar da maaşınızın içinde, sağlık sigortası, öğle yemeği, hatta kullandığınız ofis alanının kirâsı. Bunların hepsinden yararlansanız da yararlansanız da yararlanmasanız da maaşınızdan "kesiliyor"lar.

Üç senelik düzenli maaşlı profesyonel yaşamımda bir kere sağlık sigortamdan yararlandığımı hatırlamıyorum. Yararlanmam gereken durumlar da nedense "kapsam dışında" oluyorlardı hep.

Kurumsal ortamın size destek verdiğini düşünebilirsiniz, ama bu desteği fazlasıyla cebinizden ödüyorsunuz. Ayrıca firmanıza para yatıran yatırımcı ve hisedarların temettü bedellerinin (yani kâr paylarının) da sizin cebinizden çıktığını biliyorsunuzdur sanırım :).

Ne kadar cömert bir insansınız ki maaşınızın büyük bir bölümünü adını bile bilmediğini onlarca insanın cüzdanına transfer ediyorsunuz.

5. Çok riskli


Çoğu çalışan, 9-6 düzenli bir iş sahibi olmanın kendilerine "iş güvencesi" verdiğini düşünür.

Belki Amerika'da olabilir. Ama Türkiye için aynı şeylerden bahsetmenin oldukça güç olduğu düşüncesindeyim.

İş güvenliğiniz tek kelimelik bir cümle ile birebir korelasyon hâlindedir: "Kovuldun!".

Bu cümleyi duyduğunuz anda işiniz o kadar da güvence altında değildir. Ve büyük olasılıkla işiniz sizin tek gelir kaynağınız. Bunun yerine kendi işinizin patronu olmak ve size nakit akışı sağlayan tek bir kanal yerine, para kazanacağınız onlarca kanalınız olması daha mı az güvenli sizce?

Bir şirkette çalışansanız en fazla profesyonel bir kumarbaz kadar iş güvenliğine sahipsinizdir.

6. Sahibiniz kötü niyetli olabilir


"Özür dilerim X Bey. Bir daha hata yapmayacağım X bey. Biliyorum gecikti X bey, akşam mesaiye kalır telafi ederim X Bey..."

Tanıdık geliyor mu?

Sahibinizin sizi gereğinden fazla zorladığını düşünmüyor musunuz?

7. Para için yalvarmak


Maaşınıza zam istemek için sahibinize türlü numaralar, oyunlar, şaklabanlıklar mı yapmanız gerekiyor?

Ya da belki de kendi işinin sahibi olan ve ne kadar çalışırsa o kadar kazanan şanslı kişiler arasındasınızdır.

8. İş hayatı sosyaldir


İş hayatı sosyaldir ve ofis ortamları eğlenceli olabilir. Bu doğru. Ama tam tersi de olabilir. Ve tahmin edin bu kimin elinde.

Evet, sahibinizin.

Ofisinizdeki en yakın olduğunuz evcil kölelerden birisi ayrılır ve çalışmak için başka bir sahip seçerse ve yerine tamamen uyumsuz yeni birisi gelirse seçme şansınız var mısır sizce? Peki kaç kişi ofisten ayrılanlarla düzenli görüşmeye devam eder. Hiç kimse!

Ofis ortamı sizin için kapalı, güvenli ve sosyal hayatınızın çoğunu geçirdiğiniz bir ortam. Peki dışarıda istediğiniz kişilerle görüşüp, dilediğiniz kimselerle bağlantınızı devam ettirebileceğiniz ve para kazanabileceğiniz, biraz riskli ama çok daha renkli ve sosyal bir ortamın var olduğunu biliyor musunuz?

9. Özgürlüğünüzü kaybetmek


Özgür bir insanoğlunu, itaat eden bir çalışana çevirmek uzun çaba ve emek gerektirir. İlk yapılması gereken özgür karar verme yetisini, arzu ve isteklerini törpülemektir. Bunu yapmanın en güzel yolu da "iş tanımı" olarak da adlandırılan ve kölenin sahibi ne emrederse sorgulamaksızın yapması gerektiğini söyleyen "kayıtsız şartsız itaat belgesi"ni imzalatmaktır.

Böylelikle yeni çalışan, daha sadık, daha itaatkar olacaktır ve daha kolay disipline edilecektir. Çalışanın sahibinin isteklerine uymaktan başka bir seçeneği yoktur.

Sadakat eğitimi programlarının bir parçası olarak çalışanlar, nasıl giyinmeleri (kurumsal kıyafet yönetmeliği), konuşmaları (ciddiyet), hareket etmeleri... gerektiğini öğrenirler. Çalışanlar kendi adlarına düşünüp karar verebilirler mi? Tabii ki hayır.

Şirket politikasına uygun olmadığı için masanızda sevdiğiniz insanın resmini ya da küçük bir bonzai ağacını yerleştiremiyor musunuz? Ne yazık!

Olamaz, Aslı'nın masasında bir çiçek var. Hemen sahibine haber verelim ve sadakat eğitimi konusunda bir toplantı yapsın onunla.

Kurumsal bir ortamda iseniz, akıllı olun, sahibinizin sizden istediğini yapın ve sorgulamayın. Kesinlikle mutlu olursunuz.

10. Korkaklık ve şikâyet


Çalışan insanların her an işlerindeki sorunlardan bahsettiğini farkına vardınız mı hiç? Fakat asıl istedikleri çözümler değildir. Sadece ortamdaki sorunları öne çıkarırlar ki, ellerindeki iş tam anlamıyla yetişmediği zaman sorunun kendilerinde değil başkalarında olduğunu belgeleyecek bir kanıt olsun.

Eğer sahibinizi çekiştirirken kapı arkasından sizi dinlediğini fark edince kovulmak ihtimaliniz varsa özgür değilsinizdir; sahibinizin malısınız demektir.

Peki onca korkakla gün boyu çalışmanın sizi etkilemeyeceğini mi düşünüyorsunuz? Üzüm üzüme baka baka kararır. Gururunuzu ve kişiliğinizi kimlik kartınızı okuttuğunuz bankonun dışında bırakmanız an meselesidir (ki insan kaynakları yönetiminde buna "işe adaptasyon süreci" denir; genellikle 3 aylık bir süre olarak tanımlanır).

Özgürlüğünüzü sadece bir yanılsama için sattınız ve şu an nasıl bir insan haline geldiğinizi görmekten korkuyorsunuz.

Hâlâ bir iş mi istiyorsunuz?



Bu yazıyı, iş hayatının normalde dikkatinizi çekmeyen yönlerine dikkatinizi çekmek için bu denli sivri bir dille yazdım. Zaten bildiğiniz ama önemsemediğiniz bazı gerçekleri su yüzüne çıkarmaya çalıştım. Eğer iyi eğitilmi, iyi şartlandırılmış, yetenekli bir çalışansanız bu yazılanları üzerinize alınacak va büyük olasılıkla savunmaya geçeceksiniz.

Harika bir işiniz, müthiş ofis arkadaşlarınız ve dünya tatlısı bir patronunuz olabilir. Kendinizi yukarıdaki tanımların dışında tutmakta sonuna kadar özgürsünüz.

Kafesinizi reddedebilirsiniz. Patronunuzun sahibiniz, sizin ise onun evcil kedisi olduğunu reddedebilirsiniz. Ama kafes hep orada duracaktır, bunu değiştiremezsiniz.

Biraz da sizi sinirlendirmeye çalışmamın nedeni bundan. Çünkü kızgınlık eğer doğru kullanılırsa daha yüksek bir bilinç düzeyine çıkmanızı sağlayabilir. En azından kayıtsız kalmaktan iyidir. Aslında her türlü duygusal durum kayıtsızlıktan daha iyidir. Eğer duygularınızı bastırmak yerine sezgilerinizi dinlerseniz ihtiyacınız olan cesareti edinip, evcillikten özgürlüğe doğru adım atabilirsiniz.

İşsizim mutluyum
"Anladım, işsizsin yani..."
Evet. Bazılarına göre işsiz görünebilirim. Ve bundan çok mutluyum. Çünkü kendi işimin patronuyum. Ve kendi işimde değer ürettiğim sürece düzenli bir gelirim de var. Başkalarının ihtiyacı olan değerli ürün ve hizmetler sunduğum sürece kârlı çıkacağım kesin.

Aslında yaptığım her şey, yaşadığım her deneyim, hatta hatalarım bile bana bir şeyler katıyor. Bundan daha mutluluk verici ne olabilir ki? Ayrıca bu yolda öğrendiğim her şeyi paylaşarak, deneyimli kimselerin görüşlerini alarak kendimi daha da ileriye taşıyorum.

Kendi işinizi kurmak istiyor ama nereden başlayacağınızı bilemiyor musunuz? Her şeyin nasıl başladığına bir göz atmaya ne dersiniz?


... Görüşmek üzere.

Labels: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 


0 Yorum


Post a Comment

Bu iletiye linkler:


Create a Link

<< Ana Sayfa




Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor