.

Salı, Nisan 11, 2006

Gün 15 - Zamanın Fırsat Maliyeti #

Eğer yeni yeni işinizi kurmaya başladıysanız; yani sabit bir gelir modeliniz olmaksızın kendi ayaklarınız üzerinde durmayı daha yeni öğreniyorsanız dikkat etmeniz gereken pek çok nokta var demektir:

1. Fırsat Maliyeti

Çoğu zaman, "bir miktar daha nakit akışı" sağlamak için en önemli değerimizden, zamanımızdan fedakarlık edebiliriz. Ancak unutmamak gerekir ki, harcadığımız zamanın da bir "fırsat maliteti" (opportunity cost) var.

Şöyle örneklersek: Diyelim iki hafta sürecek ama size hiçbirşey katmayacak bir iş aldınız. İş aldığınız kişiyle gelecekte benzer bir iş yapmayacaksınız, tek seferlik bir iş yani. Uzun vadeli bir ilişki düşünülmüyor. Ve diyelim ki bu işten (atıyorum) 10K dolar kazanacaksınız.

Ancak bu işe girmeyip, bu işe harcayacağınız iki haftayı X teknolojisini öğrenmek için harcarsanız, size başka bir iş teklifi gelebilecek ve X teknolojisini bildiğiniz için teklifi kabul edebileceksiniz. Diyelim ki bu iş de 2 haftalık ve getirisi (yine atıyorum) 80K dolar.

İlk işi almış olsaydınız 4 haftada elinize 20K geçecekti (çünkü ikinci işi alamayacaktınız). İlk işi es geçip kendinizi geliştirip diğer işi aldığınızda ise 4 haftada elinize 80K geçmiş olacaktı.

İşte aradaki 60K dolarlık fark harcadığınız zamanın fırsat maliyetidir.

Zamanın sizin en değerli hazineniz olduğunu ve zamanınızın her zerresini çok iyi değerlendirmeniz gerektiğini asla unutmayın.

2. Yanlış kişilere satış yapmak

Ya da önünüze gelen herkese ürününüzü ya da hizmetinizi satmak için çabalamak.
Ürünüzü herkese tanıtmak zamanınızın fırsat maliyetini yanlış değerlendirmek demketir.

Ürününüzü ya da hizmetinizi gerçekten faydası dokunacak kimselere tanıtmalısınız.

Benzer şekilde bir kişi sizden bir hizmet isterse, eğer bu iş anlaşmasının size pozitif bir getirisi yoksa (yani 60K lık fark örneğindeki gibi bu işi almamanın fırsat maliyeti daha yüksek ise) ya da ne bileyim, iş yapacağınız kişi eli sıkı, geçinilmesi zor bir müşteri ise, sizde gereğinden fazla baskı ve stres uyandıracaksa; işi kabul etmemekte özgür olmalısınız.

Unutmayın, müşterinizi seçmek sizin en doğal hakkınız.

3. Gereğinden fazla para harcamak

Bu ay sizin için çok kârlı geçmiş olabilir ve kazancınızın bir kısmı ile kendinize yepyeni bir bilgisayar, bir dizüstü bilgisayarı, bir ev sineması almış olabilirsiniz. Ve halen kasanızda para olabilir.

Fakat bir sonraki ay durumun böyle olacağından nasıl emin olabiliyorsunuz? Elinizde en az üç-dört aylık rezerviniz yoksa ekstra harcama yapmayın. Nakit akışınızın hangi dönem ne düzeyde olacağını kimse bilemez.

4. Antlaşmalara güvenmeyin

Müşterinizle karşılıklı antlaşma imzalamış olmanız en iyi ihtimalle birbirinize karşılıklı güvenin ifadesidir. Eğer aranızda bir anlaşmazlık çıkarsa ve müşteriniz projeyi iptal etme kararı alırsa; inanın bana hakkınızı aramak için mahkemelerde geçireceğiniz zamanın fırsat maliyetini tahmin bile edemezsiniz!
(Bu tarz mahkemelerin bazen seneler sürdüğünü göz önüne alırsanız, mahkemeye harcayacağınız zamanda yeni müşteriler arayın daha iyi :) )

Yani bir anlaşmazlık olmaması için elinizden geleni yapın.
Mümkün olduğunca yasal yollarla değil, konuşarak, tartışarak çözüm üretmeye gayret edin.

5. Sezgilerinize güvenin

Hayat (özellikle iş hayatı) o kadar çok değişkenle dolu ki, çoğu zaman tam anlamıyla mantıklı kararlar verebilmek için elinizde yeterli veri olmuyor.

En başta insanlar olarak bizler "mantıklı" değiliz. Ve "mantıklı" olmayan bir toplumun içinde mantıksal sonuçlara varmak hayli zor.

İşte mantığın atının çatladığı noktalarda, aradaki boşluğu doldurmak için sezgilerimizi kullanırız.

Sezgilerin, iş hayatında karar alma süreçlerinde çok önemli yeri vardır
(bazı firmaların binlerce TL verip şirket falcıları -- evet bildiğimiz falcı! -- tuttuklarını düşünürsek :) )

Şaka bir yana, sezgilerinizi küçümsemeyin. Doğru olmasına inandığınız şey, genellikle doğru olması gereken şeydir.

6. Fazla resmi olmayın

Zaten iş hayatıdaki resmiyetten kaçmak için kendi işinizi kurmadınız mı biraz da?
Aşırı ciddi, mesafeli, resmi olmayın.
Müşterilerinize onlardan biri olarak yaklaşın. Onların dilini konuşmaya çalışın.

Öncelikle insan ilişkileri kurun; iş ilişkisi daha sonra arkasından gelir.

7. Kişiliğinizden ödün vermeyin

Yani maske takmayın:
Başkasıy "mış gibi" davranmayın.
Kim iseniz, ne iseniz, osunuz. Ne bir eksik, ne bir fazla.

Eğer robotlarla çalışmak isteyen müşterileriniz varsa, onları ayrıldığınız "kurumsal" firmaya yönlendirirsiniz :)
Siz bir insansınız ve insan olarak bir kişiliğiniz var.

(Varsa) kurumsal kimliğiniz, kendi kişiliğinizin bir yansıması olmalıdır.

Kısaca kurumsal, ciddi ve hayali bir benlik yaratmayın.
Kendiniz olun, rahat olun.
Göreceksiniz ki böylelikle kendinizi, ürünlerinizi, eserlerinizi çok daha rahat ifade edebileceksiniz.

8. Değer üretmeye odaklanın

Yaptığınızın işin amacı "para kazanmak" değil "değer üretmek"tir.

Para kazanmak amacıyla yola çıkarsanız kazancınız kısa vadeli ve az olur.
Eğer değer üretirseniz, uzun vadede çok daha fazla kazanırsınız.

İşiniz niye var? Bir değer sağlamak için.

Eğer başkalarından farklı bir şeyler sunmuyor, bir değer katmıyorsanız, piyasada yeriniz o kadar iyi olmayacak demektir.

Dünya yeni ürünler istemiyor!

Süpermarketlerin raflarına bakın: En az elli çeşit yoğurt var. Sizce müşteriler bir elli birinci yoğurdu büyük bir arzu ile bekliyorlar mıdır?

Önemli olan daha çok satmak değil, özgün bir değer üretmektir. Ancak bu şekilde gerçek başarıya ulaşabilir ve işinizi büyütebilirsiniz.

Aksi takdirde kendinize full-time bir iş aramanızı öneririm, çünkü girişimcilik pek size göre değil demektir.

Yarın görüşmek üzere.

Labels: ,


 bu yazıyı sevdin mi?  hemen una ekle!
 


0 Yorum


Post a Comment

Bu iletiye linkler:


Create a Link

<< Ana Sayfa




Geçmiş iletiler

RSS de ne ola ki? RSS

RSS register icon

Çeşitli

Sponsor

Önerdiğim Bağlantılar

Çnerdiğim Tarayıcı

Sponsor