bir delinin tek kişilik şirket olma yolunda maceraları...
Diyelim uzmanlık alanınızla ilgili bir konuda bir konferansa davet edildiniz; ya da en son geliştirdiğiniz
insanların dünyasını değiştirecek ürününüzün tanıtımı yapmak için bir toplantıdasınız. Ya da projenizin şu anki durumunu anlatmak için müşterilerinizle birlikte en az iki saat kapalı kalacağınız bir toplantı salonundasınız.
Kendi işinizin aktörü olmuşsanız önünde sonunda topluluğun önünde bir sunum yapmanızın zamanı gelecektir. Ve büyük olasılıkla bu sunumda sizi zorlayıcı (bazen taktik olarak, bazen de gerçekten soruyu soranın bilgi eksikliğinden ve merakından) köşeye sıkıştırmak amaçlı sorularla karşılaşacaksınız.
Nasıl baş etmeliyiz bu zorlu sorularla?
cember.net'i takip ediyorsanız kariyer forumunda kişisel gelişim ve polinom teorisinden girip, oyun teorisinden çıkan
çok eğlenceli bir tartışma vardı yakın zamanda. Konuyu "iş hayatı ve iş yönetimi aslında bir oyundur ve bu oyunda
oyun teorisine göre hareket edilir" şeklinde özetlersek yanlış olmaz herhalde.
Bense "nedense" Doğu tarzı mistik ve öğretici yaklaşımı oyun teorisinin Kapitalist ve benmerkezci yaklaşımına tercih ediyorum çoğu zaman ("çoğu zaman" diyorum çünkü bazen "isteseniz de istemeseniz de" oyunu kurallarına göre oynamak zorundasınızdır).
Diyelim bir toplantıdasınız ve oldukça zorlu bir soru ile köşeye sıkıştırıldınız. Bu durumda nasıl bir yöntem izleyeceğinizin tercihi sizin elinizde. Önce oyun teorisine uyarak kendi faydamızı maksimize eden şekilde yaklaşalım.
- Öncelikle konuyu değiştirin;
- Sonra tempoyu yavaşlatın;
- En sonunda soruyu soran kişiyi uygun bir biçimde tehdit edin.
Çoğu zaman durumu kurtarmanız ve başka zorlayıcı soru almamanız için garanti bir çözümdür. "Nasıl yani?", "peki nasıl oluyor da oluyor?" sorularını sorar gibi olduğunuzu düşünüyorum.
Biraz açalım:
1. Konuyu değiştirinDiyelim dinleyicilerden birisi şu soruyu sordu:
"Neden özümüzden gelen Doğu Felsefesi yerine Oyun Teorisini tercih etmek zorundayız?"
Kolay;
"Gerçekten de harika bir soru sordunuz. Bu sorunuz daha önce konuştuğumuz çok önemli noktalara yeniden değiniyor ve yepyeni kavramları da gözden geçirmemizi gerektiriyor. Oyun teorisinin temel prensibi ile başlayalım isterseniz...".
Topluluk başlangıçtaki konuyu unutup kısık ateşte pembeleşinceye kadar konu değiştirilmeye devam edilir.
2. Tempoyu yavaşlatınDiyelim soruyu soran kimsenin pes etmeye niyeti yok:
"İyi de, ben henüz soruma cevap alamadım ki. Tekrar hafızalarımızı tazelemek gerekirse şunu sormuştum: 'Neden özümüzden gelen Doğu Felsefesi yerine Oyun Teorisini tercih etmek zorundayız?'!"
Çetin ceviz! Ama unutmayın, konuşmacı olarak konuşmanın tüm kontrolü sizin elinizde.
İki dakika daha önceden neler bahsettiğinizi anlatarak konuyu yavaşlatmayı deneyin. Parantez içindekiler konuşmacının verdiği gizli mesajlardır. Karşı tarafın psikolojisi ne kadar sağlam olursa olsun bu mesajlardan etkilenecek ve tekrar aynı soruyu sormak konusunda kendisinde bir direnç oluşacaktır.
"Daha önceden belirttiğimiz gibi (salak!) bu soru çok farklı yöntemleri gözden geçirmemizi gerektiriyor (yandın oğlum sen!). İşe Oyun teorisinin temel prensibi ile başlayalım isterseniz (sil baştan)..."
Soruyu soran kişinin direnci kırılmamış olsa bile olaya Doğu yaklaşımıyla yaklaşıp; topluluğun genelinin faydasını düşünerek, aynı soruyu tekrar sorup iki dakika daha laf salatası dinlemektense susmayı tercih eder.
3. Tehdit edinSoruyu soran kişi halen pes etmemiş olabilir. O zaman tehdit edin.
Hayır, kafasına silah dayayın demiyorum
:) Sadece karşı tarafı soruyu sormasını engelleyecek yönde
motive etmeye devam edin.
"Umarım bu söylediklerim sorunuzun bir cevabı olabilmiştir."
Eğer "hayır" cevabını alıyorsanız "Daha önce de değindiğimiz gibi..." ile başlayan bir cümle kurup madde 2'deki bekleme adımını tekrarlayın.
...
Bu aşamadan sonra size yöneltilen soru sayısında yüzde doksan oranında azalma olacağını garanti ederim.
Evet bu yöntem
oyun teorisine uygundur, doğru. Ancak Doğu Felsefesi'ne pek de uymaz. Ve bana göre pek de adil, dürüst ve samimi bir tavır değil. Öyle ki, aşırı kullandığınızda uzun vadede zararla oturmanızla bile sonuçlanabilir.
Gelelim size yöneltilen zorlu bir soruya karşı "bence" almanız gereken "doğru" tutuma.
Doğu Felsefesi'ni, genelin faydasından; bireyin genel için var olduğundan başlayarak kişinin aslında Tanrı'nın yansıması olduğundan devam eden ve temelinde kuvvet, iyi niyet, akıl, güzellik, hikmet ve hoşgörüyü barındıran bir felsefe olarak tanımlayabiliriz.
Şimdi zorlu sorumuzu topluluğun geneline katkıda bulunacak şekilde nasıl değerlendiririz onu inceleyelim:
1. Soruyu yeniden ifade edin (rephrase)Yani önceki yöntemdeki zaman çalma tekniğini bırakıp; soruyu kendi cümlelerinizle yüksek sesle yeniden ifade edin.
Bunun size ne avantajı mı var?
- Soruyu yeniden ifade etmek, dinleyici topluluğun sorunun sizin açınızdan bir kere daha yorumlanmasını dinlemelerini sağlar; bu da konuya bakışlarını ve soruyu algılamalarını pekiştirir. Kendilerini cevabı dinlemeye, anlamaya ve kabul etmeye daha hazır hissederler.
- Soruyu kendi kendinize tekrar ederken farkında olmasanız da bilincinizde sorunun çözümü ile uğraşmış olursunuz. Bu yöntem sandığınızdan daha etkili olabililr.
- En azından soruyu kendi kendinize tekrar etmeniz, sakinleşmeniz (aptalca bir soru ise ya da kişiliğinize bir saldırı varsa gerekebilir), soruyu derinlemesine anlamanız ve uygun cevabı hazırlamaya başlamanız için size zaman kazandırır.
2. Soruyu yönlendirin (redirect)Nasıl mı?
Hasan: Erman Hocam, şimdi Zidane niye öyle kafa attı durduk yere?
Erman: Hasan, bizlere gerçekten harika bir öğrenme deneyimi için fırsat tanıdın. Bu konuda salondaki herkesin fikrini almak isterim. Sizce neden Zidane durup dururken kafa attı?
Ayşe: Hocam bence kesin o İtalyan futbolcu arkasından küfretti. Yoksa Zidane gibi profesyonel bir sporcu niye bu kadar etkilensin ki durumdan?
Erman: Teşekkürler Ayşe. İşte cevabın Hasan. İzin verirseniz kendim de (önceki cevaptan gelen ilhamla ve arada geçen zamanı kullanıp düşünüp cümlelerimi toparlamamdan dolayı) bu konu hakkında bir kaç farklı yaklaşımdan bahsetmek isterim.
Şakayı bir kenarı bırakırsak, olayın özü anlaşılmıştır sanırım
:)3. Bilmediğinizi söyleyin (confess)Evet. Her şeyi bilmek zorunda değilsiniz. O soru için hazırlanmamış olabilirsiniz. Konuyu bilmediğizi açık yüreklilikle ifade etmeniz size olan güveni azaltmaz, aksine arttırır.
Niye mi? konuşmayı dinleyen insanlar konuyu bilmeyip de konunun etrafından dönüp dolaştığınızı, ağzınızda bir şeyler gevelediğinizi önünde sonunda fark ederler.
Onun yerine dürüstçe soruya yetkin bir cevap verecek durumda olmadığınızı itiraf edip yapıcı bir çözüme gitmeniz genelin faydasınadır.
Nasıl mı? Karşınızdaki kişi gerçekten değer katacak bir soru sorduysa, ve soruya şu an cevap verecek durumda değilseniz ama akşam sakin kafayla düşünüp bir şeyler söyleyebilecekseniz bir
kartvizit değiş tokuşu yapın ve makul bir süre içerisinde kişiye sorusuna cevabınızı ileteceğinizi söyleyin. Hem böylelikle konuşmanın gündemini kaçırmamış, ve zamanı boşa harcamamış olursunuz.
Kart vizit alışverişi yapamayacak kadar geniş bir topluluğa mı konuşuyorsunuz (bir oditoryum dolusu insan mesela)? O zaman, soru sorup da cevap alamayanların sorularını yazmaları için bir dosya kağıdı gezdirin. Ve makul bir zaman içinde bu sorulara cevap gönderin (Eğer soru adedi belirli bir limitin üzerinde ise cevapları teker teker değil, benzer soruları gruplayıp örneğin web sitenizden toplu olarak da verebilirsiniz bu durumda).
Dürüst ve samimi olmaktan çekinmeyin. Birazcık Doğulu olun. Eğer bu süreçte
samimiyet ile
saflığı birbirine
karıştırmazsanız, emin olun
zarar görmezsiniz.
Kısacası, benim görüşüm, genelin faydasına olan bir davranışın uzun vadede sizin zararınıza olmadığı yönünde.
Peki siz ne düşünüyorsunuz?
"Neden özümüzden gelen Doğu Felsefesi yerine Oyun Teorisini tercih etmek zorundayız?"
Labels: strateji, sunum, topluluk