Gün 56 - Sadece Acar kazandığı zaman hepimiz kaybederiz.
Sizce hangisi hayatta daha başarılı olur?
Selim: "Bir şeyler ters gidiyor gibi, ama ne olduğundan emin değilim..."
(Sorunun ne olduğu hakkında hiçbir fikri yok gibi görünüyor ama aslında öyle değil)
Acar: "Bu da soru mu şimdi? Varolan altyapımızı kullanarak standart protokolleri kullanan hafif ve kullanışlı bir çerçeve oluşturacağız. Yanılıyor olmama imkân yok!"
(Sorunun ne olduğunu adı gibi biliyor gibi; ama aslında hiç de öyle değil)
...
İş hayatının acımasız kuralı: Hızlı olan kazanır. Acar hazırcevap, olası her türlü soruya/soruna cuk diye oturan cevabı iki saniye düşünmeksizin veren birisi. O kadar ki hazır cevap vermek onun için artık bir refleks olmuş.
Pek çoğumuzun etrafında böyle acar insanlar vardır. Ve çoğumuz böyle kişilerin zeki olduklarını düşünürüz.
Gerçekten de öyle olabilir. Ama sorun bu değil. Selim bir şeyleri sezmektedir. Ancak yanlış gidebilecek şeyin ne olduğunu tam olarak kelimelere dökememektedir. Çünkü tüm bilgi ve deneyim dağarcığını toparlayıp konu hakkında net bir fikir sunamayacak kadar derinlere dalmıştır.
Kabul edin, Selim ve Acar'ın olduğu bir ortamda her zaman Acar'ın dedikleri dinlenir, değer görür ve uygulanır. Ve dünya hızlandıkça artık kararların hızlı değil "tam şu anda" alınması gerekmektedir. Bu da Selim açısından işleri iyice zorlaştırır.
Çoğu zaman "düşüncelerini yavaş ifade etme" durumunu "düşünememe / fikir sahibi olmama / deneyimsizlik / bilgisizlik" olarak yorumlarız.
İşte sorunun tam kalbinde de bu var: Eğer düşüncelerinizi zamanında ifade edemezseniz; olası bir sorunun farkındaysanız ama bunu kelimelere dökemiyorsanız insiyatifi yanınızdaki Acar'a kaptırıyorsunuz demektir.
Herkese olmuştur, bana da olur. Bir toplantıdan / konuşmadan / görüşmeden çıktından beş dakika sonra
(
yanlış anlaşılmaya neden olmak istemem: Hızlı düşünen, hızlı cevap veren ve aynı zamanda doğru söyleyen ve çok önemli noktalara parmak basan zeki ve yetenekli insanların varlığı bir gerçek. Ancak hızlı ve hazırcevap "mış gibi" görünüp, aslında şişirilmiş bir balondan farksız (içi tamamen hava civa dolu) insanların varlığı da bir gerçek
Demek istediğim karşınızdakini "hızlı düşünüyor öyleyse zekidir" ya da "iki lafı bir araya getiremedi salak!" şeklinde yargılamayın. Boşuna dememiş atalarımız
Belki, bazı bazı yaşadığımız bu doğru cevabı bulamama sorununa çözüm arayabiliriz:
Dürüstlüğün yanısıra yararlı olabilecek birkaç öneri daha:
Tüm buları iki cümle ile özetlemek gerekirse:
... Yarın görüşmek üzere.
bu yazıyı sevdin mi?
hemen
una ekle!
Selim: "Bir şeyler ters gidiyor gibi, ama ne olduğundan emin değilim..."
(Sorunun ne olduğu hakkında hiçbir fikri yok gibi görünüyor ama aslında öyle değil)
Acar: "Bu da soru mu şimdi? Varolan altyapımızı kullanarak standart protokolleri kullanan hafif ve kullanışlı bir çerçeve oluşturacağız. Yanılıyor olmama imkân yok!"
(Sorunun ne olduğunu adı gibi biliyor gibi; ama aslında hiç de öyle değil)
...
İş hayatının acımasız kuralı: Hızlı olan kazanır. Acar hazırcevap, olası her türlü soruya/soruna cuk diye oturan cevabı iki saniye düşünmeksizin veren birisi. O kadar ki hazır cevap vermek onun için artık bir refleks olmuş.
Pek çoğumuzun etrafında böyle acar insanlar vardır. Ve çoğumuz böyle kişilerin zeki olduklarını düşünürüz.
Gerçekten de öyle olabilir. Ama sorun bu değil. Selim bir şeyleri sezmektedir. Ancak yanlış gidebilecek şeyin ne olduğunu tam olarak kelimelere dökememektedir. Çünkü tüm bilgi ve deneyim dağarcığını toparlayıp konu hakkında net bir fikir sunamayacak kadar derinlere dalmıştır.
Kabul edin, Selim ve Acar'ın olduğu bir ortamda her zaman Acar'ın dedikleri dinlenir, değer görür ve uygulanır. Ve dünya hızlandıkça artık kararların hızlı değil "tam şu anda" alınması gerekmektedir. Bu da Selim açısından işleri iyice zorlaştırır.
Çoğu zaman "düşüncelerini yavaş ifade etme" durumunu "düşünememe / fikir sahibi olmama / deneyimsizlik / bilgisizlik" olarak yorumlarız.
İşte sorunun tam kalbinde de bu var: Eğer düşüncelerinizi zamanında ifade edemezseniz; olası bir sorunun farkındaysanız ama bunu kelimelere dökemiyorsanız insiyatifi yanınızdaki Acar'a kaptırıyorsunuz demektir.
Herkese olmuştur, bana da olur. Bir toplantıdan / konuşmadan / görüşmeden çıktından beş dakika sonra
- "Keşke şu an aklıma gelen ... konusunu da açsaydım",
- "keşke şunları da söyleseydim",
- "O saygısıza cevabını vermeyi bilirdim ama, aklıma gelmedi ki..."
(
yanlış anlaşılmaya neden olmak istemem: Hızlı düşünen, hızlı cevap veren ve aynı zamanda doğru söyleyen ve çok önemli noktalara parmak basan zeki ve yetenekli insanların varlığı bir gerçek. Ancak hızlı ve hazırcevap "mış gibi" görünüp, aslında şişirilmiş bir balondan farksız (içi tamamen hava civa dolu) insanların varlığı da bir gerçek
Demek istediğim karşınızdakini "hızlı düşünüyor öyleyse zekidir" ya da "iki lafı bir araya getiremedi salak!" şeklinde yargılamayın. Boşuna dememiş atalarımız
"Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.")
Belki, bazı bazı yaşadığımız bu doğru cevabı bulamama sorununa çözüm arayabiliriz:
- Hızlı, anlık karar ve cevaplara ihtiyaç duyan bir kültürün, anlık değişen bir çağın içinde yaşıyoruz. Bu bir gerçek.
- Hazırcevaplık oyununda o kadar iyi değilseniz işleri avantajınıza çevirmenin bir yolunu aramalısınız.
Şu cümleyi aklınızın bir köşesine kazıyın:"Bu konuda kafama takılan bir şeyler var. Ancak düşüncelerimi net olarak ifade edebilmek için bir miktar zamana ihtiyacım var. [... x zaman sonra...] tekrar değerlendirsek sizin için uygun mudur? Hem bu arada ben gerekli araştırmaları yapmış, konu hakkında netleşmiş ve düşüncelerimi toparlamış olurum."
Yani her zaman dediğimiz gibi: dürüst olun.
Dürüstlüğün yanısıra yararlı olabilecek birkaç öneri daha:
- Neyin hatalı olduğunu / yanlış gittiğini düşünüyorsanız; doğru olduğunu/düzgün çalıştığını düşündüğünüz bir muadili ile karşılaştırın. İfade edemediğiniz bazı noktaların ağzınızdan kelime kelime nasıl saçıldığına hayret edeceksiniz.
- Kendinizi zorlayın. Hiçbir şey söyleyemeyecek durumda olduğunuzu / tıkandığınızı düşünseniz bile konuşmaya çalışın. Konuştuğunuz ilk cümleden sonra düşünceleriniz serbest kalacak, zihninizin içinde saklı pandora kutusu'nun nasıl açıldığına şaşıracaksınız.
- Bir blog yazmaya başlayın. Düşüncelerinizi yazıya dökmekte hızlandığınız oranda, onları kelimelere dökmekte de yetenek kazandığınızı; kendinizi ifade etme yeteneğinizi geliştiğini fark edeceksiniz.
(Kendimden örnek verirsem: Bu blog'a başladığımda bir yazıyı en az beş altı saatte yazabiliyordum. Şimdi ise aynı içerik yoğunluğundaki bir yazıyı yarım saat ile iki saat arasında yazabiliyorum. Ve bunu düşünme / paralel kavramlar ve uç noktlara arasında ilişki kurabilme becerimin yazmakla (ve okumakla) gelişmesine bağlıyorum) - Eğer gerçekten iletişim becerilerinizde eksiklik olduğuna inanıyorsanız bu konunun üzerine gidin. İletişim ve kişisel gelişim üzerine tonla kitap var. Ayrıca bu konuda profesyonel destek veren onlarca firma bulunuyor. Gerçekten gerekli olduğuna inanıyorsanız profesyonel bir desteğe başvurmaktan çekinmeyin.
- (Bunu söylememem lazım ama) Bazen hazırcevap olmak da o kadar iyi değildir. Bazı durumlarda düşüncelerinizin derinleşmesine izin vermek, kendinize zaman tanımak uzun vadede çok daha olumlu sonuçlar almanıza neden olabilir. Hazırcevaplığın düşüncelerinizi köreltmesine izin vermeyin.
Evet, bir iş toplantısında ya da bir parti ortamında hazırcevap (fırlama da diyorlar böylelerine...Başka terimler de kullanılıyor ama bu site kapsamında kullanmak istemem :) ) olmak pek çok açıdan avantajlı olabilir.
Ancak kendi kendinize bir proje üzerinde çalışırken konuya yoğunlaşmanız gerektiği yerde zaman kazanmak adına hızlı ve kestirme yollara sapmanız ölümcül olabilir.
Tüm buları iki cümle ile özetlemek gerekirse:
- Yöneticiler; Acar'ların yanısıra Selim'leri de dinlemeye ve anlamaya özen gösterin.
- Girişimciler; gerektiği zaman Acar, gerektiği zaman Selim olmayı bilin.
... Yarın görüşmek üzere.
Labels: dürüstlük, girişimcilik, işhayatı
bu yazıyı sevdin mi?
hemen
una ekle!
- kalıcı link: Perşembe, Haziran 22, 2006



0 Yorum
Post a Comment
Bu iletiye linkler:
Create a Link
<< Ana Sayfa