Gün 40 - insan 2.0
"Eğer bir gün biri çıkıp da Evrenin hangi nedenle...
ve niçin burada varolduğunu keşfederse,
Evrenin birdenbire yok olacağını ve
yerini çok daha garip ve anlaşılmaz
bir şeyin alacağını öne süren bir kuram vardır."
"Bir başka kuramsa, bunun zaten gerçekleştiğini ileri sürer."
(Otostopçunun Galaksi Rehberi, ikinci kitap, Evrenin Sonundaki Restoran)
Fark ettiyseniz son birkaç senedir klasik web sitelerinden, daha dinamik, daha hızlı, beklentileri çok daha iyi karşılayan bir web ortamına doğru oldukça hızlı bir geçiş sürecine tanıklık ediyoruz.
Artık daha paylaşımcı, daha sosyal, daha kullanışlı bir web var.
Eskiden sadece pasif okuyucu / takip edici olduğumuz webde artık aktif katılımcı durumundayız:
- Forumlara üye oluyoruz,
- e-posta listelerini takip ediyoruz,
- sosyal ağlar; web üzerinde ortak ilgi alanlarımıza göre kurduğumuz gruplar, profesyonel paylaşım siteleri (örneğin cember.net ) artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası olmuş durumda.
Web 2.0 temel hammaddesi "salt pasif izleyicilikten, aktif katılımcılığa yönelmiş" insandır. Yani, bir anlamda "almadan vermenin" mutluluğuna erişmiş insan.
Web 2.0, bir bakıma, kendisiyle beraber evrimleşmek zorunda olan insanları da "insan 2.0"a çevirdi diyebiliriz.
Bu noktada;
İnsan, insan olmasından dolayı, kendi içerisinden daha iyi bir ben üretme yetisine sahiptir. İnsanın kendisini yeniden keşfetmesi için hiçbir zaman çok geç değildir. İnsan yaratıcıdır.
İşte "insan 2.0"dan kastım gelişen teknoloji ve buna paralel olarak hızla gelişen dünyada tutunabilmek için aktif yaşamını hızla değiştirmek, sürekli yeni birşeyler öğrenmek zorunda olan; öğrenmenin zevkine varmış insandır.
Bu açıklamalardan sonra rahatsızlık hissediyorsanız, yani halen at gözlükleriniz gözünüzde bu yazıyı okumaya devam ediyorsanız; yapacak başka bir iş bulunuz; çünkü bu yazı size hitap etmiyor demektir.
Ne diyorduk, "insan 2.0" yani "yeni nesil insan". "insan 2.0", yaşamının hangi evresinde olursa olsun, yeni birşeyler öğrenmeye kendini adamış bir insandır.
Diyelim ki birisi kafanıza bir silah dayadı ve "hayatta gerçekten olmak istediğin nedir?" dedi.
Ve sonra diyelim bu kişi "eğer bu istediğin noktaya gelmek için şu andan başlayarak adım atmazsan ölürsün" diye devam etti.
Ve diyelim bu kişi sizin kim olduğunuzu biliyor ve sizi sürekli takip ediyor. Ne yaparsınız?
Sizi bilmem ama, ben böyle bir durumda bir an bile durmaksızın amaçladığım hedef doğrultusunda ilerlerim. Sürekli kendimi geliştirir; yenilerim.
Şimdi silahı size doğrultan kişi yerine "hızla gelişen dünya"yı koyun (hatta boşverin bu kişisel gelişim laf salatasını, silahı çeken kişinin yerine kendinizi koyun).
Kaybolmak istemiyorsanız yeni şeyler öğrenmek, gelişmek zorundasınız. Kısacası gelişen dünya sizi, Siz 2.0 olmaya ya da yokolmaya zorlamakta. Seçim sizin.
...
Kimileriniz "bu yaştan sonra olacak iş mi?" diyor olabilir.
Ancak unutmayın ki, insanlar yaşlarından bağımsız olarak, hiç denemedikleri bir konuda oldukça başarılı olabilirler:
Kaç kere, bir şeylere daha çocukken başlamış olmayı istemişizdir. Örneğin "eğer 6 yaşında piyano çalmaya başlasaydım, şu an yirmi yıldır piyano çalıyor olacaktım" gibi.
Peki ya şimdi başlarsam ne kaybederim, bundan yirmi yıl sonra; hatta bundan on yıl sonra bile çok iyi bir piyanist olabilirim. Yeter ki bunu gönülden isteyim.
Eğer insan gerçekten odaklanırsa bir senede, hatta birkaç ayda bile inanılmaz işler başarabilir. Önemli olan inanmak, pes etmemek ve odaklanmak.
Peki Siz, Siz 2.0 olmak adına ne yapıyorsunuz?
Gelmeye çalıştığım nokta; nasıl düzenli spor yapmak vücudunuz için yararlı ise, düzenli olarak bir şeyler öğrenmek, bilginizin sınırlarını zorlamak da beyniniz için gerekli bir egzersizdir.
"zamanım yok ki" bahanesini bir kenarı bırakın. Henüz yeni olduğunuz bir şeylerde bile uzmanlaşacak zamanınız var; kendinizi kandırmayın.
Eskiden neye başlamış olmayı isterdiniz?
- Gitar çalmak mı? Gidin yarın bir gitar alın.
- Programcı olmak mı? Gidin herhangi bir programlama diline giriş seviyesinde bir kitap satın alın.
- Görsel tasarım mı? Gidin, renk harmonisi üzerine birşeyler okuyun.
- Satranç? Capablanca'nın "Satrancın Esasları" kitabını okumaya başlayın (büyük ve güzel bir satranç seti de satın alın)
Ancak gerçekten çabalarsanız içinizideki yeni sizi keşfedecek ve öğrenmenin zevkine varacaksınız. Ve kendi kapasitenizi gördüğünüzde hayrete düşeceksiniz.
...
Hani Nietzsche "din toplumların afyonudur" demiş ya.
Öğrenmek de beynin afyonudur:
Öğrenmenin zevkine bir vardınız mı hep daha fazlasını istersiniz. Zorluklarla mücadele ettikçe, öğrenmenin ve başarmanın zevkine vardıkça kendinizi daha çok kaybedersiniz.
Öyle anlar olur ki, dış dünyayla bağlantınız kopacak, sabah ne yediğinizi unutacak derecede bilginin içine gömülür, sarhoş olursunuz.
Biraz dallandırdım ama anlatabilmişimdir derdimi umarım :)
Son söz: Siz siz olun; Siz 2.0 olun :)
... Yarın görüşmek üzere.
Labels: kişiselgelişim
bu yazıyı sevdin mi?
hemen
una ekle!
- kalıcı link: Pazar, Haziran 04, 2006



0 Yorum
Post a Comment
Bu iletiye linkler:
Create a Link
<< Ana Sayfa