.

Cumartesi, Haziran 10, 2006

Gün 46 - Konumlandırabilmek için alim olmaya gerenk yok #

  1. Haftasonları çoğu insan blog okumak yerine, örneğin, adalarda faytonla gezmeyi tercih ediyor (İstanbul için), ya da sinemaya gitmeyi, ya da sevdikleriyle buluşmayı, ya da...

    Anlıyorsunuz ya, haftasonu çoğu kişi için bilgisayar başında minimum düzeyde vakit geçirdikleri bir zaman dilimi ("e-mail'lerime, bir de Don Kişot'a bakayım yeter"gibi :) );

  2. Haftasonları doğası gereği insanların daha "dinlendirici" konularla ilgilendiği bir zaman dilimi.
O nedenle haftasonu gelince, bu blogun genel içerik ve kavramının dışına çıkmamaya çalışarak, nispeten biraz daha "hafif" konulardan bahsetmeyi tercih ediyorum.

Düşünsenize pazar akşamı siz "zaten pazartesi sendromuna girmiş"ken; "strateji karnesi hazırlamak için sektörünüzü çok iyi tanımalısınız... bık bık bık..." diye çarşaf gibi bir yazı yazmışım.

Sekiz saniye içinde bu blogu koşarak terk edersiniz.
Unutturmayın da bir ara size "sekiz saniye" kuralından da bahsedeyim :)

Neyse, bugünkü konumuz "konumlandırma".
Yanlız konumlandırmanın ne olduğundan, öneminden öyle uzun uzadıya bahsetmeyeceğim (belki bir hafta içi yazısının konusu olabilir).

En basit anlamıyla konumlandırma; ürününüzü (ya da sunduğunuz hizmeti) kullanan (tüketen) kitleye, ürününüzün ne olduğunu; bu ürünün ne işe yaradığını iletebilmenizdir.

Konumlandırmanın iki arkadaşı vardır "bölümlenme" (segmentation) ve "odaklanma" (targeting). Fakat ürününüzü konumlandırmazsanız ne bölümleyebilirsiniz ne de odaklanabilirsiniz.

Aslına bakarsanız konumlandırma; sunduğunuzu hedef kitlenize çarpıcı bir mesajla iletmekten başka bir şey değildir.

Bir ürün/hizmet konumlandırmasının öyle sayfalarca ön inceleme/pazar araştırmasının ardından yapılmaması, bu konumlandırmanın başarısız olduğu anlamına gelmez.

Yeter ki sezgilerinize güvenin, empati kurun, kendinizi kullanıcı kitlenizin yerine koyun.
Sıradan olmayın, verdiğiniz mesaj öylesine beklenmedik olsun ki mesajı alan birkaç saniye bakakalsın.

Şöyle bir analoji kurabiliriz:

Size her gün binlerce iletişim kanalından kanaldan ürün ve hizmet tanıtımı yapılıyor:
  • Yolda elinize tutuşturulan "ingilizce öğreniyor muyuz" broşürü,

  • posta kusunuza çeşitli uzuvlarınızı güçlendireceğini iddia eden bitkisel ilaç reklamları,

  • televizyon reklamları,

  • gazetenizin hacmen yarısını kaplayan orta sayfa reklamları,

  • panolar,

  • radyo duyuruları...
Birileri, siz istemediğiniz halde bir şeyleri gözünüze gözünüze sokuyor
  • "merdiven efendim tam 33 farklı işlevi var..."

  • "... yanına süper karın kası yapıcımızı da indirimli veriyoruz."

  • "... rakiplerinin aksine 220 derece açıyla çalışıyor ..."

  • "Yeni bir kokumuz var 'a la chance dö la monde'. Test etmek ister misiniz? (Fısst) Bileğinize sıktım bile..."

  • "... Değerli müşterilerimiz; Çengelköy hıyarında şok indirimi kaçırmamak için son yirmi saniyeniz..."

Siz ise, bunca dış mesaja karşı tamamen gardınızı almış bir boksör gibisiniz.

Bu mesajlar
  • Siz istemediğiniz halde sizin gözünüze, kulağınıza sokulduğu için
  • ve siz de "keriz olmadığınız" için;
hepsini duymazdan geliyor; ilgilenmiyorsunuz.

Ancak öyle bir an geliyor ki sıradışı, beklenmedik ve belli ki zekice hazırlanmış bir mesajla karşı karşıya kalıyorsunuz:

...Ve tüm gardınız bir anda düşüyor.


(not: var böyle bir yer. Benim iki sokak yukarımda)

Şimdi söyleyin, bir bakkal bundan daha güzel nasıl konumlandırılabilir?
Rakiplerinden (hipermarketler) ve alternatiflerinden (alt mahallenin bakkalı) farklılığını daha kısa/öz/çarpıcı bir biçimde nasıl ifade edebilir?

Siz gidip bu bakkaldan alışveriş yapmaz mısınız?
Gidip o bakkalın kelinin ortasından öpmez misiniz?


... Yarın görüşmek üzere.

Labels: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 


1 Yorum

Burak S. dedi ki...
4p den biri olanKonumlandırma ile ilgili söylediklerin çok güzel.Resimdeki "Bakkalım" örneği, MİGROS'un ŞOK gibi yarattığı ve daha sonra tutmadığı için yavaş yavaş geri çektiği bir konsept. Yani aslında hipermarketlere rakip değil aksine onlardan birinin alt kolu. Şok indirimler vs.e gelince... Onlar da yanılmıyorsam koşullandırma. Yani, insanlara bir şeyin sınırlı sayıda olduğunu göstererek ona olan ilginin artmasını sağlamak gibi. Bunlar günümüz pazarlamacılığının getirdiği olağan şeyler. Ama elden ne gelir, devir değişti iyice. Büyük firmalar daha da büyümek için ellerinden geleni yapıyorlar, bu arada küçüklere ne olursa kimsenin umurunda değil. Saygılarımla...
Pazar, Haziran 11, 2006  


Post a Comment

Bu iletiye linkler:


Create a Link

<< Ana Sayfa




Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor